Böylece iyi ve kötü birbirinden ayrıt edilebilmiştir.Andre eksempler er vekslinga mellom god, bedre og best, og mellom dårlig og verst.
Teori ve deneyler birbirinden ayrı olarak geliştirilse de birbirlerine kuvvetli bir bağlılıkları vardır.Selv om teorier og eksperimenter utvikles relativt separat, er de sterkt avhengige av hverandre.
Her eyalet birbirinden bağımsız olarak bir konsüler legatus ve bir procurator tarafından yönetiliyordu.Hver av styrt av en keiserlig konsulær legat og prokurator.
Ancak, daha sonraki dönemlerde, bunlar birbirinden ayrılarak eğitim sürdürülmüştür.Deretter lærer vi etter hvert å skille tingene fra hverandre.
Başçık iki gözlüdür ve birbirinden ayrılmıştır.To par øyne møtes i natten, og to skjebner skiller vei.
Bu tarzlar karakterin özelliklerine göre birbirinden ayrılır.Det som skiller dem fra hverandre er personlighetene deres.
Santral oluk bukkal ve lingual bölmeleri birbirinden ayırır.Man kan skille mellom akkusativspråk og ergativspråk.
Her birimin siyasi ve ekonomik yapılanması birbirinden farklıdır.De er begge er økonomisk og politisk uavhengig.
Alçı taşı iki şekilde işlenerek birbirinden farklı iki cins alçı elde edilir.Om man deler steinen i to, vil man finne alle forskjellige kvartstyper.
Ancak kullanılan araçlar birbirinden farklıdır.Køllene som ble benyttet, var forskjellige.
Biçimleri birbirinden ayıran temel kıstas da ezgidir.I dag vet vi at måten disse grunnstoffene er strukturert på i forhold til hverandre, også er viktig.
Bu okyanus ortası sırtı sonuç olarak farklı iki tektonik plakayı birbirinden ayırır.På midthavsrygger driver to tektoniske plater fra hverandre.
Bu kayıptan sonra herkes birbirinden uzaklaşır.Kort etterpå falle samholdet fra hverandre.
Ebeveynleri birbirinden ayrı yaşıyorlardı.Da forlot foreldrene hverandre.
8 bir taraftan 8 diğer taraftan toplam 16 at bu küreleri birbirinden ayırmayı başaramadılar.30 hester – 15 på hver side – lyktes ikke å dra halvkulene fra hverandre.
Su bölümü çizgisi: İki akarsu havzasını birbirinden ayıran sınırdır.Et vannskille er grensen mellom to tilsigsfelt.
Berlin'in doğusu ve batısı tamamen birbirinden ayrıydı.Berlin Barat dan Berlin Timur saat ini benar-benar terpisah.
Yapılan test, akut ve kronik enfeksiyonları birbirinden ayıramaz.Pemeriksaan ini tidak dapat membedakan antara infeksi akut dan infeksi kronis.
Teori ve deneyler birbirinden ayrı olarak geliştirilse de birbirlerine kuvvetli bir bağlılıkları vardır.Meskipun teori dan eksperimen dikembangkan secara terpisah, mereka saling bergantung.
Erkek ve dişi fillerin sosyal yaşamları birbirinden çok farklıdır.Kehidupan sosial gajah jantan dan betina sangat berbeda.
Tip 1 ve tip 2 diyabet, ortaya çıkan durumlara dayalı olarak birbirinden ayırt edilebilir.Diabetes tipe 1 dan tipe 2 dapat dibedakan berdasarkan keadaan yang dimunculkan.
Gözleri birbirinden ayrık ve yuvarlaktır.Matanya bulat dan rata.
Ancak öz bakımından ikisi de birbirinden farklı degildir.Padahal ketiganya berbeda satu sama lain.
Bu iki teknik standart birbirinden farklıdır ve birbiri ile bağdaşmazlar.Kedua pendidikan ini satu sistem dan tidak terpisah.
İki adam bir daha birbirinden haber alamaz.Mereka berdua tidak pernah didengar kabarnya lagi!
Hambach'da, birçok konuşmacı birbirinden tamamen farklı gündemler hakkında konuşmuştu.Di Hambach, para pembicara memiliki agenda tersendiri.
Bu protokol şartları SSH-1 ve SSH-2 olmak üzere iki önemli sürüm üzerinden birbirinden ayrılır.Protokol spesifikasi membedakan antara dua versi utama yang disebut sebagai SSH-1 dan SSH-2.
Bu iki ırkın özellikleri birbirinden farklıdır.Watak kedua bangsa tersebut sangat berbeda.
Birbirinden ayrılan üç parçadan oluşur ki, bu Roma mimari geleneğinden alınmıştır.Karya ini dibagi ke dalam tiga bagian utama, mengikuti metode pemisahan hukum Romawi.
Daha sonra iki eyalet birbirinden kesinlikle ayrılmıştır.Dengan cara ini dua negara yang hampir terpisah telah diciptakan.
Bu buzul dönemleri, buzul arası dönemlerle birbirinden ayrılmış durumdadır.Kedua daerah ini pernah terhubung pada Zaman Es.
Pozitif ve negatif koronaların fiziği birbirinden oldukça farklıdır.Lucutan korona baik yang positif maupun negatif memiliki mekanisme bersama tertentu.
Her iki taraf da birbirinden intikam almayacak ve her iki taraf için de af ilan edilecekti.Pertempuran tersebut tidak membuahkan hasil bagi kedua belah pihak dan kedua belah pihak pun mundur.
İçindeki separatörler kabloları ve hortumları birbirinden ayırır.Biasanya, dua kabinnya berjalan terpisah pada kabelnya masing-masing.
Doğu Avustralya Great Dividing Range ile birbirinden ayrılır.Biawak ini ada di sebelah barat pegunungan Great Dividing Range di Australia.
Başkaları birbirinden farksızdır ve hakkımızda hepsi aynı şeyi düşünür.Jadi tidak ada yang salah dengan itu dan saya pikir negara manapun di dunia akan melakukan hal yang sama.
Bütün ve onun parçaları, birbirinden bağımsız olarak ayrı ayrı açıklanamaz.Satu bagian tidak bisa dipahami terpisah dari keseluruhan.
Teori ve deneyler birbirinden ayrı olarak geliştirilse de birbirlerine kuvvetli bir bağlılıkları vardır.Mặc dù lý thuyết và thực nghiệm được phát triển tách biệt nhau, chúng lại phụ thuộc mạnh vào lẫn nhau.
Her ikisi de birbirinden habersiz olarak dikkate değer benzer sonuçlar ürettiler.Hai người đem hết những thứ đẹp đẽ ra so sánh.
Bunlar birbirinden bağımsız da hareket edebilir.Nó có thể cử động chúng một cách độc lập.
Svaneti’nin genel görünümünü, derin vadilerle birbirinden ayrılan yüksik dağlar oluşturur.Cảnh quan của Svaneti bị chi phối bởi những ngọn núi được phân cách bởi những hẻm núi sâu.
Yapılan test, akut ve kronik enfeksiyonları birbirinden ayıramaz.Xét nghiệm không thể phân biệt được viêm cấp tính và viêm mạn tính.
Her VPS birbirinden bağımsız ve adanmış bir sunucu gibi çalışır.VPS Hoạt động hoàn toàn như một máy chủ riêng.
İşte kulağın farklı müzik aletlerini birbirinden ayırmasını sağlayan bu harmoniklerdir.Âm sắc giúp phân biệt làm những loại nhạc cụ khác nhau.
İki adam bir daha birbirinden haber alamaz.二度と会うことは無い二人。
Ahmetoğulları, Karaseferler, Şerifoğulları, Semerciler gibi birbirinden uzakta pek çok mahalle bulunmaktadır.玄孫・来孫・昆孫・仍孫・雲孫と同世代の傍系卑属も同様である。
Disquisitiones 'in yayımından önce sayılar kuramı, birbirinden ayrı duran teorem ve varsayımlardan oluşuyordu.Disquisitiones が出版される前は、整数論は孤立した定理と予想の集まりからなっていた。
Her bir ni kümesi için birbirinden bağımsız iki tane liner çözüm bulunur(modlar).ni のそれぞれの組について、2つの線型独立な解(モード)がある。
Önce birbirinden nefret eden bu ikili daha sonra çok iyi arkadaş olacaktır.親近感を覚えた3人はそれ以後、仲のよい友達となる。
Eliza'nın 1811'deki ölümünden sonra üç çocuk birbirinden ayrıldı.1803年に急逝したエレナとの間には2子が生まれた。
Gündüzleri birbirini gören hayvanlar, geceleyin de seslerle birbirinden ayrılmazlar.また、昼ドラマや深夜トークも編成されていない(試行した時期はある)。
1905 - Fransa'da din ve devlet işlerini birbirinden ayıran yasa kabul edildi.1905年 - フランスで政教分離法が公布。
Birbirinden güzel yemekler yaparlardı, katılan misafirlere.料理が得意らしく、他のメンバーにご馳走を振舞っていた。
Birbirinden ayrı belli bir sayıda organizasyonun çalışması dışında fizik bilimine hiçbir katkı sağlamaz.それは、多くの個人の組織化の研究を除いて、物理学では現れない。
Şempanze ile insanın atalarının altı milyon yıl önce birbirinden ayrıldığı bilinmektedir.彼らと人類は400万から600万年前に生きていた祖先を共有している。
Mahallede birbirinden bağımsız 5 adet mezarlık bulunmaktadır.境内には並河五一の墓がある。
İstenen özelliklerin ağırlığını birbirinden farklı ayarlamak mümkündür.望む特性ごとに異なる重みをつけることもできる。
Adada birbirinden güzel plajların yanı sıra; berrak, temiz ve doğal bir deniz bulunmaktadır.観光客も少ないが、島には静かで自然のままの美しい白浜のビーチがある。
Ancak tümü birbirinden bağımsız hikâye.そして、そのそれぞれに独立したストーリーがある。
İşte kulağın farklı müzik aletlerini birbirinden ayırmasını sağlayan bu harmoniklerdir.変奏曲のそれぞれの変奏に、オーケストラで使用されるさまざまな楽器の独奏を配置する、という形式をとる。