Farklı disiplinlerdeki anlamları her zaman birebir örtüşmez.Als gevolg hiervan is de berichtgeving met betrekking tot bepaalde onderwerpen niet altijd neutraal.
Birer birer öldüler."Iedereen overlijdt een keer".
Küçük kekler veya bireysel kekler fiyat açısından daha verimli olabilir.De onderste kroonkafjes zijn min of meer behaard.
Rawls’ın adalet dağılımı bu malların bireyler arasında dağılımı koşullarına biçimlenmektedir.Volgens Rawls levert dit rechtvaardige beslissingen op met een rechtvaardige verdeling van welvaart.
Tabii Taker bu adamları birer birer dövdü.Butterfield heeft één slag voorsprong op hen.
Kamu Yararı ve Bireysel Çıkarlar.Moed is individueel en persoonlijk.
2001 ve 2003 yıllarında birer seri basılmıştır.In 1994 en 2001 startte er een etappe.
Kendisinin milliyetçilik anlayışında toplum ve birey arasında önemli bir ilişki vardır.Daarbij is een belangrijk aspect de relaties binnen de samenleving en tussen de mensen onderling.
Birey olmak ne demektir?Mijn God, wanneer wordt de mensch Mensch?
Bu şekilde bireyler kimyasal mesajları algılayabilirler.Zo kan men op deze manier chemische reacties beschrijven.
İlaçlara yanıt ve duyarlılık bireyden bireye farklılıklar göstermektedir.Therapeutische effecten en bijwerkingen van medicijnen kunnen per individu verschillen.
Birey, eldeki görevi tamamlama becerisinden emin olmalıdır.De armen weten de opdracht tot een goed einde te brengen.
Bireysel bantlar bazen "kromomer" olarak adlandırılır.Door andere Burakumin worden ze soms als verraders beschouwd.
1997 yılı araştırmasında 13 birey bulundu.In oktober 1973 werden nog eens dertien studenten gearresteerd.
Ayrıca filozofları birer Hyperboreios olarak tanımladığına da rastlanır.In sommige teksten worden zij ook als Phibionoten aangeduid.
Onlara birer süvari ve topçu bölüğü eşlik ediyordu.Twee schutters en een bokser deden mee.
Genç bireyler derinlere batarak daha hızlı olgunlaşır.Ze kunnen sneller graven dan een mens kan rennen.
Başları yakınına birer kap bırakılmıştır.De bakens zijn vlak voor seinen geplaatst.
Norveç, Danimarka günümüzde birer NATO üyesidir.Venstre wenst dat Denemarken ook lid blijft van de NAVO.
Uyumlu bireyler insan doğası hakkında iyimser bir görüşe sahiptirler.De humanistische psychologie heeft een positieve blik op de menselijke aard.
Hepsi birer spin-off sayılabilirdi.Hij kan veranderen in een Spinosaurus.
Aralıklarla hepsi birer haftalık olmak üzere iki kez daha listenin zirvesine yükseldi.De bouwsnelheid lag hierdoor op twee verdiepingen per week.
Her basışta, her takıma birer oyuncu atanır.Uit iedere groep zal een speler afvallen.
Bireysel olarak askere alındılar, maaşları hazineden ödenirdi.Van het salaris dat de soldaten ontvingen was de te betalen belasting afgetrokken.
Bir yapay dil olarak Esperanto, hiçbir tek dile birebir bağlı değildir.Omdat gebarentaal geen kunsttaal als Esperanto is, bestaat er niet één universele gebarentaal.
1950'lerde önlem alındığında vahşi ortamda sadece 25 birey kalmıştı.Rond 1950 waren er mogelijk nog maar 30 individuen in het wild over.
Ayrıca "She's out of My Life" ve "It's the Falling in Love" birer melodik pop balladlarıdır."'Til I Get My Way/Girl Is On My Mind" is een split-single van de The Black Keys.
Her biletten birer dolar Boys & Girls Clubs of America'ya verilecek.Każdy dolar z każdego biletu jest przekazywany dla Boys & Girls Clubs of America.
Allah'ı Bilen İnsanlar (Ehl ul-Ma`rife Billah) dünyada birer yabancı olup ahireti arzularlar" dedi.Niechże walczą na drodze Boga ci, którzy za życie tego świata kupują życie ostateczne!
Halen 50 yetişkin bireyden daha az kaldığı düşünülmektedir.Pozostało mniej niż 50 dorosłych osobników.
Bu iş modeli birçok kurumsal ve bireysel yatırımcıyı kendine çekti.Taki model biznesowy przyciągnął wielu inwestorów publicznych i prywatnych.
Örneğin yeryüzü bir beşik, dağlar ise birer kazıktır.Kala jest energią góry (słońca), a makara dołu (Ziemi).
Hani ikisi de birer kurban sunmuşlardı da, birinden kabul edilmiş, ötekinden kabul edilmemişti.Oto obydwaj przynieśli ofiarę; i została przyjęta od jednego z nich, a nie została przyjęta od drugiego.
1992'de Plochingen ve 1998/1999'da Darmstadt'da (the Waldspirale) birer Hundertwasser evi inşa edilmiştir.W 1992 wybudowano Hundertwasser House w Plochingen, a w 1998/1999 kolejny w Darmstadt (nazwany Waldspirale).
Bu yapılar gelişerek yeni bireyler oluşur.Z utworów takich rozwijają się nowe osobniki.
Bireylerde bazen bu korku, sevilen birinin ölümüyle veya önemli bir ilişkinin bitmesi ile oluşur.Osoby czasem porównują ten strach ze śmiercią bliskiej osoby lub zakończeniem ważnego związku.
İç gezegenlerden üçünün (Venüs, Dünya ve Mars) önemli birer atmosferi vardır.Trzy z czterech planet wewnętrznych (Wenus, Ziemia i Mars) mają atmosferę.
Bireysel anlamda Yahudiler, Mısır milliyetçiliği konusunda önemli roller aldılar.Poszczególni Żydzi odegrali ważną rolę w egipskim nacjonalizmie.
Başaramayınca da ondan uzaklaşmak ister, ama artık onlar zoraki birer yol arkadaşı olmuşlardır.Nie potrafił jednak w żaden sposób uciszyć swego gniewu i chcąc się go pozbyć, skierował go przeciw sobie.
Bireyin başkalarının kendisi hakkında ne düşündüğünü kendince algıladığı anlamına gelmektedir.Dlaczego ludziom zależy na dobrym myśleniu o sobie?
Kelle vergisi, tüm bireylerin eşit mükellef olduğu vergi türü.Podatek kwotowy – podatek jednakowy dla wszystkich obywateli.
Gözlemin nesnesi bireysel insan öğeleri değil, daha çok 'yapı'dır.Przedmiotem obserwacji nie jest jednostkowy element ludzki, lecz raczej ‘struktura’.
En kalabalık ailede birey sayısı 16'dır.Większość parlamentarna wynosi 16.
İki farklı birey aynı bilgiye sahip olsalar dahi bunları yorumlama yolları yanlı olabilir.Nawet jeśli dwie osoby otrzymają tę samą informację, mogą ją interpretować w różny sposób.
Tanrı ve Tanrıça Tanrılar gerçektir, insanlar gibi değillerdir, onlar mutlak gücün birer aracılarıdır.Bogowie są prawdziwi, nie jako istoty, ale jako nośniki mocy.
İlk Bireysel Dünya Şampiyonası 1963'te Budapeşte'de yapıldı.Pierwsze Mistrzostwa Świata z konkurencjami indywidualnymi odbyły się w 1963 roku w Budapeszcie.
Kardeşleri Gustaf, Bill ve Valter da birer oyuncudur..Bracia Billa – Alexander, Gustaf i Valter – są także aktorami.
Çinliler; Çin ile bağdaşlaştırılmış çeşitli bireyler ve gruplar.Chińczycy – różne osoby lub grupy etniczne powiązane z Chińską Republiką Ludową i Republiką Chińską.
Tasminnupalabdhe paramá trśńánivrttih: Birey o sonsuz mutluluğa (Brahma) ulaştığında tüm arzular biter.Tasminnupalabdhe paramá trśńánivrttih: W tym osiągnięciu (Brahmana) zaspokajane jest całe pragnienie.
Çünkü bunlar onlar için birer beklentidir.Oni są jednomyślni: oni podziwiają."
Başlangıçta, ayakkabılar birer halde elle imal edilmekteydi.SarniZleb: Na początku rysowałem buty.
Kale dörtgen şekilde olup dört köşesinin her birinde silindirik birer kule bulunmaktadır.Zamek ma czworokątną strukturę, w każdym z czterech kątów znajduje się wieża.
Birebir fonksiyon: Tanım kümesinde birbirinden farklı her öğenin, görüntüsü de birbirinden farklıdır.Patrząc od wewnątrz, Wieczerza Pańska była czymś zupełnie odmiennym.
Bu da Jakobenlerin halkçı yönünü vurgulamak isteyenler için bir birer tez konusu oldu.Mając złoczyńcę, postanowili posłać go wraz z Hlawą do Juranda, by ten uczynił z nim, co zechce.
Dünyevi dans iki grup dansı ve bireysel performansları içerir.Na świeckie składają się zarówno tańce grupowe jak i indywidualne przedstawienia.
Yapısal olarak, üç uygulama birer uygulamadır ancak her biri kendi kullanıcı arabirimine sahiptir.Każda z ostojnic natomiast ma trzy wykroje maźnicze z przyspawanymi prowadnicami.
Bireysel özgürlük konusunda ise liberallere yakındırlar.W sprawach społecznych zaliczał się do liberałów.
Tabii ki fabrikanın işçileri de birer hedef olacaktır.Powstanie osiedla dla pracowników tejże fabryki stało się priorytetem.
Toplamda 28 etap kazanmıştır ve bunların 13'ü bireysel zamana karşı etaplarıdır.Łącznie wygrał 28 etapów (z czego 13 w jeździe indywidualnej na czas).
Her ikisi de birer yıl ara ile sinemaya aktarıldılar (1967 ve 1968).Obie powieści sfilmowano (odpowiednio 1968 i 1967 rok).