Bende ona fizik hakkında hiçbir şey bilmediğimi söyledim.Varsinaisesta lääketieteestä hän ei tiennyt juuri mitään.
Fakat Jack'in bilmediği bir şey her şeyin göründüğü gibi olmadığıdır.Saarella paljastuu, ettei kaikki olekaan sitä, miltä se näyttää.
Amanda, bir gün hiç bilmediği bir yerde uyanır ve ne olduğunu anlamaz.Hän herää eräänä päivänä niityltä, muistamatta mitään.
Yüzmeyi bilmez, bilmediği için de sudan çok korkar.Sunaota vaivaa kamalasti se, ettei hän osaa uida.
O, onun hakkında bir şey bilmediğini iddia ediyor fakat ona inanmıyorum.Hän väittää, ettei tiedä tästä henkilöstä mitään, mutta en usko häntä.
Çırakları Gurnemanz'a Klingsor'u bilip bilmediğini sorarlar.Οι μαθητευόμενοι του Γκούρνεμαντς τον ρωτούν εάν έχει γνωρίσει τον Κλίνγκσορ.
Gregorios'un Yunanca bilmediğini kabul edilir.Έλληνες, μη τον ακούτε.
Çünkü kendisi hiçbir şey bilmediğinin farkındadır.Εμείς είδαμε μόνο πως δεν κατάλαβε τίποτα.
Phileas Fogg, kimsenin hakkında hiçbir şey bilmediği zengin ve kibar bir İngiliz beyefendisidir.Ο Φιλέας Φογκ ήταν ένας πλούσιος εκκεντρικός τζέντλεμαν, ο οποίος είχε πολλές φαεινές ιδέες.
Elinde plançeta, gözünde gözlüğüyle dolaşır ve bilmediği bir şey yoktur.Φοράει γυαλιά και δεν βλέπει σχεδόν καθόλου χωρίς αυτά.
Sun ona kocası Jin'in İngilizce konuştuğunu bilmediğini söyler.Sun fortæller ham, at Jin ikke er klar over hendes sprogkundskaber.
Michael saati enkazın içinde bulduğunu, bir önemi olduğunu bilmediğini söyler.Michael siger, at han fandt det i vraget, og at det ikke er vigtigt for ham.
Percy’nin kaybolduğuna ve kim olduğunu bile bilmediğine karar verilmişti.Så ved du hvad parkour er og hvad det ikke er.
(Bilmediğimiz şeyler hakkında konuşmamalıyız anlamında.Fortell oss nå noe vi ikke vet.»
Çoğu insanın hakkında hiçbir şey bilmediği bir tür acı."Dette er det visst mange av mine venner som ikke er i stand til å forstå.»
Sana Bunları Hiç Bilmediğin Bir Yerden Yazıyorum (6:45) İnce Buz Üstünde Yürüyorum (feat.Omtrent 12.50 passerte (en bruggskjuts, overs. trengs) stedet uten å merke til noe ras.
Fakat Lara'nın bilmediği bir gerçek vardır.Om Troias er ingenting kjent.
Her yeni karakterle, kendime ait daha önce bilmediğim başka bir şey öğreniyorum.Eller det kan føre til at en ikke blir kjent med andre syn enn det de har fra før.
İnsana bilmediği şeyleri öğretendir."Artinya: Tiada ilmu pengetahuan lain lagi yang dapat dicapai oleh manusia.
Allah 'şüphesiz sizin bilmediğinizi Ben bilirim' dedi."Aku menjawab: "Ya Tuhan ALLAH, Engkaulah yang mengetahui!"
Fakat Lara'nın bilmediği bir gerçek vardır.Tapi AURA tidak tahu kenyataan ini.
Çünkü kendisi hiçbir şey bilmediğinin farkındadır.Dan oleh karena keributan itu ia tidak dapat mengetahui apakah yang sebenarnya terjadi.
Ama bilmediği bir şey vardır!Namun, dia berkata dia tidak tahu.
Allah 'şüphesiz sizin bilmediğinizi Ben bilirim' dedi."Ni đáp: "Hiện nay là ni ai chẳng biết!"
Çünkü kendisi hiçbir şey bilmediğinin farkındadır.Điều đó cho thấy rõ ràng rằng họ không hiểu gì cả.
Allah 'şüphesiz sizin bilmediğinizi Ben bilirim' dedi."お主にはそれがわかるまい」と言い返されたとされる。
"Âmir insan, bilmediği şeyler konusunda daha ihtiyatlı ve çekingence sorar.惟(これ)いまし諸神(もろかみたち)、知るを隠す所勿(なか)れ」と尋ねた。
İnsana bilmediği şeyleri öğretendir."(同上) どっちが人間らしいのか、判らなくなった。
Üzerinde kendisinden başka kimsenin bilmediği bir ad yazılıdır.有人(ゆうと) 本作の主人公で苗字は不明。
Ki O, kalem ile insana bilmediği şeyleri öğretti.彼は自分の術を惜しんで人に明かさなかった。
Çünkü kendisi hiçbir şey bilmediğinin farkındadır.彼女は何も知らず何も意識してゐないのである。
Bende ona fizik hakkında hiçbir şey bilmediğimi söyledim.だが問題は、私が生理学を知らなかったことだ。
Ancak bilmediği bir tehlike vardır.知らなかった自然がある。
Arya babasını uyarmaya çalışır fakat iki yabancının kim olduğunu bilmediği için önemsenmez.アリアは父に警告しようとするが、二人の正体がわからずに口ごもる。
Yüzmeyi bilmez, bilmediği için de sudan çok korkar.水が怖くて泳げない。
Müzisyen olup olmadıklarını bile bilmediğim bir topluluk arıyordum.自称ミュージシャンだけに音楽的な事に詳しい。
Sordukları soruların yanıtlarını bilmediğimi söyleyince beni çıplak halde klimalı soğuk bir odaya attılar.想いを寄せている有人が自分にその気がないことを知り、女子更衣室で有人に襲われたと騒ぎを起こす。
(Bilmediğimiz şeyler hakkında konuşmamalıyız anlamında.(注意しなくて良いといっているのではない。
Kendisi, bu şekilde anılmaktan memnun olmakla birlikte neden uygun görüldüğünü bilmediğini açıklamıştır.自分はなぜ認められないのかという不満に苛まれていた。
Bunun yanında dedesininde geri döndüğünü öğrenir ve var olduğunu bile bilmediği kuzenleri ile tanışır.間柄は再従姉弟だが会った記憶はない。
"Âmir insan, bilmediği şeyler konusunda daha ihtiyatlı ve çekingence sorar.諸有所問,皆為了知,不為嬈亂。
Allah 'şüphesiz sizin bilmediğinizi Ben bilirim' dedi."代宗說:「這並非你所知道的那樣。
İnsana bilmediği şeyleri öğretendir."凡夫未聞故,不能如實知見,亦無修心。
Çünkü kocası dahil herkes İngilizce bilmediğini sanmaktadır.並非所有英國人認同英式英語。
Yüzmeyi bilmez, bilmediği için de sudan çok korkar.她对游泳这个项目简直一窍不通,她非常得怕水。
Ki O, kalem ile insana bilmediği şeyleri öğretti.民匮于祀,而不知其福。
Çoğu insanın hakkında hiçbir şey bilmediği bir tür acı."常常會說出許多眾人不了解的知識。
Ancak bilmediği bir tehlike vardır.並無已知的明顯威脅。
Füsun’u ilk gördüğü anda hayatında hiç bilmediği bir duyguya kapılmıştır.在第一眼見到菲恩圖斯時認為在他的心中沒有黑暗。
İnsana bilmediği şeyleri öğretendir."이는 글(한문) 모르는 사람더러 알리노라.’
Çünkü kendisi hiçbir şey bilmediğinin farkındadır.즉 사람들은 아무것도 모르면서 알고 있다고 생각한다.
Aizen ile ilgili henüz bilmediğiniz çok şey var.현재까지 아난케에 대해 알려진 사항은 그리 많지 않다.
Ki O, kalem ile insana bilmediği şeyleri öğretti.여자는 말 못하고, 남자는 모르는 것들 (inst.)
Okul zamanında daha önce bilmediği teknikler ve stilleri öğrendi.학교 교육 제도가 갖추어지지 않은 과거에 지식과 기술을 전수하는 방법으로 도제 제도가 있었다.
Kendi halindeki bir kasabaya kimsenin bilmediği sebeplerden ötürü gelir.그 때문에 알고 있는 사람이 없는 장소로는 이동할 수가 없다.
Allah 'şüphesiz sizin bilmediğinizi Ben bilirim' dedi."그는 “예수는 행(行)치 않고는 말한 일이 없는 것으로 안다.
Sordukları soruların yanıtlarını bilmediğimi söyleyince beni çıplak halde klimalı soğuk bir odaya attılar.아무 말 없이 떠난 동생의 비밀을 찾던 만지는 빨간 털실 속에 천지가 남기고 간 메시지가 있음을 알게 된다.
Kimsenin bilmediği sırları var.그에겐 말 못할 비밀이 있으니…….
Her yeni karakterle, kendime ait daha önce bilmediğim başka bir şey öğreniyorum.이제껏 이해하지 못하던 모든 지식을 알게 된다.
Kendisi, bu şekilde anılmaktan memnun olmakla birlikte neden uygun görüldüğünü bilmediğini açıklamıştır.그녀를 위로하기 보다는 도저히 왜 우는지 모르겠다는 얼굴로 그녀를 바라본다.