belirleyici ile cümle

belirleyici kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
11
HARF
5
HECE
10
ORT. KELİME
2 – 4 Ekim günleri arasında ordunun tutumu belirleyici olmuştur.In de periode van 2 tot 4 oktober speelde het Russische leger een cruciale rol.
Arkhe sorunu onun için de belirleyici olmuştur.De Arierparagraph was doorslaggevend voor hem.
Değerlendirmelerden sonra, F/A-18 Hornet'in performansı seçilmesinde belirleyici faktör oldu.Nu hij niet meer kan bewegen, is hij een makkelijk doelwit voor de F/A-18 hornets.
Bazı müzik listeleri, ABD müzik piyasası için belirleyici olmaktadır.Reservoir Music is een Amerikaans platenlabel voor jazz.
Askerî müziklerde vurmalı çalgılar askerlerin hareketlerinin belirleyicisi olmuşlardır.Een tweede functie van militaire muziek is het aansporen van de manschappen.
Gene de, savaşın belirleyici bölgesi İrlanda Denizi'ydi.Eerder diende ze als pont op de Ierse Zee.
Bu otoriter yönetimde Bayar'ın da belirleyici bir etkisi oldu.Het handhaven van zijn eigen machtspositie speelde uiteraard ook een rol.
Savaştan sonra kurum barış politikaları konusunda belirleyici bir rol oynayamadı.Tot dan toe zag de politiek daarom absoluut geen reden om te onderhandelen over een vrede.
Bu mücadelede ekonomik politikanın seyri tartışmaları belirleyici oldu.Proces wykazał przyczyny polityczne ich walki.
Bu belirleyici konuşmanın neticesinde Meclis hilafeti ilga etmiştir.Podczas pierwszego Zgromadzenia Radnych Miejskich wygłosił uroczystą mowę powitalną.
Moleküler markörler, moleküler belirleyiciler diğer belirleyicilere göre daha güvenilirdirler.Morfologiczne i molekularne dane są lepiej poznane u ssaków niż u pozostałych zwierząt.
Bu olay, daha sonra Truman Doktrini'nin ortaya çıkmasına belirleyici bir faktör olarak hizmet etti.Doktrynę tę uznaje się za rozwinięcie doktryny Trumana.
Savaştan sonra kurum barış politikaları konusunda belirleyici bir rol oynayamadı.Polisen hade dock inte bedömt läget som ohållbart från säkerhetssynpunkt.
Fransız Devrimi'nin en radikal belirleyici unsurudur.En berättelse om Franska revolutionens blodigaste tid.
Aynı zamanda zaman belirleyici bir alettirler.Слід також підкреслити один дуже характерний момент.
Dolayısıyla tahkimata girilmesindeki belirleyici olay söz konusu pike bombardıman uçağının vuruşu olmuştur."Поки ще рано стверджувати, що причиною катастрофи літака стала саме ракета «Бук».
O zamandan beri, silahlı kuvvetler Pakistan tarihinde belirleyici bir rol oynamıştır.Od té doby hrál obchod v indonéské historii zásadní roli.
Komer Türk yakın siyasi tarihinde belirleyici bir iz bırakmıştır.Svou vládou zanechal nesmazatelný znak v bulharské historii.
Geyve Muharebesi, Türk Kurtuluş Savaşı esnasında yaşanmış küçük fakat belirleyici bir muharebe.Proti okupaci se uskutečnila malá, ale významná Demonstrace na Rudém náměstí v Moskvě.
Türkiye'nin dış ilişkilerinin bir diğer belirleyici unsuru Amerika Birleşik Devletleri ile ilişkiler olmuştur.Un alt aspect definitoriu al relațiilor externe ale Turciei au fost legăturile sale cu SUA.
2 – 4 Ekim günleri arasında ordunun tutumu belirleyici olmuştur.Între 2 și 4 octombrie, poziția armatei a fost factorul hotărâtor în criză.
Bir yıldızın toplam kütlesi, yıldızın gelişiminin ve sonunun ana belirleyicisidir.Masa totală a unei stele este o caracteristică importantă, care decide asupra evoluției și sorții ei finale.
Bu bölüm için belirleyici olan gerçekleştirilen 7 mucizenin aktarıldığı metinlerdir.De aici vin cele șapte aspecte manifestate în ființa umană.
Bu yıllarda aynı zamanda Kürt sorunu da grubun politikalarında belirleyici oldu.De asemenea, în acești ani s-a acordat o deosebită importanță sintetizării raționale a polimerilor.
Ana madde: Waterloo Muharebesi Yüz Gün’ün belirleyici muharebesi 18 Haziran 1815 günü Waterloo’da yapılır.Pentru scurt timp însă, căci este înfrânt în bătălia de la Waterloo (18 iunie 1815).
Bir çağın malzeme seçimi genellikle belirleyici bir noktadır.Astfel, selectarea unui grup este, într-o anumită măsură, arbitrară.
Savaşın belirleyici aşamaları zaten geçilmişti ve Almanlar tarafından kentin dışında kaybedilmişti.A csata meghatározó szakaszai már lezajlottak, a németek pedig elvesztették a harcokat a városon kívül.
Rusya'nın iklimi birkaç belirleyici faktörlerin etkisi altında oluşmuştur.Az Oroszországi Föderáció éghajlatának kialakulására néhány meghatározó tényező volt hatással.
"Çekilme belirleyicileri: Çekingen kişilik bozukluğu Olası öncüleri".Felszínre bukkannak a kétségek.” „A Bolond, amely a korlátlan lehetőségeket vetíti előre.
Bir çağın malzeme seçimi genellikle belirleyici bir noktadır.A tagmondatok állítmánya többnyire feltételes mód jelen idejű.
Rusya'nın iklimi birkaç belirleyici faktörlerin etkisi altında oluşmuştur.Venäjän ilmaston muotoutumisen taustalla on useampia tekijöitä.
Bu eyalet belediyelerinde doğa ile iç içe bir yaşam kurmak isteği belirleyici rol oynamıştır.Hämeen liitto on määritellyt alueen maakuntakaavassaan maakunnallisesti arvokkaaksi luontotyypiksi.
Bu olay, savaşın gidişatında belirleyici bir darbe olmuştur.Έγιναν πολλές προσπάθειες για να βρεθεί η ακριβής ημερομηνία της μάχης.
Türkiye'nin dış ilişkilerinin bir diğer belirleyici unsuru Amerika Birleşik Devletleri ile ilişkiler olmuştur.Det andet definerende aspekt af Tyrkiets udenrigsforhold har været landets bånd med USA.
Bir yıldızın toplam kütlesi, yıldızın gelişiminin ve sonunun ana belirleyicisidir.En stjernes masse er altafgørende for dens udvikling som stjerne og dermed dens skæbne.
Kurulmasından itibaren ordu Amerikan tarihi'nde belirleyici bir rol oynadı.Statuen har lige siden dens opførelse spillet en aktiv rolle i den amerikanske kultur.
Wolfram'ın birimlerinin etkinliği, Fransa Seferi'nin belirli noktalarında belirleyici oldu.Frances Farmers skæbne er beskrevet i flere sammenhænge.
Augustinus bu filozofların önemlilerindendir, ona göre ruhsal yetilerin belirleyicisi istençtir.Winston beundrer proletarerne, fordi de for ham er forblevet menneskelige.
Bir yıldızın toplam kütlesi, yıldızın gelişiminin ve sonunun ana belirleyicisidir.Den totale massen er avgjørende for hvordan stjernene utvikles og dens endelige skjebne.
Bu olay, savaşın gidişatında belirleyici bir darbe olmuştur.Dette hadde en drastisk effekt på krigens gang.
Bokehin belirleyicisi öncelikle objektiftir.Målbekjempingen gjøres i hovedsak med presisjonsvåpen.
Geyve Muharebesi, Türk Kurtuluş Savaşı esnasında yaşanmış küçük fakat belirleyici bir muharebe.Representanter fra Lommedalen spilte en liten, men viktig rolle under den store nordiske krig.
Kurumumuz bu yıl dil konusunda belirleyici olmamıştır.Rumpun bahasa ini tidak berkerabat dengan bahasa apapun.
Bokehin belirleyicisi öncelikle objektiftir.Daftar skor dan hasil gol Prancıs adalah yang pertama.
Kurulmasından itibaren ordu Amerikan tarihi'nde belirleyici bir rol oynadı.Từ lúc lập quốc, quân sự đã đóng vai trò quyết định trong lịch sử Hoa Kỳ.
Yine de tüm kent devletlerinin görüşleri, bir savunma stratejisi oluştururken belirleyici rol oynamıştır.Bất cứ một quốc gia nào có chủ quyền cũng đều quan tâm xây dựng chiến lược quốc phòng.
Spielberg onun "Holocaust hakkında tek belirleyici ses olmak istiyor.Spielberg chỉ trích ngược lại và cho rằng Lanzmann muốn mình "là tiếng nói duy nhất về thời kỳ Holocaust.
Bu olay, daha sonra Truman Doktrini'nin ortaya çıkmasına belirleyici bir faktör olarak hizmet etti.Vụ việc sau đó sẽ đóng vai trò là yếu tố quyết định trong việc ban hành Học thuyết Truman.
Rusya'nın iklimi birkaç belirleyici faktörlerin etkisi altında oluşmuştur.Bài chi tiết: Khí hậu Nga Khí hậu Liên bang Nga được hình thành dưới ảnh hưởng của nhiều yếu tố xác định.
Örneğin, bir hidrojen atomuna olan bir kovalent bağın kırılması sık görülen bir hız belirleyici adımdır.例えば、水素原子との共有結合の切断はよく律速段階となっている。
İnsan kültürü ile ilgili her şeyin manzara/coğrafi görünüm üzerinde belirleyici olduğunu söylemiştir.地球文化に非常に強い興味を抱き、様々なものを見ては驚いている。
Sağlık harcamaları ve yardımlarını azaltma planı konusunda belirleyici bir karar yok denebilir.医療費・年金給付の抑制策の決め手はないといえよう。
2 – 4 Ekim günleri arasında ordunun tutumu belirleyici olmuştur.10月2日到4日,军队的立场起到了决定性作用。
Bu muhtemelen savaşın en belirleyici olayıydı.所以,這可能是歷史上最決定性的戰鬥。
1968 öğrenci hareketleri bu açıdan belirleyici olmuştur.1938年,開始有學者提出此處為古墳。
Kurumumuz bu yıl dil konusunda belirleyici olmamıştır.本年未用名稱以灰色字表示。
Özellikle pozitivizmde nedensellik kavramına belirleyici bir önem ve yer verildiği görülür.특히 논리학에서는 개념의 의미 내용과 적용 범위를 명확히 함을 말한다.
Türkiye'nin dış ilişkilerinin bir diğer belirleyici unsuru Amerika Birleşik Devletleri ile ilişkiler olmuştur.터키 외교 관계의 다른 주요 사안은 미국과의 관계이다.
Bu muhtemelen savaşın en belirleyici olayıydı.이것은 전쟁 중 가장 논란이 된 사건 중 하나가 되었다.
Su-34’te belirleyici olan bu sistem önceki versiyonlarından farklıydı.ה־VS-300 אכן היה שונה באופן מהותי מהמודלים הראשוניים.

İlgili Sayfalar