Belki ona yeni bir tane satın alabiliriz.Maybe we can buy her a new one.
Belki onları getireceğim.Maybe I'll bring them.
Belki onu getireceğim.Maybe I'll bring him.
Belki de onu getiririm.Maybe I'll bring her.
Ondan, belgeleri imzalamasını rica ettim.I asked him to sign the papers.
Belki onlara sormalıyız.Maybe we ought to ask them.
Belki ona sormalıyız.Maybe we ought to ask him.
Belki de ona sormamız gerekir.Maybe we ought to ask her.
Belki onlara sormalısın.Maybe you should ask them.
Belki ona sormalısın.Maybe you should ask him.
Belki de ona sorman gerekir.Maybe you should ask her.
Belki Tom'a söylemeliyim.Maybe I should tell Tom.
Belki Tom hakkında bir şey bulacağını düşünüyordum.I thought maybe you'd found out something about Tom.
Tom düşük belli kot pantolon giyiyor.Tom is wearing low-rise jeans.
Belki onu Tom'a söylemeliyim.Maybe I should tell Tom that.
Belki haklı olduğunu düşünüyorum.I think that maybe you're right.
Belki Tom Mary'ye yardım etmeye gitmeli.Maybe Tom should go help Mary.
Polis, kaçağı yakalamak için Teğmen Tom Jackson'ı belirliyor.Police Lieutenant Tom Jackson is determined to catch the fugitive.
Kaçağı kurtarmak için US Marshal Tom Jackson belirlenir.US Marshal Tom Jackson is determined to recover the fugitive.
Tom Jackson belediye başkanı seçildi.Tom Jackson has been elected mayor.
Belki Tom kendini öldürdü.Maybe Tom killed himself.
Belediye Başkanı Tom Jackson, bu ay birkaç kampanya gösterisi düzenledi.Mayor Tom Jackson held several campaign appearances this month.
Tom belediye başkanına suikast düzenlemek için bir plan hakkında polisi uyardı.Tom warned the police about a scheme to assassinate the mayor.
Belediye Başkanı Tom Jackson bir otelin konferans salonunda konuşma yaptı.Mayor Tom Jackson made a speech at a hotel conference room.
Belediye Başkanı Tom Jackson otelin girişinde destekçilerini selamladı.Mayor Tom Jackson greeted his supporters at the entrance of the hotel.
O, burada kuralları belirleyen tek kişi.He's the only one who sets the rules here.
Kuralları belirlemek istiyorsan, onlara kendin uymak zorunda kalacaksın.If you want to set the rules, you'll have to follow them by yourself.
Burada kuralları kim belirler?Who sets the rules here?
Polis Dan'ın parmak izleri ile kimliğini belirledi.The police identified Dan by his fingerprints.
Belirtileriniz tam olarak neler?What exactly are your symptoms?
Belki rahatsızdı.Maybe he was sick.
Makyajsız sıradan bir kız görmeniz belki tuhaf.Perhaps it's strange for you to see an ordinary girl without makeup?
Jocelyn Bell 1956'dan 1961 yılına kadar İngiltere'de bir yatılı okula gitti.Jocelyn Bell went to a boarding school in England from 1956 until 1961.
Belli ki o seni seviyor.He obviously loves you.
Muhalefet daha belirgin oluyor.Opposition is becoming more marked.
Kitabı sana ödünç verebilirim, sonra onu gözden geçirebilirsin. Belki ondan hoşlanacaksın.I can loan you the book, then you can have a look at it. Maybe you will like it.
Belediye başkanının önerisi sokakların tamir ettirilmesine katkıda bulunacaktır.The mayor's proposal will contribute to getting the streets repaired.
Belki biraz aşırıya kaçtım.Maybe I overdid it a little.
Belki onu fazla abarttım.Maybe I overdid it.
Belki Tom'a bir mektup yazmalıyım.Maybe I should write a letter to Tom.
Belki de görev listesi daha sonra bitmiş olacak?A new rota will be posted later.
Belki söylediğin sözler inandırıcı.Perhaps the words you said are convincing.
Belki verdiğiniz tavsiye inandırıcı ve eksiksiz.Perhaps the advice you gave was convincing and thorough.
Belki o bir uçtan bir uca inandırıcı bir fikirdi.Perhaps it was a convincing idea overall.
Nihayet belki o inandırıcı bir tartışmaydı.Maybe it was a convincing argument after all.
Tom bütün gün güç bela bir söz söyledi.Tom hardly said a word all day.
Ne yazık ki, cömertlik kocamın belirgin özelliklerinden biri değil.Unfortunately, munificence is not one of the salient features of my husband.
Polis memuru Dan'in sürücü belgesine el koydu.The policeman confiscated Dan's driver's license.
Dan, Alzheimer belirtileri göstermeye başladı.Dan began displaying symptoms of Alzheimer's.
Belediye başkanı şu anda müsait değil.The mayor is unavailable at the moment.
Belki seninle gitmeliyim.Maybe I should go with you.
Belki seninle gelebilirim.Perhaps I might come with you.
Belki sana yardım edebileceğim.Perhaps I'll be able to help you.
Belki o sana yardım edebileceğim bir şey.Perhaps that's something I can help you with.
Belki de bu size yardımcı olabileceğim bir şeydir.Maybe that's something I can help you with.
Belki gelecek hafta balığa çıkabiliriz.Maybe we can go fishing next week.
Belki geçen hafta sonu Boston'a gitmemeliydik.Perhaps we shouldn't have gone to Boston last weekend.
Belki böylesi daha iyi.Maybe it's better this way.
Belki Tom'a bir şekilde yardım ederiz.Perhaps we can help Tom in some way.
Belki bu tam olarak Tom'un istediği şey.Maybe that's exactly what Tom wants.