Önce birbirinden nefret eden bu ikili daha sonra çok iyi arkadaş olacaktır.A kettejük egymás iránti ellenszenvéből később igazi barátság születik.
Bu kumullar lagünler ile kıyı alanını birbirinden ayırmaktadır.A tavakat ezzel szemben a part menti államok között kell felosztani.
Türkiye'nin Asya ve Avrupa kısımlarını da birbirinden ayırır.Törökország ázsiai és európai részét részben a Márvány-tenger választja el egymástól.
Kenetlenmeden 44 saat sonra iki uzay aracı birbirinden ayrılarak 50 m kadar uzaklaştılar.A sikertelen űrrandevú után a két űrhajó 565 kilométerre eltávolodott egymástól.
Uzunluğu ve çapları birbirinden farklı olan 8 uzun kolu vardır.A hátúszó és az oldalvonal között 8 sornyi pikkely van.
İngiltere ve ABD'de değişik koşullarda ve birbirinden bağımsız olarak ortaya çıkmıştır.Másodsorban más körülmények között és független helyzetben más újítások jelentek meg benne.
Buzul ve buzularası dönemlerin süreleri birbirinden farklı olmuştur.A filmidő és az események ideje eltér.
20. yüzyılın başlarında ordu birbirinden bağımsız servislerden oluşuyordu.Az 50-es évek elején a csapat függetlenedett a hadseregtől.
Bilgisayar yardımı ile görüntüler birbirinden çıkarılır.A vizsgálat során nyert adatokból számítógép segítségével történik a képek rekonstruálása.
Birleşme sırasında iğ iplikleri çekirdeğe yaklaşır ve daha sonra ikiye ayrılarak birbirinden uzaklaşır.Utazás közben kölcsönös vonzalom ébred bennük, de végül elválnak.
Bu şahıs ısı ve sıcaklık kavramlarını da birbirinden ayırmıştır.Ezen kívül külön bizonyítani is kellett, hogy a hő és a munka egyenértékű.
Her iki rezervasyondaki kabileler siyaseten birbirinden bağımsızdır.A két intézmény jogilag egymástól független.
Kalp ve aortu birbirinden ayırmak zordur.Sydän- ja pintapuuta on vaikea erottaa toisistaan.
Türkiye'nin Asya ve Avrupa kısımlarını da birbirinden ayırır.Se erottaa Turkin Euroopan ja Aasian puoleiset osat toisistaan.
1905 - Fransa'da din ve devlet işlerini birbirinden ayıran yasa kabul edildi.1905 – Ranskassa hyväksyttiin kirkon ja valtion erottava laki.
Coğrafi olarak birbirinden ayrı iki dağılım alanı vardır.Jokinapsulla on kaksi toisistaan erillään olevaa levinneisyysaluetta.
Tek bir kurumdan ziyade, birbirinden bağımsız pek çok kanıtla desteklenmelidir.Sitä tukevat yhtenäisen perustan sijaan monet itsenäiset todisteet.
Köyün doğusu ve batısındaki mahsuller birbirinden farklıdır.Ytimen länsiosa ja itäosa ovat erilaisia.
Bu uğurda birbirinden heyecanlı maceralara atılır.Samalla matkataan vaarallisesta seikkailusta toiseen.
Etik açısından özgürlük ise bireyin iyi ve kötüyü birbirinden ayırt edebilme yeteneğine sahip olmasıdır.Mark puolestaan on poika, joka ei osaa erottaa oikeaa ja väärää.
Bunun ikisi birbirinden çok farklıdır.Nämä kaksi eroavat suuresti toisistaan."
Yemeklerine sıra gelince hepsi birbirinden lezzetli yiyeceklerdir.Ruokaillessaan ne ovat hyvin kesyjä.
Başkaları birbirinden farksızdır ve hakkımızda hepsi aynı şeyi düşünür.Kappale kertoo siitä, että jokainen näkee asiat eri lailla ja että jokaisella on niihin omat mielipiteensä.
Yaylak ve kışlak bölgeleri bazen birbirinden çok uzakta bulunur.Suuret ja pienet tiet erotellaan usein eri värein.
Bu iki teknik standart birbirinden farklıdır ve birbiri ile bağdaşmazlar.Edellä kuvatut tekniikat eivät ole toisensa poissulkevia, vaan niitä voidaan yhdistää toisiinsa.
Katlar daima birbirinden farklı büyüklüktedir.Kukkatiiliä on aina yksi kutakin erilaista.
Bu sebeple her oyun birbirinden farklıdır.Tämän vuoksi jokainen teos on yksittäiskappale.
Yerleşme dağınık evler birbirinden uzaktadır.Hajakylän talot ovat selvästi toisistaan erillään.
Antarktika ve Avustralya dönem sonunda birbirinden koparlar.Etelämanner ja Australia olivat lähellä toisiaan.
Safhaların birbirinden kesin olarak ayrı tutulmaları gerçekçi değildir.Keskenään ristiriitainen uskomusjärjestelmä ei voi olla tosi.
Göl kıyıları birbirinden çok farklı özellikler gösterir.Järven eri osat on luonteeltaan varsin erilaiset.
Ayrımsal damıtma, kaynama noktaları birbirinden farklı sıvıların karışımlarına uygulanan damıtma işlemidir.Sekajäte tai kuivajätekenen mukaan?lähde? on jätettä, jossa on sekaisin eri jätelajikkeita.
Teori ve deneyler birbirinden ayrı olarak geliştirilse de birbirlerine kuvvetli bir bağlılıkları vardır.Αν και η θεωρία και το πείραμα αναπτύσσονται ξεχωριστά, εξαρτώνται πολύ το ένα από το άλλο.
Meksika'nın altı bölgesinin mutfakları birbirinden çok farklıdır.Οι έξι περιοχές του Μεξικό διαφέρουν αρκετά στις κουζίνες τους.
Yapılan test, akut ve kronik enfeksiyonları birbirinden ayıramaz.Η εξέταση δεν μπορεί να κάνει διαχωρισμό μεταξύ οξέων και χρόνιων λοιμώξεων.
Gelenler birbirinden bağımsız olarak ve farklı zamanlarda gelmişlerdir.Οι γλώσσες εμφανίστηκαν ανεξαρτήτως και με μεγάλη χρονική διαφορά η μια απο την άλλη.
Bunun ikisi birbirinden çok farklıdır.Όμως, αυτά τα δύο διαφέρουν πολύ.
Filipinler din ve devlet işlerinin birbirinden ayrıldığı laik bir ülkedir.Οι Φιλιππίνες είναι ένα κοσμικό κράτος με συνταγματικό διαχωρισμό εκκλησίας και κράτους.
İki adam bir daha birbirinden haber alamaz.Για αυτό δεν μπορείτε να ακούσετε πάνω από δυο ανθρώπους.
Parçalar birbirinden uzaklaşmaya başladılar.Οι μικρές διαφορές αποξένωναν τον έναν από τον άλλο.
Bu iki ada ise Kara Denizi ile Barents Denizi'ni birbirinden ayırır.Η Νόβαγια Ζεμλιά χωρίζει τη Θάλασσα Μπάρεντς από τη Θάλασσα Κάρα.
Bu bölgeler iktisadî ve coğrafî yapılarına göre birbirinden ayrılmıştır.Η διάκριση των τμημάτων έγινε βάσει πολιτικής και γεωγραφικής θέσης.
Eserin günümüze ulaşan yazma nüshalarında son bölümlerinde birbirinden farklılıklar görülmektedir.Στα έργα που δουλεύτηκαν σε διαφορετικές φάσεις αναφέρεται η ημερομηνία της τελικής φάσης.
Yanına geldiğinizde taşlarla çevrili ve birbirinden farklı üç bölümden ibaret olduğunu fark edebilirsiniz.Όταν βλέπει τον κύριο του, χαίρεται τόσο που οι 3 σιδερένιες ζώνες έσπασαν η μία μετά την άλλη.
Birbirinden bağımsız olarak Rubik Küpünün birçok çözüm yöntemi bulunmuştur.Uafhængigt af hinanden er der fremkommet talrige generelle løsninger til Rubiks terning.
1905 - Fransa'da din ve devlet işlerini birbirinden ayıran yasa kabul edildi.1905 - I Frankrig udstedes dekret om adskillelse af stat og kirke.
Filmler konu olarak birbirinden bağımsızdır.De fleste film er uafhængige af hinanden.
Ekolokasyon yapan hayvanların iki kulağı birbirinden hafifçe uzaktadır.Ekkolokaliserende dyr har to ører, der er placeret lidt forskelligt.
Alman birlikleri Sovyet birliklerini birbirinden ayırmaya çalıştılar ve daha sonra imha ettiler.De tyske tropper søgte at isolere enkeltenheder og derpå ødelægge dem.
Herkes birbirinden farklı.Husk på, at vi alle er FORSKELLIGE.
Seksi asal sayılar, matematikte birbirinden altı sayı uzaklıkta bulunan asal sayıları ifade eder.Inden for matematik er sexede primtal to primtal, hvor forskellen mellem dem er 6.
Epijin kitinsi duvarları orta yerde yukarı doğru daralıp ön ve arka uçlarda birbirinden uzaklaşır.Alpinstøvlen klikket fast i skien både foran og bagved.
Bir birbirinden farklı turlar (round) doğaçlama olarak oynanır.De fleste spiller med at bordrydninger (svuppere) udligner hinanden.
Nüshaların dil özellikleri ve kurguları birbirinden farklıdır.Størrelsen af de enkelte befolkningsgrupper og vilkårene for deres sprog er forskellige.
Bu yönteme göre insan-toplum ilişkisi birbirinden ayrı ögeler olarak anlaşılamaz.Hun forstår ikke, hvorfor mennesker ikke kan acceptere hinanden, som de er.
Ölüm kişilerin yok oluşu değil beden ve ruhun birbirinden ayrılmasıdır.For muslimer betyder døden, at legeme og sjæl adskilles.
Bu akarsuların aşındırma güçleri birbirinden farklıdır.Denne evnes styrke varierer dog.
Kalp ve aortu birbirinden ayırmak zordur.Forenden og bagenden er svære at skelne fra hinanden.
Bu iki ırkın özellikleri birbirinden farklıdır.Forskellene ved hunnen af de to arter er noget sværere at skelne.
Ülkeler birbirinden yaptığı ithalatlarda ithal ürünlerinin hangi ülke menşeli olduğunu bilmek isterler.Nu vil alle vide hvad et bruttonationalprodukt er.