Tom'un boşa harcayacak zamanı yoktu.Tom had no time to waste.
Tom çekmeceyi boş buldu.Tom found the drawer empty.
Tom boşlukları doldurdu.Tom filled in the blanks.
Tom on beş yıldan daha önce ilk eşinden boşandı.Tom divorced his first wife more than fifteen years ago.
Tom ve Mary'nin niçin boşanmayı planladıklarını sanıyorsun?Why do you think Tom and Mary are planning to get divorced?
Tom Mary'ye yarın boş olacağını söyledi.Tom told Mary that he'd be free tomorrow.
Tom Mary'ye boşanmak istediğini söyledi.Tom told Mary he wanted a divorce.
Tom Mary'nin kocasını boşayacağını düşünüyor.Tom thinks Mary will divorce her husband.
Tom Mary'yi boşadı.Tom divorced Mary.
Tom çocuklar üniversiteden mezun olduktan sonra Mary'yi boşadı.Tom divorced Mary after the children graduated from college.
Tom Mary'nin biraz boş zamanı oluncaya kadar beklemeye karar verdi.Tom decided to wait until Mary had some free time.
Tom Mary'ye ertesi gün boş olup olmadığını sordu.Tom asked Mary if she was free the next day.
Tom Mary'ye Sevgililer Günü'nde boş olup olmadığını sordu.Tom asked Mary if she was free on Valentine's Day.
Tom Mary'den boşanmak istedi.Tom asked Mary for a divorce.
Mary Tom'la boşanmadı.Mary wouldn't give Tom a divorce.
Mağaza nispeten boştu.The store was relatively empty.
Saatin kaç olduğu göz önüne alındığında, süpermarket nispeten boştu.Considering what time it was, the supermarket was relatively empty.
Askerlerimizin boşuna öldüğünü nasıl söyleyebilirsin?How can you say that our soldiers died in vain?
Affedersiniz, bu koltuk boş mu?Excuse me, is this seat free?
Biraz boş zamanım vardı, bu yüzden şehri gezdim.I had some free time, so I wandered around town.
Tom cüzdanı neredeyse boş.Tom's wallet is almost empty.
Tom Mary'ye zamanını boşa harcadığını söyledi.Tom told Mary that she was wasting her time.
Tom kütüphanenin önündeki boş alanlardan birine parketti.Tom parked in one of the empty spaces in front of the library.
Tom bagajı açtı ve onu boş buldu.Tom opened the trunk and found it empty.
Tom sadece boş boş oturdu ve bir iş yapmadı.Tom just sat around and did nothing.
Tom boşandıklarından beri Mary'yi görmedi.Tom hasn't seen Mary since they got divorced.
Tom taze suyla yeniden doldurmadan önce, suyu şişeden boşalttı.Tom emptied the water out of the bottle before he refilled it with fresh water.
Tom boş bir mide ile çalışmayı sevmez.Tom doesn't like working on an empty stomach.
Tom'un boşa geçirecek çok zamanı yok.Tom doesn't have much time to waste.
Tom'un çok fazla boş zamanı yok.Tom doesn't have much free time.
Tom ve Mary geçen yıl boşandı.Tom and Mary got divorced last year.
Tom ve Mary, sonunda boşanmaya karar verdi.Tom and Mary finally decided to get divorced.
Tom ve Mary boş bir piknik masası bulamadı.Tom and Mary couldn't find an empty picnic table.
Tom ve Mary boşanmayı planlıyorlar.Tom and Mary are planning to get divorced.
Kamyonu boşaltmayı bitirmek biraz zaman alacak.It'll take some time to finish unloading the truck.
Ebeveynlerim boşanıyor.My parents are getting divorced.
Boşa geçirecek zamanım yok.I don't have time to waste.
Onlar boşanacaklarını duyurdular.They announced that they were getting a divorce.
Ben boşanma hakkında düşünüyordum.I was thinking about getting a divorce.
Tom boşanmak istiyor.Tom wants a divorce.
Mademki Tom işsiz onun bir hayli boş zamanı var.Now that Tom is unemployed, he has quite a bit of free time.
Tom henüz bavulunu açıp boşaltmadı.Tom hasn't unpacked yet.
Onlar gittiğinden beri ev boş görünüyor.The house looks empty since they left.
Birçok çift boşanma ile biter.Many couples end in divorce.
Hiçbir şey boşanmayı önlememeli.Nothing should prevent divorce.
Onlar boşanmadan beri birbirlerini görmediler.They haven't seen each other since the divorce.
Tom asla boşanmak istemedi.Tom never wanted to get a divorce.
Her zaman, erkekler hakkında boşboğazlık ediyorum.I blab about the boy all the time.
Tom ve Mary'nin ellerinde oldukça çok fazla boş zamanı vardı.Tom and Mary had way too much free time on their hands.
Haklı bir sebep söylemezsen seni boşamayacağım.I won't divorce you unless you give me a legitimate reason.
Bana geçerli bir neden vermedikçe senden boşanmayı planlamıyorum.I don't plan to get divorced from you unless you give me a valid reason.
Sizin kurban boşuna değildi.Your sacrifice was not in vain.
Neden 5 ve 50 yenlik bozuk paraların ortasında boşluk var?Why do the five yen coin and the fifty yen coin have holes in the center?
Bir boşluk kalbimi yiyip bitirmektedir.An emptiness devours my heart.
Hiç fazla boş koltuk yoktu.There were no more free seats.
Biraz boş zamanım var.I have some time.
Ben başımın boş olmadığını düşünüyorum.I think that my head is not empty.
Boşanma kağıtlarını az önce imzaladım, nihayet özgürüm!I've just signed the divorce papers; I'm free at last!
Yol boş.The road is free.
Karısını mutlu etmeye çalıştı fakat boş yere.He tried to make his wife happy, but in vain.