Tom bozuk paraları topladı.Tom picked up the coins.
Davranışın tamamen bozuk.Your behaviour was totally out of order.
Onların gerçekten araları çok bozuk.They really are at loggerheads.
Bu ifade yanlıştır: araba bozuk olduğu için pazara gidiyorum.This statement is false: I go to the market because the car is broken.
Çocuğun oynadığı oyuncak bozuk.The toy the boy was playing with is broken.
Yağmurölçer bozuk.The pluviometer is broken.
Plüvyograf bozuk.The pluviograph is broken.
Çocuk tüm bozuk paralarını bir kumbarada tuttu.The kid kept all of his coins in a piggy bank.
Tom'un akli dengesi bozuktur.Tom is mentally unstable.
Her şey bozuk.Everything is broken.
Hiç bozuk param kalmadı.I don't have any small change left.
Tom'a bipolar bozukluk tanısı konuldu.Tom has been diagnosed with bipolar disorder.
Tom'un ağzı çok bozuktu.Tom had a very foul mouth.
Tom çocuklarına karşı çok ağzı bozuktu.Tom was very abusive towards his children.
Herhangi bir şeyin bozuk olduğunu sanmıyorum.I don't think anything's broken.
Pencere hala bozuk.The window is still broken.
Bir telefon görüşmesi yapmak istiyorum ama şu anda hiç bozuk param yok.I want to make a call, but I don't have change at the moment.
Kol saatim bozuk.My watch is off.
Benim kameranın görüntüsü bozuk.My camera's display is defective.
Tom'a Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu teşhisi konuldu.Tom was diagnosed with ADHD.
Seni arayamadım. Telefon bozuktu.I couldn't call you. The telephone was out of order.
Eğer bozuk değilse onu tamir etme.If it's not broken, don't fix it.
Ben sadece birkaç bozuk para çaldım.I only stole a few coins.
Bozuk olmayan bir şeyi düzeltmek için bir neden yoktur.There's no reason to fix something that isn't broken.
Mary'nin bir yeme bozukluğu var.Mary has an eating disorder.
Bir psikiyatrik bozukluk için tedavi oldum.I've been treated for a psychiatric disorder.
O diyabetik, bu yüzden onun kan şekeri zaten bozuktu.She's diabetic, so her blood sugar was already out of whack.
Tom biraz bozuk para çıkardı ve yaşlı adama verdi.Tom took out some coins and gave them to the old man.
Benim kameram bozuk.My camera is broken.
Tom yerden bir bozuk para aldı.Tom picked up a coin.
Ofisimdeki yazıcı bozuktur.The printer in my office is broken.
Tom bozuk Fransızca konuşur.Tom speaks broken French.
Telefonumun ekranında bozuk bir piksel var.My phone's screen has a broken pixel.
Bu makine bozuk. Lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.This machine is out of order. Please try again later.
O makine bozuk.That machine is out of order.
Tom'un konuşmasının biraz bozuklukları vardı.Tom's speech was slightly slurred.
Tom'da ritim bozukluğu var.Tom has cardiac arrhythmia.
Tom'un kalbinde ritim bozukluğu var.Tom has cardiac arrhythmia.
Bence motorum bozuk.I think my engine is broken.
Anne'in moral bozukluğu Gilbert'in memnuniyeti kadar belirgindi.Anne's mortification was as evident as Gilbert's satisfaction.
CD bozuk. İşe yaramaz.The CD is broken. It's useless.
Tom narsisistik kişilik bozukluğundan muzdarip.Tom suffers from narcissistic personality disorder.
Radyom bozuk.My radio is broken.
Tom bozuk parasını büyük bir kavanozda saklıyor.Tom keeps his pennies in a big jar.
Dizüstü bilgisayarım bozuk.My laptop is broken.
Ülkemdeki politikacılar çok bozuk.The politicians in my country are very corrupt.
Bozuk olduğu için telefonumuzu onarım için götürüyorum.I'm taking our phone for repairs, as it is broken.
Leyla, sınırdaki kişilik bozukluğundan muzdaripti.Layla suffered from borderline personality disorder.
Onun biraz bilişsel bozukluğu var.He has some cognitive impairment.
Üzerimde hiç bozuk param yok.I don't have any small change on me.
Telefon şarj aletim bozuk.My phone charger is broken.
Tom yerde birkaç bozuk para buldu.Tom found a few coins on the floor.
Tom cebine uzandı biraz bozuk para çıkardı.Tom reached into his pocket and pulled out some change.
Şofbenimiz bozuk.Our water heater is broken.
Bozuk su ısıtıcımız tamir edilemedi.Our broken water heater couldn't be repaired.
Tom bozuk radyoyu tamir etmeye çalıştı.Tom tried to fix the broken radio.
Sami bozuk parayı cebine koydu.Sami put the coin in his pocket.
Hiç yeme bozukluğu yaşadın mı?Have you ever had an eating disorder?
Sırt çantamı tren istasyonunda bozuk para dolabına bıraktım.I left my pack in a coin locker at the train station.
Televizyonumuz bozuk.Our TV is broken.