Ana içeriğe geç
Sözlük

bulunduk ile cümle

bulunduk kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
8
HARF
3
HECE
11
ORT. KELİME
Saul peygamberlikte bulunduktan sonra tapınma yerine çıktı.Men när hans profetiska hänryckning hade upphört, gick han upp på offerhöjden.
Saul peygamberlikte bulunduktan sonra tapınma yerine çıktı.Päästyään hurmoksista hän meni uhrikukkulalle.
Saul peygamberlikte bulunduktan sonra tapınma yerine çıktı.Quando ebbe terminato di profetare andò sull'altura
Saul peygamberlikte bulunduktan sonra tapınma yerine çıktı.Saúl cesó de profetizar y llegó al lugar alto
Saul peygamberlikte bulunduktan sonra tapınma yerine çıktı.Setelah Saul selesai menari-nari dan berteriak-teriak, pergilah ia ke mezbah di atas bukit
Saul peygamberlikte bulunduktan sonra tapınma yerine çıktı.Tendo ele acabado de profetizar, foi ao alto.
Saul peygamberlikte bulunduktan sonra tapınma yerine çıktı.Toen Saul was opgehouden te profeteren, klom hij verder de heuvel op.
Saul peygamberlikte bulunduktan sonra tapınma yerine çıktı.Und da er ausgeweisagt hatte, kam er auf die Höhe.
Saul peygamberlikte bulunduktan sonra tapınma yerine çıktı.Και αφου ετελειωσε προφητευων, ηλθεν εις τον υψηλον τοπον.
Saul peygamberlikte bulunduktan sonra tapınma yerine çıktı.И като свърши пророкуването си, дойде на високото място.
Saul peygamberlikte bulunduktan sonra tapınma yerine çıktı.И перестал он пророчествовать, и пошел на высоту.
Saul peygamberlikte bulunduktan sonra tapınma yerine çıktı.ויכל מהתנבות ויבא הבמה׃
Saul peygamberlikte bulunduktan sonra tapınma yerine çıktı.ولما انتهى من التنبي جاء الى المرتفعة.
Saul peygamberlikte bulunduktan sonra tapınma yerine çıktı.掃 羅 受 感 說 話 已 畢 、 就 上 邱 壇 去 了
Saul peygamberlikte bulunduktan sonra tapınma yerine çıktı.掃羅 受 感說話 已 畢 、 就 上 邱壇去了
Sonuç olarak dünyanın her yerinden 80 genç insana gelip aynı sorunu çözmeleri için davette bulunduk.그래서 우리는 전 세계 각지에서 80명의 젊은이들을 초청했습니다. 와서 함께 같은 문제를 고민해보자구요.
Sonuç olarak dünyanın her yerinden 80 genç insana gelip aynı sorunu çözmeleri için davette bulunduk.Also haben wir 80 junge Leute aus der ganzen Welt eingeladen zu kommen und dasselbe Problem zu lösen.
Sonuç olarak dünyanın her yerinden 80 genç insana gelip aynı sorunu çözmeleri için davette bulunduk.Aşa că am invitat 80 de oameni tineri de peste tot din lume să vină şi să rezolve aceeaşi problemă.
Sonuç olarak dünyanın her yerinden 80 genç insana gelip aynı sorunu çözmeleri için davette bulunduk.A tak jsme pozvali 80 mladých lidí z celého světa aby přišli a vyřešili stejný problém.
Sonuç olarak dünyanın her yerinden 80 genç insana gelip aynı sorunu çözmeleri için davette bulunduk.Donc nous avons en fait demandé à 80 jeunes gens du monde entier de venir et de résoudre le même problème.
Sonuç olarak dünyanın her yerinden 80 genç insana gelip aynı sorunu çözmeleri için davette bulunduk.Dus we nodigden 80 jonge mensen van over de hele wereld uit om hetzelfde probleem op te lossen.
Sonuç olarak dünyanın her yerinden 80 genç insana gelip aynı sorunu çözmeleri için davette bulunduk.Jadi kami mengundang 80 anak muda dari seluruh dunia untuk datang dan menyelesaikan masalah yang sama.
Sonuç olarak dünyanın her yerinden 80 genç insana gelip aynı sorunu çözmeleri için davette bulunduk.Por isso convidámos 80 jovens de todo o mundo para resolverem o mesmo problema.
Sonuç olarak dünyanın her yerinden 80 genç insana gelip aynı sorunu çözmeleri için davette bulunduk.Quindi abbiamo invitato 80 giovani da tutto il mondo per venire e risolvere lo stesso problema
Sonuç olarak dünyanın her yerinden 80 genç insana gelip aynı sorunu çözmeleri için davette bulunduk.Så vi inviterede faktisk 80 unge fra hele verden til at komme og løse det samme problem.
Sonuç olarak dünyanın her yerinden 80 genç insana gelip aynı sorunu çözmeleri için davette bulunduk.Tehát meghívtunk 80 fiatalt az egész világról, hogy oldják meg ugyanazt a problémát.
Sonuç olarak dünyanın her yerinden 80 genç insana gelip aynı sorunu çözmeleri için davette bulunduk.Vì thế, chúng tôi đã mời 80 người từ khắp nơi trên thế giới cùng giải quyết một vấn đề.
Sonuç olarak dünyanın her yerinden 80 genç insana gelip aynı sorunu çözmeleri için davette bulunduk.Затова всъщност поканихме 80 млади хора от целия свят да дойдат и да разрешат същия проблем.
Sonuç olarak dünyanın her yerinden 80 genç insana gelip aynı sorunu çözmeleri için davette bulunduk.Тому ми запросили 80 молодих людей з різних куточків світу приїхати і також скласти цей список.
Sonuç olarak dünyanın her yerinden 80 genç insana gelip aynı sorunu çözmeleri için davette bulunduk.אז הזמנו 80 אנשים צעירים מרחבי העולם, וביקשנו מהם לעשות את אותה עבודה.
Sonuç olarak dünyanın her yerinden 80 genç insana gelip aynı sorunu çözmeleri için davette bulunduk.لذا فقد قمنا بدعوة 80 شابا من مختلف انحاء العالم لمناقشة وحل نفس المشكلة .
Sonuç olarak dünyanın her yerinden 80 genç insana gelip aynı sorunu çözmeleri için davette bulunduk.同じ問題を解いてもらいました たった二つだけ求めた事は 大学で勉強している事と
Tutuklandıkları yer, yanlış teşhis edildikleri yer, suç esnasında bulundukları yer.Az őrizetbe vétel, a téves azonosítás vagy az alibi helyszínén.
Tutuklandıkları yer, yanlış teşhis edildikleri yer, suç esnasında bulundukları yer.De arrestatieplek, de plek van het foutief identificeren, de alibi-locatie.
Tutuklandıkları yer, yanlış teşhis edildikleri yer, suç esnasında bulundukları yer.Der Ort der Festnahme, der Ort der falschen Identifizierung, der Alibiort.
Tutuklandıkları yer, yanlış teşhis edildikleri yer, suç esnasında bulundukları yer.Hiện trường bắt giữ, nơi nhận diện nhầm, địa điểm của chứng cớ ngoại phạm.
Tutuklandıkları yer, yanlış teşhis edildikleri yer, suç esnasında bulundukları yer.체포현장, 잘못된 지목의 현장, 알리바이 장소 같은 곳들이죠. 체포현장, 잘못된 지목의 현장, 알리바이 장소 같은 곳들이죠.
Tutuklandıkları yer, yanlış teşhis edildikleri yer, suç esnasında bulundukları yer.La escena del arresto, de identificación errónea, la ubicación de la coartada.
Tutuklandıkları yer, yanlış teşhis edildikleri yer, suç esnasında bulundukları yer.La scena dell'arresto, la scena dell'erronea identificazione, il luogo dell'alibi.
Tutuklandıkları yer, yanlış teşhis edildikleri yer, suç esnasında bulundukları yer.Le lieu d'arrestation, de la fausse identification, ou de l'alibi.
Tutuklandıkları yer, yanlış teşhis edildikleri yer, suç esnasında bulundukları yer.Locul arestului, scena identificării greşite, locaţia-alibi.
Tutuklandıkları yer, yanlış teşhis edildikleri yer, suç esnasında bulundukları yer.Miejsce aresztowania, miejsce złej identyfikacji, miejsce alibi.
Tutuklandıkları yer, yanlış teşhis edildikleri yer, suç esnasında bulundukları yer.O local da prisão, o local da falsa identificação, o local do álibi.
Tutuklandıkları yer, yanlış teşhis edildikleri yer, suç esnasında bulundukları yer.Место ареста, место ошибочного опознания, место алиби.
Tutuklandıkları yer, yanlış teşhis edildikleri yer, suç esnasında bulundukları yer.Мястото на ареста, мястото на погрешна идентификация, местото на алибито.
Tutuklandıkları yer, yanlış teşhis edildikleri yer, suç esnasında bulundukları yer.זירת המאסר, זירת הזיהוי השגוי, מקום האליבי.
Tutuklandıkları yer, yanlış teşhis edildikleri yer, suç esnasında bulundukları yer.مكان الاعتقال ، ومكان التعرف الخطأ عليهم ، موقع المدعي عليهم.
Tutuklandıkları yer, yanlış teşhis edildikleri yer, suç esnasında bulundukları yer.アリバイのあった場所などです そして ここは犯行現場です
Tutuklu bulundukları ıslahevi, şansa bakın ki, her zamanki gezilerimden birinin tam ortasında.Die Strafanstalt, in der sie inhaftiert sind,
Tutuklu bulundukları ıslahevi, şansa bakın ki, her zamanki gezilerimden birinin tam ortasında.이 친구들이 수감되어 있는 교정 시설을 일상적으로 다니는 길에서 우연히 발견하게 되었습니다.
Tutuklu bulundukları ıslahevi, şansa bakın ki, her zamanki gezilerimden birinin tam ortasında.המעון הסגור בו הם שוהים נמצא בדיוק באמצע אחד מהטיולים הקבועים שלי,
Tutuklu bulundukları ıslahevi, şansa bakın ki, her zamanki gezilerimden birinin tam ortasında.لقد كانت تلك الاصلاحية التي حُبس فيها هؤلاء الاطفال في منتصف الطريق في إحدى رحلاتي الاعتيادية ..
Tutuklu bulundukları ıslahevi, şansa bakın ki, her zamanki gezilerimden birinin tam ortasında.たまたま 私がよく走るルートの 途中にありました そこは鉄条網に囲まれて
Ve ben "Evet... ...ama nerede olduklarını ve hangi ülkeye bağlı bulunduklarını söyleyin bana." dedim."Certo", ho detto, "Ma ditemi dove si trovano e a che paese appartengono".
Ve ben "Evet... ...ama nerede olduklarını ve hangi ülkeye bağlı bulunduklarını söyleyin bana." dedim.Dan saya berkata, "Ya. Tapi beri tahu di mana dan di negara mana pulau itu."
Ve ben "Evet... ...ama nerede olduklarını ve hangi ülkeye bağlı bulunduklarını söyleyin bana." dedim.En ik zei, "Natuurlijk. Maar vertel me eerst eens waar ze liggen en tot welke land ze behoren."
Ve ben "Evet... ...ama nerede olduklarını ve hangi ülkeye bağlı bulunduklarını söyleyin bana." dedim.Én pedig azt mondtam, "De, akarok! Csak áruljátok már előbb el, hol vannak, és mely országhoz tartoznak."
Ve ben "Evet... ...ama nerede olduklarını ve hangi ülkeye bağlı bulunduklarını söyleyin bana." dedim.Et j'ai dit, "Ouais. Mais dites-moi où elles se trouvent et à quel pays elles appartiennent".
Ve ben "Evet... ...ama nerede olduklarını ve hangi ülkeye bağlı bulunduklarını söyleyin bana." dedim.전 "좋아.하지만 그 섬이 어디에 있는지, 그 섬이 속한 나라에 대해 말해줘."라고 했습니다.
Ve ben "Evet... ...ama nerede olduklarını ve hangi ülkeye bağlı bulunduklarını söyleyin bana." dedim.Nikdy se tam nikdo nepotápěl." A já řekl, "Jasně. Ale řekněte mi kde jsou a jaká zem je vlastní."
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod