Petraseviç, bu üstlerin adlarını bilmediğini ileri sürdü.Petrasevic said he did not know the names of those superiors.
Tutuklananlardan 8 tanesi okuma yazma bilmediğinden mütevellit kendini savunamadı ve idam edildi.Since 8 of those arrested were illiterate, they could not defend themselves and were executed.
Kısa süre sonra arkadaşının satranç kurallarını bile bilmediğini fark etti.She soon realized that her friend did not even know the rules of chess well.
Memleketimde yaşamadım Bilmediğim gençliğin neşesi Vatanımı özledim Ey, güzel Kırım!On native earth I did not live, I was not young enough, I'm homesick, My beautiful Crimea!
Olayı örtbas etmenin Klaasje'nin fikri olduğunu ve Lely'yi kimin vurduğunu bilmediğini iddia eder.She claims that the cover-up was Klaasje's idea and has no idea who shot Lely.
Haruhi'nin bilmediği şey ise, dünyayı istediği gibi değiştirme gücüne sahip olduğudur.The story is indirect in saying how much Yuki, Mikuru and Itsuki know about each other.
Ama bok bilmediğim gibi elimde hiç koz yoktu, hissettirdi.But he made me feel like I had nothing to offer, like I knew shit."[17]
Onun bilip bilmediğini bilmiyorum.Ich weiß nicht, ob er es weiß.
Bana okuma-yazma bilip bilmediğimi sordu.Sie fragte mich, ob ich lesen und schreiben könne.
Bence Tom bizim bilmediğimiz şeyleri biliyor.Ich glaube, dass Tom Dinge weiß, die wir nicht wissen.
Bana benim bilmediğim bir şey söyle.Sag mir etwas, das ich nicht weiß.
Senin bilmediğin bir şey biliyorum.Ich weiß etwas, was du nicht weißt.
Dün Tom bana yüzmeyi bilmediğini söyledi.Gestern hat Tom mir erzählt, dass er nicht schwimmen kann.
Bilmediğin bir şey biliyorum ve onu sana söylemeyeceğim.Ich weiß etwas, was du nicht weißt, und das sage ich dir nicht.
Mary hakkında bilmediğin bir şey var ve öğrenince şaşıracaksın.Es gibt da etwas, was du über Maria nicht weißt, und wenn du's erfährst, wirst du staunen.
Onun ne olduğunu bilmediğimi mi sanıyorsun?Glaubst du, ich weiß nicht, was das ist?
Bizim hakkımızda bilmediğin bir şey var.Es gibt da etwas über uns, was du nicht weißt.
Yeryüzü ve Gökyüzü arasında daha bilmediğimiz çok şeyler var.Es gibt mehr Dinge zwischen Himmel und Erde, von denen wir keinen blassen Schimmer haben.
Ama Spike bir şey bilmediğini söyler.Spira behauptet, davon nichts zu wissen.
Gregorios'un Yunanca bilmediğini kabul edilir.Iphigenie erkannte jedoch in ihnen Griechen.
Bilmediğim bir şey hakkında rap yapamam.Ich kann mich nicht darauf hinausreden, daß ich von nichts gewußt hätte.
Ancak Athena'nın bilmediği bir şey varmış.Was Darwin nicht wissen konnte.
Çünkü kendisi hiçbir şey bilmediğinin farkındadır.Nun wisse er, dass er nicht wisse.
Bay Kingston'ın bilmediği şey ise Frankie'nin peşinde olan tek kişi o değildir.Und die Leiche, die Francis sah, ist bei weitem nicht die erste.
Ben vitesli araba kullanmayı bilmediği için gitmeleri uzun zaman alır.Er sei froh, dieses Auto nicht mehr fahren zu müssen.
Adımızı bilmediğimiz tek bölüm; çünkü tanktayız.Ihr tatsächlicher Name bleibt unbekannt, da dieser ein Teil des Mysterienkultes war.
Savaştan sonra ne kardeşinin, ne de kendisinin Holokost hakkında bir şey bilmediğini iddia etti.Nach dem Krieg erfuhr er, dass keines seiner neun Geschwister den Holocaust überlebt hatte.
Fakat Jack'in bilmediği bir şey her şeyin göründüğü gibi olmadığıdır.Max ist zumeist egal, was um ihn herum geschieht.
Adam, Frank'e gitmesini, kadının ne olduğunu bilmediğini söyler.Er beklagt es, nicht genau zu wissen, was die Frau für ihn empfinde.
Ne yapacağımı bilmediğimden, ondan akıl istedim.Comme je ne savais quoi faire, je lui ai demandé conseil.
Anlamını bilmediğin bir kelimeye denk geldiğin zaman bir sözlüğe bakman daha iyi olacak.Tu ferais mieux de consulter un dictionnaire quand tu ne connais pas le sens d'un mot.
Onun bilip bilmediğini bilmiyorum.J'ignore s'il le sait.
Hiçbir şey bilmediğimi biliyorum.Je sais que je ne sais rien.
Üzgünüm, bilmediğim insanlara emanet etmem.Désolé, je ne laisse pas entrer les gens que je ne connais pas.
Bütün bildiğim hiçbir şey bilmediğimdir.Tout ce que je sais, c'est que je ne sais rien.
Bir şey biliyorum, o da hiçbir şey bilmediğim.Je sais une chose, c'est que je ne sais rien.
Cevabı bilmediğinize şaşırmıyorum.Je ne suis pas surprise que vous ne connaissiez pas la réponse.
Neden bana henüz bilmediğim bir şey söylemiyorsun?Pourquoi ne me dis-tu pas quelque chose que je ne sais pas encore ?
"Âmir insan, bilmediği şeyler konusunda daha ihtiyatlı ve çekingence sorar.Leurs connaissances sont très supérieurs à celles des hommes, même s'ils ne sont pas omniscients.
İnsana bilmediği şeyleri öğretendir."Il y a des gens qui ne savent pas.
Toplama kampları hakkında bir şey bilmediğini söyledi.Il nie avoir eu connaissance des camps d'extermination.
Robert olaya karşı çıkar fakat bilmediği bir şey vardır.Robert accepte cette solution, même s'il n'en comprend pas la raison.
Ertesi hafta Styles, Genel Müdür Daniel Bryan'a Owens'ın açık meydan okuma nasıl yapılır bilmediğini söyledi.Daniel Bryan dit qu'Owens ne comprend pas c'est quoi un Open Challenge.
Yakın komşularında ise onların bilmediği bir farklılık vardır.Même leurs proches ne le savent pas.
Ama bilmediği bir şey vardır!Impossible d'en rien savoir !
O, bana Tom'un adresini bilip bilmediğimi sordu.Ella me preguntó si conocía la dirección de Tom.
Tom, Mary'ye John'un yeni telefon numarasını bilip bilmediğini sordu.Tom le preguntó a Mary si sabía el nuevo número de teléfono de John.
Tom Mary'ye konserin ne zaman başladığını bilip bilmediğini sordu.Tom le preguntó a Mary si sabía cuándo empezaba el concierto.
Onu bilmediğini mi söylemek istiyorsun?¡¿Quieres decir que no lo sabes?!
Yüzme bilmediğimden plaja gitmeyi tercih etmedim.Como no sabía nadar, preferí no ir a la playa.
Onun bilip bilmediğini bilmiyorum.No sé si lo sabe.
Tom, Mary'nin cevabı bilmediğini biliyor.Tom sabe que Mary no sabe la respuesta.
Sözlüğünde bilmediğin kelimelere bak.Mira en el diccionario las palabras que no conozcas.
Bana benim bilmediğim bir şey söyle.Dime algo que no sepa.
Tom'un Mary'nin ne yaptığını bilip bilmediğini merak ediyorum.Me pregunto si Tom sabrá lo que hizo Mary.
Ne diyeceğini bilmediği için, sessiz kaldı.Como no sabía qué decir, se quedó callado.
Benim bilmediğim bir dilde konuşmaya başladılar, ama kulağa melodik geliyordu ve dinlemesi güzeldi.Empezaron a hablar en una lengua que no conocía, pero que resultaba melódica y encantadora.
Tom bilmediğini söyledi.Tom dijo que no sabía.
Tom bilmediğini itiraf etmek istemiyordu.Tom no quería admitir que no lo sabía.
Tom ne yapacağını bilmediğini itiraf etti.Tom confesó que no sabía qué hacer.