bir zamanlar ile cümle
bir zamanlar kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
12
HARF
4
HECE
9
ORT. KELİME
Bunlar da Mars'ın yüzeyinde bir zamanlar hızlı akan suların olduğunu gösteren fotoğraflar.These images that show at one time, there was very fast flowing water on the surface of Mars.
Koloniler bir zamanlar fethedilirdi.Colonies were once conquered.
Bir zamanlar onların oyununda bir tutsaktım. Hepimiz öyleydik.I was once a pawn in their game we all were
Ku Klux Klan'in bir zamanlar üç milyon üyesi vardı.The Ku Klux Klan once had three million members.
Bir zamanlar insanlar hafızalarına yatırım yapıyor, ve zorla akıllarını donatmaya uğraşıyorlarmış.Once upon a time, people invested in their memories, in laboriously furnishing their minds.
Ilk adam geldi, o bir zamanlar konuşurken görmüştü büyük bir subaydı onun babası.The first man who came in was a large officer she had once seen talking to her father.
"Belki bir zamanlar burada uyudu," Mary "dedi."Perhaps she slept here once," said Mary.
Bir zamanlar 19. yy Almanya'sında bir kitap vardı.Once upon a time in 19th century Germany, there was the book.
*"Bir zamanlar gençken...* *...yumruđumu vurduđum her taţý kýrarým zannederdim."*When I was young, I thought I could break every stone that I put my fist on
"O, bir zamanlar cauterised sahip olmak gerektiğini," dedi Mr. Huxter, "tüm özellikle iltihaplı. ""He ought to have it cauterised at once," said Mr. Huxter; "especially if it's at all inflamed."
Bana bir zamanlar okuldayken tanıdığım çok sert bir matematik öğretmenimi hatırlatıyor.I feel a bit about it like I did about a very strict math teacher that I once had at school.
Ailem, bana bakması için, annesi bir zamanlar köle olan bir kadın getirmişti.And my family brought in a woman whose mother had been a slave to take care of me.
Bir zamanlar, Scarlet köpek dövüşlerinde yem olarak kullanılıyordu.Once upon a time, Scarlet was used as bait in dog fights.
Ya da bir zamanlar çekirdek denen yapıdaki değişim.He's got a little bit of a stub of green there.
Bir zamanlar ettiğimiz yemini hatırlıyor musun?Remember what we swore?
Evet, bir zamanlar öyleydi.Yes, it's been a long time.
Hatta Newfoundland'da bile bir zamanlar morina yakaladığımız yerde bile bir denizanası çiftliği var.Even in Newfoundland where we used to catch cod, we now have a jellyfish fishery.
O Cambridge'de bir zamanlar Newton'un bulunduğu ve şimdi Stephen Hawking'in bulunduğu görevdeydi.He held the post that Newton held at Cambridge, and that was recently held by Stephen Hawking.
Bir zamanlar da ben popüler değil miydim?Wasn't I popular at one point? That's all foam, foam.
Bir zamanlar bağımsız bir filmde konuşmasız figüran rolü almıştım.Because one time I had a walk-on role in an indie feature.
Bir zamanlar Anthony ve Ian adında iki genç adam varmış.Once there were two young men named Anthony and Ian.
Bir zamanlar bir kumsaldı.It was once a beach.
Bir zamanlar mutlu küçük bir bakteri varmış.Once upon a time there's this happy little bacterium.
Bilirsiniz, bir zamanlar Lübnan, ülke olarak, uzun ve kanlı bir iç savaşta yok edilmişti.You know, Lebanon as a country has been once destroyed by a long and bloody civil war.
Bir gün -- bir zamanlar, çok uzun yıllar önce, bütün kıtalar birbirlerine kenetliydi.There was a time, many, many years ago, when all of the continents were stuck together.
Öyleyse, bir zamanlar özel, bir takım küçük yan ziyafetler, bugün daha genel ve düzenlidir.So what was once the special little side treat now is the main, much more regular.
Bir zamanlarIn a man who used to be
Onları bir zamanlar susturan gelenekleri, yeniliklere bir ses vermek için devirmeliler.They have to subvert tradition that once silenced them in order to give voice to new aspirations.
Roma aslında bir zamanlar Britanya'dan istridye ithal etmişti.Rome in fact used to import oysters from London, at one stage.
Ve bir zamanlar Neptün olarak anılıyordu.It was once called Neptune.
Bir zamanlar bağımlıymış, ama sonra bırakmış !I heard he had a drug problem, then kicked the habit
Bilmelisin ki, sen de bir zamanlar kurbandınYou should know, you were once a victim
Bir zamanlar benimde bir hayalim vardı ama"I had a dream once, too, but -- But --"
"Bir zamanlar bir hayalim vardı çocuğum."I had a dream once, kid.
Bir zamanlar, Lesterland adında bir yer vardı.Once upon a time, there was a place called Lesterland.
Bir zamanlar haritalarımızı çizerken, ufkun ötesindeki okyanusu böyle çizerdik.This is the way we used to draw over the horizon for the ocean, when we made our maps.
Bir zamanlar devasa kristal bir nehrin tabanında bir köy dolusu yaratık yaşıyordu.Jesus Once there lived a village of creatures along the bottom of a great cyristal river.
Bir zamanlar, dünya büyük ve düzgün çalışmayan bir aileydi.Once upon a time, the world was a big, dysfunctional family.
Bir zamanlar avcı olduğumuz doğru, ancak aynı zamanda av da olduk.It is true that we were hunters once, but we were also the hunted ones.
O da bir zamanlar yedi yaşındaydı.He was in somebody's English class, wasn't he?
Bu, galaksilerin bir zamanlar bize yakın oldukları anlamına geliyordu.This meant they must have been closer together in the past.
Joshua'ya bir zamanlar öldürdüğü ve insanlara tecavüz ettiği köyleri gezerken eşlik ettik.We accompanied Joshua, as he walked the Earth, visiting villages where he had once killed and raped.
Bir zamanlar, çok uzun yıllar önce... ..bir Ortodoks manastırında yaşlı bir keşiş yaşarmış.Once upon a time, long ago an old monk lived in an Orthodox monastery.
Hayat standardına gelince, bir zamanlar bilge bir kişi... ..gerekli olmayan şey günahtır demişti.And as for standard, some wise man once said that sin is that which is unnecessary.
Evet, bir zamanlar böyle bir duyguya kapılmıştım.I once felt exactly that way.
Çünkü bir zamanlar bunların hiçbirisi yoktu ve sen mutluydun.Because there was a time when they were not there and you were happy.
Bir zamanlar bir arkadaş bana sordu, dedi ki,A friend once asked me, she said,
Bir zamanlar beni kontrol eden korku artýk iţleyemez bana.And the fears that once controlled me Can't get to me at all
Bakın, ben de bir zamanlar lisans öğrencisiydim.Now look, I was an undergraduate once.
Evet. Nerede? Bir zamanlar bodyguard idim.What's a great guy like you... ...doing in a place like this, huh?
Bir zamanlar, çocukları telef eden berbat bir hastalık varmış.Once upon a time, there was a dread disease that afflicted children.
Bir zamanlar, ben tek kadındım.Was a time, I was his only one
Bir zamanlar neşe ve mutluluk, ve şimdi acı ve ızdırap.Once a life of happiness and joy and suddenly, pain and sorrow.
Yani bir zamanlar o kadar ayarlayın, biz aslında bir bu kadar ayarlayabilirsiniz. an sorun.So once we set that up, we can actually set this up as a moment problem.
Bir zamanlar çok güzel ıslık çalan bir prenses vardı.Once there was a princess who whistled beautifully.
Bir zamanlar vahşi ses atmosferini işe yaramaz bir ürün olarak değerlendirirdim.There was a time when I considered wild soundscapes to be a worthless artifact.
Yine, bu maden bir zamanlar dünyadaki en büyük bakır madeniydi.Again, this mine was once the largest copper mine in the world.
Bir zamanlar sınırlanan imkanlar şimdi herkese açık.So capabilities that were once restricted are now available to everyone.
Biliyorum bir zamanlar oradaydýn, ađlayarak bana döndün.I knew there would be a time you would cry back to me
Bir zamanlar cok kum vardı.Once, there was a lot of sand.