buluştu ile cümle
buluştu kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
7
HARF
3
HECE
8
ORT. KELİME
Ayrıca, Namibya'da Beyond Borders filminin çekimlerindeyken Angolalı mültecilerle de buluştu.Med snemanjem filma Preko vseh meja v Namibiji je obiskala tudi angolski tabor.
Ağustos 1684'te Cambridge Üniversitesi'nde Isaac Newton ile bunu tartışmak üzere buluştu.Avgusta 1684 je odšel v Cambridge, da bi se o tem pogovoril z Newtonom.
Zamanında çok dikkat çeken bir buluştur.Sausuoju metu laiku labai nusenka.
"41 yıl sonra zirvede buluştular".Kokku Raudami segakoori ees 41 aastat.
Ekim 2012'de, Londra'daki Ekvador Büyükelçiliği'nde WikiLeaks'in kurucusu Julian Assange ile buluştu.Saatkonnas varjab ennast WikiLeaksi asutaja Julian Assange.
3 Martta, vali yardımcısı Faysal bin Mishal şehrin ileri gelenleri ile yaşanan olayları konuşmak için buluştu.다음은 이날 참석자들의 자녀 중 하나인 마랴 알-파하드 (Marya al-fahad) 가 이렇게 트윗했다.
5 yıl önce yaptığımız şey şuydu: Yerli komünitelerdeki çocuklarla ABD'deki çocuklara buluşturmak.Pięć lat temu rozpoczeliśmy program, który łączy dzieci z plemion z dziećmi z USA.
ABD'deki çocuklara buluşturmak.토착지역의 아이들을 서로 연결해 주는 것이죠
ABD'deki çocuklara buluşturmak. Öncelikle, Navahu'da bir yerle Seattle'da bir sınıf belirledik.All'inizio abbiamo messo in contatto un gruppo della Nazione Navajo con una classe di Seattle.
ABD'deki çocuklara buluşturmak.בקהילות ילידיות עם ילדים בארה"ב.
ABD'deki çocuklara buluşturmak.في المجتمعات الاصلية مع الاطفال في الولايات المتحدة الامريكية
ABD'deki çocuklara buluşturmak.まず 私たちが結びつけたのは
Abyss'te, sualtı ve dalma sevdamı, filmcilikle buluşturmuş oluyordum.Bei "Abyss" konnte ich meine Vorliebe für die Unterwasserwelt und das Tauchen mit dem Filmemachen verbinden.
Abyss'te, sualtı ve dalma sevdamı, filmcilikle buluşturmuş oluyordum.E con "The Abyss" ho unito il mio amore per le profondità e le immersioni con la realizzazione di un film.
Abyss'te, sualtı ve dalma sevdamı, filmcilikle buluşturmuş oluyordum.Elokuvassa "Abyss - syvyys" yhdistin rakkauteni vedenalaiseen maailmaan elokuvan teon kanssa.
Abyss'te, sualtı ve dalma sevdamı, filmcilikle buluşturmuş oluyordum.En met "The Abyss", bracht ik m'n liefde voor onderwater en duiken, samen met films maken.
Abyss'te, sualtı ve dalma sevdamı, filmcilikle buluşturmuş oluyordum.Halál és A mélység titka. A Mélység titkában összehoztam a két szerelmemet a merülést és a filmrendezést.
Abyss'te, sualtı ve dalma sevdamı, filmcilikle buluşturmuş oluyordum."어비스"에는 깊은 바다와 잠수에 대한 제 애정을 함께 담았습니다.
Abyss'te, sualtı ve dalma sevdamı, filmcilikle buluşturmuş oluyordum.Och med "Avgrunden" så kombinerade jag min kärlek för undervatten och dykning med filmskapande.
Abyss'te, sualtı ve dalma sevdamı, filmcilikle buluşturmuş oluyordum.Og med "Dybet" satte jeg min kærlighed for det at være under vandet og dykning sammen med det at skabe film.
Abyss'te, sualtı ve dalma sevdamı, filmcilikle buluşturmuş oluyordum.Și cu "Abisul", am împreunat dragostea mea pentru peisajele subacvatice și scufundarea cu creația de filme.
Abyss'te, sualtı ve dalma sevdamı, filmcilikle buluşturmuş oluyordum.Và với "The Abyss", tôi hòa chung tình yêu của mình dành cho thế giới nước và việc lặn với cùng việc làm phim.
Abyss'te, sualtı ve dalma sevdamı, filmcilikle buluşturmuş oluyordum.V "Propasti" jsem spojil dohromady svou lásku k světu pod hladinou a potápění s filmem.
Abyss'te, sualtı ve dalma sevdamı, filmcilikle buluşturmuş oluyordum.W "Otchłani" udało mi się połączyć moje zamiłowanie do świata podwodnego i nurkowania oraz kręcenia filmów.
Abyss'te, sualtı ve dalma sevdamı, filmcilikle buluşturmuş oluyordum.Y con "The Abbys", junté mi amor por estar bajo el agua y el buceo, con hacer películas.
Abyss'te, sualtı ve dalma sevdamı, filmcilikle buluşturmuş oluyordum.Και με την "Άβυσσο", συνδύασα την αγάπη μου για τη θάλασσα και τις καταδύσεις με τη σκηνοθεσία.
Abyss'te, sualtı ve dalma sevdamı, filmcilikle buluşturmuş oluyordum.В "Бездне" соединились моя любовь к подводным погружениям и кинематограф.
Abyss'te, sualtı ve dalma sevdamı, filmcilikle buluşturmuş oluyordum.И с "Бездната," аз комбинирах моята любов към подводния свят с правенето на филми.
Abyss'te, sualtı ve dalma sevdamı, filmcilikle buluşturmuş oluyordum.Я поєднав у "Безодні" мою любов до підводного світу з кінематографом.
Abyss'te, sualtı ve dalma sevdamı, filmcilikle buluşturmuş oluyordum.ועם הסרט "מצולות", שילבתי את אהבתי למעמקי הים וצלילה, עם עשיית סרטים.
Abyss'te, sualtı ve dalma sevdamı, filmcilikle buluşturmuş oluyordum.وفي فلم " ذا أبيس " كنت اضع مع حبي للاعماق والغوص حبيَ لصناعة الافلام
Abyss'te, sualtı ve dalma sevdamı, filmcilikle buluşturmuş oluyordum.愛情を 映画制作に注ぎました 二つの情熱を組み合わせたんですね
Birkaç ay önce buluştuk.We ontmoetten letterlijk een paar maanden geleden.
Anneniz ve babanız buluştuğunda, döllenmiş bir yumurta oldu; şu küçük çıkıntılı yuvarlak şey.Aşadar, din întâlnirea părinţilor voştri a apărut un ovul fecundat, acel lucru rotund cu codiţă.
Anneniz ve babanız buluştuğunda, döllenmiş bir yumurta oldu; şu küçük çıkıntılı yuvarlak şey.Khi mẹ và và bố bạn gặp nhau, một cái trứng đã được thụ tinh cái tròn tròn đó với cái chấm nhỏ kia.
Anneniz ve babanız buluştuğunda, döllenmiş bir yumurta oldu; şu küçük çıkıntılı yuvarlak şey.Kiedy wasi rodzice się spotkali, powstało zapłodnione jajo, to małe, okrągłe z malutką wypustką.
Anneniz ve babanız buluştuğunda, döllenmiş bir yumurta oldu; şu küçük çıkıntılı yuvarlak şey.당신의 어머니와 아버지가 만났을 때, 약간의 변이가 있는 둥그런 수정란이 되지요
Anneniz ve babanız buluştuğunda, döllenmiş bir yumurta oldu; şu küçük çıkıntılı yuvarlak şey.Toen mama en papa elkaar leerden kennen, was er een bevruchte eicel, dat ronde ding met het bliepje.
Anneniz ve babanız buluştuğunda, döllenmiş bir yumurta oldu; şu küçük çıkıntılı yuvarlak şey.Когда ваши родители встретились, получилась оплодотворённая яйцеклетка — вот эта круглая штучка с пимпочкой.
Anneniz ve babanız buluştuğunda, döllenmiş bir yumurta oldu; şu küçük çıkıntılı yuvarlak şey.כשאמא ואבא נפגשו, נוצרה ביצית מופרית, הדבר העגול הזה עם הכתם הקטן שם.
Anneniz ve babanız buluştuğunda, döllenmiş bir yumurta oldu; şu küçük çıkıntılı yuvarlak şey.لذا، عندما اجتمع أمي وأبي، تكونت بويضة مخصبة، ذلك الشيء المستدير الذي تخرج منه بقعة.
Anneniz ve babanız buluştuğunda, döllenmiş bir yumurta oldu; şu küçük çıkıntılı yuvarlak şey.このような受精卵がつくられます この丸く ちょっと何かが飛び出しているものです これが育って 育って
Birkaç ay önce buluştuk.Συναντηθήκαμε, κυριολεκτικά, πριν κανα-δυό μήνες.
Birkaç ay önce buluştuk.ונפגשנו לפני מספר חודשים וכבר עיצבנו את המרכז
Birkaç ay önce buluştuk.والتقينا قبل أشهر قليلة فقط. والان قمنا بتطوير تصميم
Birkaç ay önce buluştuk.チームはすでにそこにいて 提携を結んで働いています
Biliyorsunuz, birkaç yıl önce Papa 2. Jean-Paul astrofizikçi Stephen Hawking ile Vatikan'da buluştu.Vocês sabem que há uns anos, João Paulo II, Papa, encontrou-se com Stephen Hawking, astrofísico, no Vaticano.
Birbirleriyle kontak halinde olmak isteyen insanları buluşturarak yapıyor.Azzal, hogy embereket egyesít törzsekké akik alig várják, hogy találkozzanak egymással.
Birbirleriyle kontak halinde olmak isteyen insanları buluşturarak yapıyor.Bằng cách kết nối một bộ tộc những người đang khát khao được kết nối với nhau.
Birbirleriyle kontak halinde olmak isteyen insanları buluşturarak yapıyor.Conectând un trib de oameni care sunt disperaţi să se conecteze unii cu alţii.
Birbirleriyle kontak halinde olmak isteyen insanları buluşturarak yapıyor.Dengan membangun suku yang terdiri dari orang-orang yang sangat ingin terhubung satu dengan lain.
Birbirleriyle kontak halinde olmak isteyen insanları buluşturarak yapıyor.Door een clan van mensen te verbinden die wanhopig naar contact met elkaar op zoek zijn.
Birbirleriyle kontak halinde olmak isteyen insanları buluşturarak yapıyor.En connectant une tribu de personnes qui meurent d'envie d'être connectées.
Birbirleriyle kontak halinde olmak isteyen insanları buluşturarak yapıyor.Fá-lo, ligando uma tribo de pessoas que estão danadas para se interligarem umas às outras.
Birbirleriyle kontak halinde olmak isteyen insanları buluşturarak yapıyor.Genom att sammankoppla en grupp människor som är desperata att få kontakt med varandra.
Birbirleriyle kontak halinde olmak isteyen insanları buluşturarak yapıyor.부족들을 연결해주는데 이들은 서로 너무나 연결되고 싶어하는 사람들인 겁니다.
Birbirleriyle kontak halinde olmak isteyen insanları buluşturarak yapıyor.Mediante la conexión de una tribu de personas que quieren desesperadamente conectarse entre sí.
Birbirleriyle kontak halinde olmak isteyen insanları buluşturarak yapıyor.Propojením klanu lidí, kteří zoufale chtějí být mezi sebou ve spojení.
Birbirleriyle kontak halinde olmak isteyen insanları buluşturarak yapıyor.Sie verknüpft einen Stamm von Leuten, die sich danach sehnen, vernetzt zu werden.
Birbirleriyle kontak halinde olmak isteyen insanları buluşturarak yapıyor.Tým, že spája skupiny ľudí, ktorí sa snažia zúfalo navzájom spojiť.
İlgili Sayfalar