Başkaları hakkında kötü konuşmamayı kendisine prensip olarak benimsemektedir.He makes it a rule never to speak ill of others.
Yeni politikayı benimsemek, bu şirketin şimdiye kadar yaptığı en iyi şeydi.Adopting the new policy was the best thing this company ever did.
Düşük kalorili bir diyet benimsemek yaşam sürenizi artıracaktır.Adopting a low calorie diet will increase your lifespan.
Ne dediğini anlıyorum ama mesajı benimsemekte sorun yaşıyorum.I understand what you say, but I have trouble internalizing the message.
Hiçbir tarikat onu kabullenmekte ve benimsemekte bir sıkıntı çekmedi.None has matched it in debasing and humiliating us.
Ve yaptığımız şeylerden biri korkunun klasik bir modelini benimsemekti.And one of the things that we did was to adopt a very classical model of fear.
Hayır, biz bir yeri benimsemek için iki önemli şey yaparız.(Laughter) No, we do two important things to make a place our own.
Kendin için dik durmak, şiddeti benimsemek gerektiği anlamına gelmez.Standing up for yourself doesn't have to mean embracing violence.
İlkinde, önce biz benimsemek isteriz.Once, we want to do it first.
Buzağıyı tanrı olarak benimsemekle kendinize yazık ettiniz.Verily, you have wronged yourselves by worshipping the calf.
Musa milletine "Ey milletim! Buzağıyı tanrı olarak benimsemekle kendinize yazık ettiniz.Moses said to his people, "My people, you have done wrong to yourselves by worshipping the calf.
Uzmanlar, bölge genelinde ortak bir yaklaşım benimsemekte çok geç kalındığı konusunda hemfikir.Experts agree that a cross-regional approach is long overdue.
Nagel biraz farklı bir yaklaşım benimsemektedir.Nagel takes a slightly different approach.
Bazı reformist cemaatler bu bakış açısını benimsemektedir.Manche Mitglieder des Reformjudentums teilen diesen Standpunkt.
Bazı reformist cemaatler bu bakış açısını benimsemektedir.Certains partisans de l’économie évolutionniste partagent ce point de vue.
Bazı reformist cemaatler bu bakış açısını benimsemektedir.I riformatori protestanti seguono questa linea.
Hidayete ermekse; Hakk yoluna girmek ve tarîkatı benimsemektir.ٱلْهَادِي: هو المبين للخلق طريق الحق بكلامه يهدي القلوب إلى معرفته، والنفوس إلى طاعته.
Ülke nüfusunun yarısından fazlası Hristiyan inancını benimsemektedir.Meer dan de helft van de bevolking hangt het christendom aan.
Bazı reformist cemaatler bu bakış açısını benimsemektedir.A kálvini reformáció elvetette a fenti nézeteket.
Ülke nüfusunun yarısından fazlası Hristiyan inancını benimsemektedir.Over halvdelen af befolkningen betragter sig selv som kristne.
Ülke nüfusunun yarısından fazlası Hristiyan inancını benimsemektedir.주민의 50% 이상이 기독교를 믿는다.
“Doğru Zihniyet”; kinden arınma, zararsız olma düşüncesini benimsemektedir.설일체유부에 따르면, 불해(不害)는 다른 이를 손상시키고 괴롭히지 않는 것을 본질로 하는 의식작용(마음작용)이다.
Ülke nüfusunun %50'lik bir kesmi İslam inancını benimsemektedir.50% stanovništva je islamske vjeroispovjesti.
Bûyle bir durumda iyi bir organizasyon bir yolu benimsemekte son derece dikkatli olmalædær.Küzdelem a megkülönböztetés ellen – Oktatási kézikönyv
Geniş kapsamlı bir yaklaşımı benimsemek(konuya ilişkin ve coğrafi olarak)Rugalmas kezelés folyamatos biztosítása
Geniş kapsamlı bir yaklaşımı benimsemek(konuya ilişkin ve coğrafi olarak)❚travailler selon une perspective «holistique» élargie (thématique et géographique);
Hayır, biz bir yeri benimsemek için iki önemli şey yaparız.1つは道にそって移動すること
Hayır, biz bir yeri benimsemek için iki önemli şey yaparız.Không, chúng ta làm hai điều quan trọng để biến một nơi thành của mình.
Hayır, biz bir yeri benimsemek için iki önemli şey yaparız.아니오. 우리는 장소를 우리 것으로 하기 위해 두 가지 중요한 일을 합니다.
Hayır, biz bir yeri benimsemek için iki önemli şey yaparız.Nee, wij doen twee andere belangrijke dingen.
Hayır, biz bir yeri benimsemek için iki önemli şey yaparız.(Nevetés) Két fontos dolgot teszünk, hogy magunkénak tudhassunk egy helyet.
Hayır, biz bir yeri benimsemek için iki önemli şey yaparız.Nie, aby sme sa zoznámili s miestom, robíme dve veci.
Hayır, biz bir yeri benimsemek için iki önemli şey yaparız.No, noi facciamo due cose importanti per rendere un posto tutto nostro.
Hayır, biz bir yeri benimsemek için iki önemli şey yaparız.Nu, noi adoptăm două metode pentru a ne orienta.
Hayır, biz bir yeri benimsemek için iki önemli şey yaparız.(Rires) Non, nous faisons deux choses importantes pour nous approprier un endroit.
Hayır, biz bir yeri benimsemek için iki önemli şey yaparız.(Risas) No, para apropiarnos de un lugar hacemos dos cosas importantes.
Hayır, biz bir yeri benimsemek için iki önemli şey yaparız.(Śmiech) Używamy innych metod.
Hayır, biz bir yeri benimsemek için iki önemli şey yaparız.Wir machen uns einen Ort in zwei wichtigen Schritten zu eigen:
Hayır, biz bir yeri benimsemek için iki önemli şey yaparız.Όχι, δύο είναι τα σημαντικά πράγματα που κάνουμε για να εξοικειωθούμε με έναν χώρο.
Hayır, biz bir yeri benimsemek için iki önemli şey yaparız.Мы следуем двум важным правилам, чтобы сделать место своим.
Hayır, biz bir yeri benimsemek için iki önemli şey yaparız.Ні, ми робимо дві речі, щоб запам'ятати певне місце.
Hayır, biz bir yeri benimsemek için iki önemli şey yaparız.(Смях) Не, правим две важни неща, за да си направим дадено място свое.
Hayır, biz bir yeri benimsemek için iki önemli şey yaparız.לא, אנחנו כן עושים שני דברים חשובים לנכס לעצמנו מקום.
Hayır, biz bir yeri benimsemek için iki önemli şey yaparız.نحن نقوم بعمل شيئين مهمين لكي نجعل المكان ملكنا
İlkinde, önce biz benimsemek isteriz.A primeira, queremos fazê-la primeiro.
İlkinde, önce biz benimsemek isteriz.Az elsők akarunk lenni, akik írnak róla, azon rajongóknak, akik ezt értékelik.
İlkinde, önce biz benimsemek isteriz.D'abord, nous voulons être les premiers.
İlkinde, önce biz benimsemek isteriz.Een keer willen we de eersten zijn.
İlkinde, önce biz benimsemek isteriz.Einmal wollen wir sie zuerst behandeln.
İlkinde, önce biz benimsemek isteriz.Lần thứ nhất, chúng tôi muốn là người tiên phong.
İlkinde, önce biz benimsemek isteriz.O dată, pentru că vrem s-o facem primii.
İlkinde, önce biz benimsemek isteriz.Pierwszy raz - chcemy być pierwsi.
İlkinde, önce biz benimsemek isteriz.Satu kita mau melakukannya dahulu.
İlkinde, önce biz benimsemek isteriz.Vogliamo essere i primi a farlo.
İlkinde, önce biz benimsemek isteriz.По-перше, ми хочемо бути першими.
İlkinde, önce biz benimsemek isteriz.Сначала мы хотим быть первыми.
Kendin için dik durmak, şiddeti benimsemek gerektiği anlamına gelmez.A-ți susține cauza nu trebuie să însemne a apela la violență.
Kendin için dik durmak, şiddeti benimsemek gerektiği anlamına gelmez.At stå for sig selv behøver ikke at betyde at blive voldelig.
Kendin için dik durmak, şiddeti benimsemek gerektiği anlamına gelmez.Attól, hogy a sarkadra állsz, még nem kell erőszakhoz folyamodni.
Kendin için dik durmak, şiddeti benimsemek gerektiği anlamına gelmez.Att stå för vem man är måste inte innebära att välja våldet.