Ana içeriğe geç
Sözlük

birdenbire ile cümle

birdenbire kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
48
BU SAYFADA CÜMLE
10
HARF
4
HECE
10
ORT. KELİME
Yani burada, birdenbire insan kalbinin haritasına bakarız.Et là, tout d'un coup, c'est une carte du coeur humain qu'on regarde.
Yani burada, birdenbire insan kalbinin haritasına bakarız.갑자기 이 부분에서 우리는 인간애의 지형도를 만나게 됩니다.
Yani burada, birdenbire insan kalbinin haritasına bakarız.Så här, plötsligt, tittar vi på en karta av människans hjärta.
Yani burada, birdenbire insan kalbinin haritasına bakarız.Si aici, asa dintr-o data, ne uitam la o harta a inimii omului.
Yani burada, birdenbire insan kalbinin haritasına bakarız.Tại đây, bất thình lình, chúng ta đang nhìn vào sơ đồ của trái tim con người.
Yani burada, birdenbire insan kalbinin haritasına bakarız.Tak więc oto nagle patrzymy na mapę ludzkiego serca.
Yani burada, birdenbire insan kalbinin haritasına bakarız.Takže sa, zrazu, pozeráme na mapu ľudského srdca.
Yani burada, birdenbire insan kalbinin haritasına bakarız.Έτσι εδώ, εντελώς ξαφνικά, κοιτάμε ένα χάρτη της ανθρώπινης καρδιάς.
Yani burada, birdenbire insan kalbinin haritasına bakarız.И совершенно неожиданно перед нами ландшафт человеческого сердца.
Yani burada, birdenbire insan kalbinin haritasına bakarız.Така че тук, изведнъж, гледаме карта на човешкото сърце.
Yani burada, birdenbire insan kalbinin haritasına bakarız.אז הנה, לפתע פתאום, אנו מתבוננים במפה של הנפש האנושית.
Yani burada, birdenbire insan kalbinin haritasına bakarız.لذا هنا، وبسرعة، ننظر إلى خريطة للقلب الإنسانى.
Yani burada, birdenbire insan kalbinin haritasına bakarız.人の心の地図を眺めていたと気づき 突如として 問題の核心が
Yani eğer büyük diş ve kahverengi göz istersem. Birdenbire kalemim --- kahverengi gözler.Also, große Zähne und braune Augen große Zähne braune Augen
Yani eğer büyük diş ve kahverengi göz istersem. Birdenbire kalemim --- kahverengi gözler.Así que si quiero grandes dientes y ojos marrones. ~Pausa~
Yani eğer büyük diş ve kahverengi göz istersem. Birdenbire kalemim --- kahverengi gözler.Takže chci velké zuby a hnědé oči... najednou mi nepíše pero... hnědé oči
Yani eğer büyük diş ve kahverengi göz istersem. Birdenbire kalemim --- kahverengi gözler.لذلك لو اريد اسنان كبيرة و عيون بنية
Yaptıkları şeyi kesinlikle iğrenç bulmayan kişiler, nasıl olduysa birdenbire "Aaaa" dediler.Por alguma razão, as pessoas que pensavam que o que faziam não era nada repugnante de repente pensaram:
Yaptıkları şeyi kesinlikle iğrenç bulmayan kişiler, nasıl olduysa birdenbire "Aaaa" dediler.Prostě se stalo, že lidé, kteří to, co dělají, nepovažovali za nechutné, si najednou řekli:
Yaptıkları şeyi kesinlikle iğrenç bulmayan kişiler, nasıl olduysa birdenbire "Aaaa" dediler.И люди, которые в том, что они делали, не видели ничего отвратительного, внезапно подумали:
Yaptıkları şeyi kesinlikle iğrenç bulmayan kişiler, nasıl olduysa birdenbire어쨌든 자신들이 하는 일이 전혀 문제될게 없다고 생각하던 이들이
Yaptıkları şeyi kesinlikle iğrenç bulmayan kişiler, nasıl olduysa birdenbirePlötzlich dachten die Menschen, die ihr Handeln vorher nicht eklig gefunden hatten, auf einmal:
Yaptıkları şeyi kesinlikle iğrenç bulmayan kişiler, nasıl olduysa birdenbireW jakiś sposób ludzie, którzy myśleli, że to, co robią, wcale nie było obrzydliwe, nagle pomyśleli:
Yaptıkları şeyi kesinlikle iğrenç bulmayan kişiler, nasıl olduysa birdenbireЯкимось чином, люди, які зовсім не думали, що те, що вони робили, було гидким раптом думали:
Yaptıkları şeyi kesinlikle iğrenç bulmayan kişiler, nasıl olduysa birdenbireמשום-מה, אנשים שחשבו שמה שהם עשו עד אז בכלל לא מגעיל
Yaptıkları şeyi kesinlikle iğrenç bulmayan kişiler, nasıl olduysa birdenbireو بطريقة ما، الناس الذين إعتقدوا أن ما يقومون به ليس مقرفاً على الإطلاق
Yaptıkları şeyi kesinlikle iğrenç bulmayan kişiler, nasıl olduysa birdenbire全く平気だった人たちが 急に「待てよ」と思ったのです
Yok artık ne? Birdenbire nişanlanmak zorunda kalmanın nedeni...In niciun caz ce? motivul pentru care te logodesti dintr-o data ...
Yol alıp Şama yaklaştığı sırada, birdenbire gökten gelen bir ışık çevresini aydınlattı.A gdy jechał, stało się, gdy się przybliżał do Damaszku, że z prędka oświeciła go światłość z nieba.
Yol alıp Şama yaklaştığı sırada, birdenbire gökten gelen bir ışık çevresini aydınlattı.A v tom, čo išiel, stalo sa, že sa už blížil Damašku, a zrazu ho obkľúčilo svetlo z neba,
Yol alıp Şama yaklaştığı sırada, birdenbire gökten gelen bir ışık çevresini aydınlattı.És a mint méne, lõn, hogy közelgete Damaskushoz, és nagy hirtelenséggel fény sugárzá õt körül a mennybõl:
Yol alıp Şama yaklaştığı sırada, birdenbire gökten gelen bir ışık çevresini aydınlattı.사울이 행하여 다메섹에 가까이 가더니 홀연히 하늘로서 빛이 저를 둘러 비추는지라
Yol alıp Şama yaklaştığı sırada, birdenbire gökten gelen bir ışık çevresini aydınlattı.Mas, seguindo ele viagem e aproximando-se de Damasco, subitamente o cercou um resplendor de luz do céu;
Yol alıp Şama yaklaştığı sırada, birdenbire gökten gelen bir ışık çevresini aydınlattı.Men da han var undervejs og nærmede sig til Damaskus, omstrålede et Lys fra Himmelen ham pludseligt.
Yol alıp Şama yaklaştığı sırada, birdenbire gökten gelen bir ışık çevresini aydınlattı.Men när han på sin färd nalkades Damaskus, hände sig att ett sken från himmelen plötsligt kringstrålade honom.
Yol alıp Şama yaklaştığı sırada, birdenbire gökten gelen bir ışık çevresini aydınlattı.Men på reisen skjedde det at han kom nær til Damaskus, og med ett strålte et lys fra himmelen om ham,
Yol alıp Şama yaklaştığı sırada, birdenbire gökten gelen bir ışık çevresini aydınlattı.Na poti pa, ko se je že bližal Damasku, se zgodi, da ga nagloma obsije svetloba z neba.
Yol alıp Şama yaklaştığı sırada, birdenbire gökten gelen bir ışık çevresini aydınlattı.Nhưng Sau-lơ đang đi đường gần đến thành Ða-mách, thình lình có ánh sáng từ trời soi sáng chung quanh người.
Yol alıp Şama yaklaştığı sırada, birdenbire gökten gelen bir ışık çevresini aydınlattı.Pe drum, cînd s'a apropiat de Damasc, de odată a stălucit o lumină din cer în jurul lui.
Yol alıp Şama yaklaştığı sırada, birdenbire gökten gelen bir ışık çevresini aydınlattı.Und da er auf dem Wege war und nahe an Damaskus kam, umleuchtete ihn plötzlich ein Licht vom Himmel;
Yol alıp Şama yaklaştığı sırada, birdenbire gökten gelen bir ışık çevresini aydınlattı.Ενω δε πορευομενος επλησιαζεν εις την Δαμασκον, εξαιφνης ηστραψε περι αυτον φως απο του ουρανου,
Yol alıp Şama yaklaştığı sırada, birdenbire gökten gelen bir ışık çevresini aydınlattı.И на отиване, като наближаваше Дамаск, внезапно блесна около него светлина от небето.
Yol alıp Şama yaklaştığı sırada, birdenbire gökten gelen bir ışık çevresini aydınlattı.Ідучи ж був близько Дамаску, аж ось осияло його сьвітло з неба,
Yol alıp Şama yaklaştığı sırada, birdenbire gökten gelen bir ışık çevresini aydınlattı.Когда же он шел и приближался к Дамаску, внезапно осиял его свет с неба.
Yol alıp Şama yaklaştığı sırada, birdenbire gökten gelen bir ışık çevresini aydınlattı.ויהי הוא הלך וקרב לדמשק והנה פתאם נגה עליו מסביב אור מן השמים׃
Yol alıp Şama yaklaştığı sırada, birdenbire gökten gelen bir ışık çevresini aydınlattı.‎وفي ذهابه حدث انه اقترب الى دمشق فبغتة ابرق حوله نور من السماء.
Yol alıp Şama yaklaştığı sırada, birdenbire gökten gelen bir ışık çevresini aydınlattı.掃 羅 行 路 、 將 到 大 馬 色 、 忽 然 從 天 上 發 光 、 四 面 照 著 他
Yol alıp Şama yaklaştığı sırada, birdenbire gökten gelen bir ışık çevresini aydınlattı.掃羅 行路 、 將到 大馬色 、 忽然 從 天上 發光 、 四 面 照著 他
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod