Onu bulmam sadece bir şanstı.It was a mere chance that I found it.
Bir makastan başka bir şey bulmadım.I found nothing but a pair of scissors.
Yarın yapmak istediğim ilk şey, iyi bir yarım zamanlı iş bulmaktır.The first thing I want to do tomorrow is to find a good part-time job.
Jane'i bulmamız kolaydı.It was easy for us to find Jane.
Onun evini bulmak bizim için kolay değildi.It was not easy for us to find his house.
O kelimenin ne anlama geldiğini bilmiyorum ama bulmaya çalışacağım.I don't know what that word means, but I'll try to find out.
Evimi bulmada zorlandın mı?Did you have any difficulty in finding my house?
Ben onu bulmak zorundayım.I have to find it.
Sonunda kayıp cüzdanımı bulmayı başardım.I finally managed to find my lost wallet.
Bir bulmacayı birleştirmeye çalışarak zaman harcamayı seviyorum.I love to spend time trying to put together a puzzle.
Daha iyi bir çözüm bulmaya karar verdim.I've made up my mind to come up with a better solution.
Onun evini bulmada zorluk çekmedim.I had no difficulty in finding his house.
Kendi seçtiğim bir işi bulmayı umuyorum.I hope to find a job of my own choosing.
Ben kayboldum ve otele geri dönüş yolumu bulmada zor bir zaman geçirdim.I got lost and had a hard time finding my way back to the hotel.
Onun telefon numarasını bulmaya çalıştım.I tried to find out her telephone number.
İşi ve oyunu karıştıran bir iş bulmak istiyorum.I want to get a job that mixes work and play.
Tamamen zevkime göre bir ayakkabı bulmadım.I found no shoes completely to my taste.
Kelimelerin anlamlarını bulmak için sözlük kullanırız.We use a dictionary to look up the meaning of words.
İyi ücretli daimi bir iş bulmak zordur.It is difficult to find a well paid permanent job.
Çocuk bulmacayı çözmek için yeterince zekiydi.The boy was clever enough to solve the puzzle.
İncileri bulmak isteyen derin dalmak zorunda.Who wants to find pearls, has to dive deep.
Kütüphaneyi bulmaya çalışırken kayboldum.I got lost trying to find the library.
Hiç kimse bulmacayı çözemedi.No one could solve the puzzle.
Bir telefonun olması onun daha fazla müşteri bulmasına yardım etti.Having a telephone helped her find more clients.
Bir cevap bulmak imkansızdı.It was impossible to find an answer.
Japonya'da büyük alanlar bulmak nadirdir.It's rare to find big yards in Japan.
Onun yolu bulması kolay olmalı.It must be easy for him to find the way.
Onun iş bulması önemlidir.It is important for him to get the job.
Onun evini bulmak kolay.His house is easy to find.
Onun evini bulmakta zorlandım.I had a hard time finding his house.
Onun evini bulmakta biraz zorluk çektik.We had some difficulty finding his house.
Onun evini bulmada biraz sorun yaşadım.I had some trouble in finding his house.
Onun yerini alabilecek birini bulmak kolay olmayacak.It won't be easy to find someone capable of taking his place.
O her zaman diğer insanların hatalarını bulmak için hazırdır.He is always ready to find fault with other people.
O çapraz bulmacayı kolaylıkla çözdü.He did the crossword with ease.
Sonunda bir iş bulmayı başardı.He finally succeeded in getting a job.
Otelin yolunu bulmakta zorlandı.He had difficulty in finding his way to the hotel.
Andrew yaptığı ilk şey, kardeşi Simon bulmak ve onu anlatmaktı.The first thing Andrew did was to find his brother Simon and tell him.
Yalnızca onun iş için uygun olmadığını bulmak için çok çabalıyordu.He tried hard only to find that he was not fit for the job.
Mazeret bulmada zekidir.He is clever at making excuses.
Onun iyi bir karı bulmak için iyi şansı vardı.He had the good fortune to find a good wife.
O, bana onu bulup bulmadığımı sordu.He asked me if I had found it.
O, sessizliğimi uygun bulma olarak yorumladı.He interpreted my silence as consent.
O, onun neye karşı olduğunu bulmaya çalıştı.He tried to find out what he was up against.
Çalınan çantasını bulmak ona sürpriz oldu.He was surprised to find his stolen bag.
Onlar kızı bulmaya çalıştılar.They searched for the girl.
Onlara iş bulması için hükümete bağırıyorlar.They are crying to the government to find employment for them.
Kestirme bir yol bulmak için haritaya baktılar.They studied the map to find a short cut.
Kestirme bir yol bulmak için haritayı incelediler.They studied the map to find a short cut.
O Mary'den onun küçük çocuğunu bulmasını rica etti.She asked Mary to find her little boy.
O, tatilde hastalandı ve bir doktor bulmak zorunda kaldı.She was taken ill on holiday and had to find a doctor.
O yeni bir iş bulmak amacıyla Tokyo'ya gitti.She went to Tokyo for the purpose of getting a new job.
O onlara bir ev bulmak için zahmete girdi.She took the trouble to find a home for them.
O onu bulur bulmaz gözyaşlarına boğuldu.No sooner had she found him than she burst into tears.
O, arkadaşlarını aradı, ancak hiçbiri bulmadı.She looked for her friends but found none.
Odaya bakınca, ben orada hiç kimseyi bulmadım.Looking into the room, I found nobody there.
Bavulumun kayıp olduğunu bulmak için uyandım.I awoke to find my suitcase gone.
Odamda bir hırsız bulmak için uyandım.I awoke to find a burglar in my room.
Arkadaşınızın hatasını bulmayın.Don't find fault with your friend.
Bir iş bulmayı ertelemekten vazgeç.Stop putting off finding a job.