Tsurugi Burnu, 1871'de aydınlatmaya başlamış olan, Japonya'nın en eski batı tarzı deniz fenerine sahiptir.Kaap Tsurugi heeft de oudste vuurtoren in westerse stijl van Japan, in gebruik genomen in 1871.
Bu moment uçağın burnunu kaldırır.Op dat moment breekt de staart van het vliegtuig af.
Ardından gemi Afrika'nın güney ucundaki Ümit Burnu'na (Cape of Good Hope) ilerledi.Na een lange reis bereikte het schip de zuidwestelijkste punt van Afrika, Kaap de Goede Hoop.
Şimdi her şeye burnunu sokman niye?" diyerek çıkışmıştır.Dan vraag je je af waarom je het allemaal doet."
Sümüklüböceklerin dört tane burnu vardır.Herkauwers bezitten vier magen.
Nogentli Guibert'e göre, burnunun yerine altından bir protez vardır.Volgens Studio Vandersteen is de zwarte streep onder de neus van Lambik een snor.
1488 yılında Bartolomeu Dias Ümit Burnunu geçti.In 1488 rondde Bartolomeu Kaap de Goede Hoop.
Bunu hayvanın ağzını, burnunu tıkayarak gerçekleştirirler.Hierbij houdt het dier de noot vast in zijn poot.
1497 - Portekizli denizci Vasco de Gama, Ümit Burnu'na vardı.Op kerstdag 1497 meerde de Portugese ontdekkingsreiziger Vasco da Gama aan bij het huidige eThekwini.
Eğitimler sırasında burnunu da kırdığını söylüyor.Het bleek aan zijn manier van instuderen te liggen.
Bu yunus türünün belirgin özelliği konik kafası ve dar burnudur.Een karakteristiek kenmerk van gieren is hun kale kop en nek.
Uyandığında ağzından ve burnundan gerçekten kan gelmektedir.Er loopt bloed uit haar mond en neus.
Burunları domuz burnuna benzer.De oren lijken op die van een konijn.
Audrey'in büyük bir burnu vardır.De bongo heeft opvallend grote oren.
Ben burnumdan nefes alamıyorum.Ik kan niet door mijn neus ademen.
Burnumdan nefes alamıyorum.Ik kan niet door mijn neus ademen.
Burnu büyüktü.Hij heeft een dikke nek gekregen.
Burnu büyüktü.Hij loopt naast zijn schoenen.
Burnu kitaptan kalkmaz.Hij zit altijd met zijn neus in de boeken.
Ölmeden önce Moody nin burnunun büyük bir kısmını parçalamıştır.)W potyczce z nim Moody stracił część swojego nosa.
Bunun üzerine suyun içinden bir alabalık burnunun üzerinde yüzük ile belirdi.Otóż nalał on do pełna wody do naczynia, a następnie zanurzył w nim koronę.
Onların öfkelerinden kaçarak, Kafireas burnunda bulunan bir kaleye sığındılar.W obawie o jego bezpieczeństwo przywieziono go do Knurowa (furmanką) ukrytego w szafie ubraniowej.
Burnu yoktur.Nie ma też nosa.
Ardından gemi Afrika'nın güney ucundaki Ümit Burnu'na (Cape of Good Hope) ilerledi.Przed opuszczeniem Przylądka Dobrej Nadziei zmierzył pierwszy łuk południka w Afryce Południowej.
Burunları domuz burnuna benzer.Nos podobny do świńskiego.
Heraklonas'ın burnu, Martina'nın dili kesildi ve Rodos adasına sürgüne gönderildiler.Po obaleniu Herakleonasa Martynie obcięto język i zesłano na wyspę Rodos, gdzie zmarła.
Ayrıca, burnundan soluması ise hafif seslere dönüşür.Kiedy kłamie, jego nos się wydłuża.
Ön burun kemiği olan premaxilla, burnun uzunluğunun %32'sini işgal eden düzleştirilmiş bir burun oluşturur.Kość przedszczękowa współtworzy spłaszczony pysk stanowiąc 32% jego długości.
Burnu yiyecek ararken toprağı karıştırmaya yarar.Przy czym potrafią dziobem rozkopywać ziemię w poszukiwaniu pokarmu.
Albus hiç kardeşine bakmıyor diye annesinin cenazesinde Albus'un burnunu kırmıştır.Na jej pogrzebie Aberforth złamał swojemu bratu nos.
Yani, küme atın burnunun tam ucunda denebilir.Masa guza może stanowić czoło wgłobienia.
Burnuna, yüzüne ve boynuna birçok yerine bıçakla saldırdı.Została ona wielokrotnie dźgnięta nożem w okolicach głowy i szyi.
Kalın olanı çenesinde, daha ufak olan iki tanesi ise burnunda olan üç bıyığı vardır.Na jej dnie znajduje się niewielka sala, za którą są dwie kolejne sale.
1979 yılında Jackson her zamanki dans rutini sırasında burnunu kırdı.År 1979 bröt Jackson sin näsa under ett invecklat dansnummer.
Matt Groening, normalde gözlerle çizime başlamakta, ardından burnu ve Bart’ın kafasının tümünü çizmektedir.Matt Groening börjar med ögonen, näsan, och sen konturerna av Barts huvud.
Ayrıca, kişinin ağzındaki ve burnundaki mukozada hafif kanama olabilir.Den drabbade kan också blöda lätt från slemhinnorna i munnen och i näsan.
Bart, mücadele eder fakat yanlışlıkla Nelson'un burnundan kan gelmesine neden olur.Bart fortsätter slåss och råkar träffa Nelson på näsan.
Burnu yoktur.Inga ansiktsuttryck.
İki donanma 21 Ekim'de Trafalgar Burnu açıklarında karşılaştı.Den franska flottan besegrades överväldigande i slaget vid Trafalgar den 21 oktober.
Pinokyo periye yalan söyledikçe burnu uzamakta ve herkes yalan söylediğini fark etmektedir.När klassföreståndaren ställer några frågor till Pinocchio ljuger han och för varje lögn växer hans näsa.
Burunları domuz burnuna benzer.Öronsälars skalle liknar björnars.
Tam bu sırada Kovalyov uyanır ve burnunun yerinde olmadığını anlar.Kovaljov vaknar upp ur en angenäm dröm och upptäcker att han inte längre har någon näsa.
Mona, üst dudağı ile burnu gibi yüz hatları bakımından az biraz Homer'a benzemektedir.Mona fick samma överläpp och näsa som Homer.
Burnu çok iyi koku alır.Grytet luktar därför påfallande.
Ümit Burnu, çok zengin bir doğal yaşama sahiptir.Nådjärv sjö med ett rikt naturliv.
İşaret parmağını burnuna götürmesi devam et demektir.Näspetning innebär att man petar med finger i näsan.
Yapraklı deniz ejderi gibi, avlarını yutmakta kullandığı uzun bir burnu vardır.De har en lång kropp och en lång svans som de använder sig av när de simmar.
Uçağın burnundan kuyruğuna uzanan eksendir.Поздовжня вісь проходить уздовж літака від носа до хвоста.
Alnı kubbe şeklindedir, burnu uzundur.Голова має трикутну форму, ніс трохи загострений.
Yason Burnu yarımadası, doğal görünüme sahip bir yarımadadır.Ялина — ботанічна пам'ятка природи місцевого значення.
Burunları domuz burnuna benzer.Очі схожі на яєчню.
Domuzun burnu, kısrağın götü, mezbaha iti, vaftiz edilmemiş kaş, kendi anasını siken.Свиняча ти морда, кобиляча срака, різницька собака, нехрещений лоб, мать твою в'їб.
Orsalamak: teknenin burnunu rüzgara yaklaştırmak rüzgara olan açıyı azaltmaktır.Призначення плавучого якоря — утримувати дрейфуюче судно носом проти вітру.
Büyük bir burnun var.У тебе великий ніс.
Burnumu kırdı!Він мені ніс розбив!
Onun burnu büyük.У неї великий ніс.
Onun burnu büyük.У нього великий ніс.
Burnun kanıyordu.З твого носа йшла кров.
Büyük bir burnum var.У мене великий ніс.
Dwejra noktası olarak bilinen bir burnun ucunda yer alıyordu.Nacházelo se na špičce výběžku známého jako Dwejra Point.