Bay Kingston'ın bilmediği şey ise Frankie'nin peşinde olan tek kişi o değildir.Buiten medeweten van meneer Kingston, is hij niet de enige die haar achterna zit.
Ama Spike bir şey bilmediğini söyler.Krinkel zegt echter dat hij van niets weet.
İnsanların bilmediği, ulaşamadığı bir yerde topraktan (kerpiçten) yapılmış evinde yaşar.Daar belandt hij in een aarde die in niets meer lijkt op wat hij kent.
Kendisi de bilmediği bir şekilde bunları uygulamaktadır.Voor zover bekend doet ze dit (nog) niet.
Ama bilmediği bir şey vardır!Die weet van niets.
Çünkü kendisi hiçbir şey bilmediğinin farkındadır.Ze vertelt hem van niets te weten.
Orada da Echidna'yı yener, fakat bilmediği bir şey vardır.Voor Oona is dat geen nieuws; zij heeft die ook gezien.
İnsana bilmediği şeyleri öğretendir."Degenen die leergierig zijn, maar onwetend.
Kimsenin bilmediği şey, tüm bu yaşananların arkasında Cuhenna Cin kabilesinin olduğudur.Wat Matt niet weet is, is dat Kingpin achter dit alles zit.
Yüzmeyi bilmez, bilmediği için de sudan çok korkar.Met angst leren zwemmen is bijna onmogelijk.
Her yeni karakterle, kendime ait daha önce bilmediğim başka bir şey öğreniyorum.Steeds zijn er details zichtbaar die eerder niet werden waargenomen.
Adımızı bilmediğimiz tek bölüm; çünkü tanktayız.De betekenis van het eerste deel van de naam is onbekend, het betreft een eigennaam.
Onun bilip bilmediğini bilmiyorum.Ik weet niet of hij het weet.
Bana onun adresini bilip bilmediğimi sordu.Ze vroeg me of ik haar adres kende.
İnsana bilmediği şeyleri öğretendir."(Nikogo tam nie było), Ingen människa vet det (Żaden człowiek tego nie wie).
Toplama kampları hakkında bir şey bilmediğini söyledi.Twierdziła, że nie wiedziała co działo się w obozach koncentracyjnych.
Çünkü kocası dahil herkes İngilizce bilmediğini sanmaktadır.Sytuację komplikuje fakt, iż jego małżonka nie zna angielskiego.
River, bilmediğini söyler.Elektra odpowiedziała, że nie zna.
Ron Harry'nin pek bir şey bilmediğini düşünmektedir.Ray Barone ma wszystko, o czym możne marzyć.
Kaçışları, ikisinin de daha önce bilmediği duyguları ateşler.Objawia się ona sympatią, przed którą oboje wciąż uciekają.
Park, tam olarak bilmediği bu coğrafyada yolculuğuna devam etti.Corso wyrusza w podróż, której przebiegu zupełnie się nie spodziewa.
Justin, Aaron'ın nerede olduğunu bilmediğini ve Diğerleri'nin onu kaçırmadığını söyler.Junipher ukrywa się i reszta nie wie, że ona z nimi pojechała.
Kendisi de bilmediği bir şekilde bunları uygulamaktadır.Czy (nie)wystarcza on do spełnienia niewiadomej?
İnsana bilmediği şeyleri öğretendir."Han delade med sig sin vetskap för människorna".
Bende ona fizik hakkında hiçbir şey bilmediğimi söyledim.Hon hävdade att hon inte hade någon typ av teknik.
Çünkü kendisi hiçbir şey bilmediğinin farkındadır.Presidenten själv har hävdat att han inte kände till något.
Fakat Lara'nın bilmediği bir gerçek vardır.Lara har mycket att berätta.
İnsanların bilmediği birçok ot türleri bulunur.Många arter är så gott som okända.
Bilmediğin çok şey var.Det finns mycket du inte vet.
Dün bilmediğimiz bir şey öğrendik.Vi lärde oss något vi inte visste igår.
İngilizce bilmediği için filmdeki repliklerini bir ses koçuyla ezberlemiştir.Те що він знає трохи з англійської мови, він дізнався з цих фільмів.
Ama bilmediği bir şey vardır!Історія, яку ми не знаємо.
Adam, Frank'e gitmesini, kadının ne olduğunu bilmediğini söyler.Команда і сам Хаус не знає, що з дівчиною.
Çünkü kendisi hiçbir şey bilmediğinin farkındadır.Як наслідок, він твердив, що він нічого не знає.
Robert olaya karşı çıkar fakat bilmediği bir şey vardır.Роберт погоджується, але залишається в сумніві.
Tom Mary'nin neden John'dan hoşlanmadığını bilmediğini söyledi.Том сказав, що він не знає, чому Джон не подобається Мері.
Tom'un yüzmeyi bilmediğini benim bildiğim kadar iyi biliyorsun.Ти знаєш так само добре як і я, що Том не вміє плавати.
Tom'a Mary'nin nerede yaşadığını bilmediğimi söyledim.Я сказав Тому, що не знаю, де живе Мері.
Tom'a Mary'nin nerede yaşadığını bilmediğimi söyledim.Я сказала Тому, що не знаю, де живе Мері.
Tek bildiğim hiçbir şey bilmediğimdir.Я знаю лише те, що нічого не знаю.
"Âmir insan, bilmediği şeyler konusunda daha ihtiyatlı ve çekingence sorar.Kolik – a zda vůbec – po sobě zanechal potomků není známo.
Çünkü kendisi hiçbir şey bilmediğinin farkındadır.Přiznává si, že nic neví.
Amanda, bir gün hiç bilmediği bir yerde uyanır ve ne olduğunu anlamaz.Když se Tianna jednoho dne probudí, neví kde je.
Catherine okuma yazma bilmediği için evlilik cüzdanını “X” ile imzaladı.Catherine neuměla psát, proto je na oddacím listu podepsána: "X".
Çünkü kocası dahil herkes İngilizce bilmediğini sanmaktadır.Zajímavostí je, že on sám neuměl vůbec anglicky.
Her yeni karakterle, kendime ait daha önce bilmediğim başka bir şey öğreniyorum.Ale přesto máme individuální zkušenosti, které s nikým nesdílíme.
Adımızı bilmediğimiz tek bölüm; çünkü tanktayız.Jedná se o unikát, je znám pouze jediný kus.
Fakat Lara'nın bilmediği bir gerçek vardır.Jenže Donna samozřejmě nic netuší.
Allah 'şüphesiz sizin bilmediğinizi Ben bilirim' dedi."El spuse : “Nu v-am spus că eu știu de la Dumnezeu ceea ce voi nu știți?”
Bilmediğim bir şey hakkında rap yapamam.A declarat, „Nu pot să fac rap despre ceva ce nu știu.
Tom Mary'nin kim olduğunu bilmediğini iddia ediyordu.Tom pretindea că nu ştie cine e Mary.
Her yeni karakterle, kendime ait daha önce bilmediğim başka bir şey öğreniyorum.És minden alkalommal tanulhat valami újat, amit nem tudott korábban.”
Yüzmeyi bilmez, bilmediği için de sudan çok korkar.Úszni nem tud, mert ahhoz túl nehéz.
Ancak bilmediği bir tehlike vardır.Ismert veszélye nincsen.
Ancak bilmediğinde, bu oran %6'ya düşüyordu.Ahol alacsony, ott a növekedés 6% volt.
Bilim felsefecileri hiçbir şeyi mutlak bir kesinlikle bilmediğimizi iddia etmektedirler.Az agnosztikusok állíthatják, hogy nem lehetséges abszolút vagy biztos tudásunk.
Sun ona kocası Jin'in İngilizce konuştuğunu bilmediğini söyler.Sun kertoo, ettei Jin tiedä hänen englannin kielen taidoistaan.
Michael saati enkazın içinde bulduğunu, bir önemi olduğunu bilmediğini söyler.Michael kertoo, että hän vain löysi kellon ja ettei sillä ole väliä.
River, bilmediğini söyler.Joelle kiistää, ettei haluaisi.
(Bilmediğimiz şeyler hakkında konuşmamalıyız anlamında.Emme voi tietää sellaisia asioita, joita emme tiedä.