bira ile cümle

bira kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
5
ORT. KELİME
O çayına biraz şeker ve süt ekledi.He added a little sugar and milk to his tea.
O bugün biraz daha iyi.He is a shade better today.
O bir kitap okuyor. Onu yalnız bırakalım.He is reading a book. Let's leave him alone.
Başı beladaki arkadaşını bırakamadı.He could not forsake his friend in trouble.
Son zamanlarda kendini biraz gergin hissediyor.He's been feeling a little on edge recently.
O, son sayfayı boş bıraktı.He left the last page blank.
Karısı ve çocukları onun sigarayı bırakmasını istedikleri için o sigarayı bıraktı.He stopped smoking because his wife and children asked him to.
Cüzdanını evde bıraktığını söyledi.He said that he had left his wallet at home.
Geçen sezon oynamayı bıraktı.He stopped playing baseball last season.
O, şemsiyesini otobüste bıraktı.He left his umbrella in the bus.
İşini bıraktığına pişman oldu.He regretted having quit his job.
Çocuklarına çok büyük bir servet bıraktı.He left an immense fortune to his children.
O bize sadece kıyafet değil, ancak biraz da para verdi.He gave us not only clothes but some money.
O, bana biraz para verdi.He gave me some money.
O benden biraz para istedi.He asked me for some money.
Bana pencereyi açık bırakmamı söyledi.He told me to leave the window open.
O bana biraz sebze aldı.He got me some vegetables.
Beni kiralamasına ilave olarak, bana biraz öğüt verdi.In addition to hiring me, he gave me a piece of advice.
İşteki başarısızlığı onu beş parasız bıraktı.His failure in business left him penniless.
Bırak bir ulusu, o kendi ailesini idare edemez.He can't run his own family, let alone a nation!
O, banka yöneticisinde olumlu bir izlenim bıraktı.He made a favorable impression on his bank manager.
Onlara biraz büyü göstererek çocukları eğlendirdi.He amused the children by showing them some magic.
O birkaç içki içtikten sonra biraz cesur olur.He gets a little bold after he's had a few drinks.
O silahı yere bıraktı.He laid down the gun.
O, ödevini yarı bitmiş bırakır.He leaves his homework half-finished.
O biraz içti.He drank a little.
O, biraz yorgun görünüyor.He looks a bit tired.
Biraz yorgun gözüküyor.He looks a bit tired.
Biraz yorgun görünüyor, değil mi?He looks a bit tired, doesn't he?
O, biraz ayyaştır.He's a bit of a drunkard.
Durumu fark etmek onun biraz zamanını aldı.It took him a while to realize the situation.
Yarım bardak bira içerek yemeğine başladı.He began his meal by drinking half a glass of ale.
Gazete okumayı bıraktı.He stopped reading the newspaper.
O, bize biraz ödünç para verecek kadar nazikti.He was so kind as to lend us some money.
Bana biraz ödünç para verecek kadar nazikti.He was kind enough to lend me some money.
O, suyu açık bırakmış olmalı.He must have left the water running.
O suyu açık bıraktı.He left the water running.
O, biraz sarhoştur.He is a little high.
Ormanda tek başına bırakıldı.He was left all alone in the woods.
O, oğluna bir servet bıraktı.He left his son a fortune.
O, oğlundan yoksun bırakıldı.He was bereaved of his son.
Oğluna hatırı sayılır bir servet bıraktı.He bequeathed a considerable fortune to his son.
Oğluna büyük bir servet bıraktı.He left his son a large fortune.
Düzenleme ile ilgili biraz bilgisi var.He has some knowledge of editing.
Biraz şişman olduğu için diyette.He's on a diet because he is a little overweight.
O büyük bir bardak bira ile susuzluğunu giderdi.He satisfied his thirst with a large glass of beer.
7. sınıftayken okulu bıraktı.He dropped out when he was in the 7th grade.
O, biraz Çince konuşabilir.He can speak Chinese a little.
Kafesi açtı ve kuşları serbest bıraktı.He opened the cage and set the birds free.
O, oryantal sanatında birazcık uzmandır.He is something of an expert on oriental art.
Onlara mahkumları bırakmalarını emretti.He ordered them to release the prisoners.
Mahkumları bırakmalarını emretti.He ordered them to release the prisoners.
Onun ona biraz para vermesi istendi.He was asked to give her some money.
O, ona biraz çikolata aldı.He bought her some chocolates.
O, ona biraz öğüt verdi.He gave her a piece of advice.
O, ona içki içmeyi bırakmasını tavsiye etti.He advised her to stop drinking.
O, onu yalnız bırakarak caddenin karşısına koştu.He ran across the street, leaving her alone.
Yoksulluktan dolayı okulu bırakmaktan başka seçimi yoktu.He had no choice but to give up school because of poverty.
Sahnenin ortasında tek başına bırakıldı.He was left alone in the center of the stage.
Kalın gözlükleri olan biraz yaşlı bir adamdı.He was a little old man with thick glasses.

İlgili Sayfalar