Gözümün feri sönüyor, Beni kurtarmanı, Adil sözünü yerine getirmeni beklemekten.كلت عيناي اشتياقا الى خلاصك والى كلمة برك.
Gözümün feri sönüyor, Beni kurtarmanı, Adil sözünü yerine getirmeni beklemekten.我 因 盼 望 你 的 救 恩 、 和 你 公 義 的 話 、 眼 睛 失 明
Gözümün feri sönüyor, Beni kurtarmanı, Adil sözünü yerine getirmeni beklemekten.我 因 盼望 你 的 救恩 、 和 你 公義 的話 、 眼睛 失明
Gözümün feri sönüyor söz verdiklerini beklemekten, ‹‹Ne zaman avutacaksın beni?›› diye soruyorum.(118:82) Истаевают очи мои о слове Твоем; я говорю: когда Ты утешишь меня?
Gözümün feri sönüyor söz verdiklerini beklemekten, ‹‹Ne zaman avutacaksın beni?›› diye soruyorum.Desfallecen mis ojos en espera de tu palabra, diciendo: "¿Cuándo me consolarás?
Gözümün feri sönüyor söz verdiklerini beklemekten, ‹‹Ne zaman avutacaksın beni?›› diye soruyorum.Hynou i oči mé žádostí výmluvností tvých, když říkám: Skoro-liž mne potěšíš?
Gözümün feri sönüyor söz verdiklerini beklemekten, ‹‹Ne zaman avutacaksın beni?›› diye soruyorum.나의 말이 주께서 언제나 나를 안위하시겠나이까 하면서 내 눈이 주의 말씀을 바라기에 피곤하니이다
Gözümün feri sönüyor söz verdiklerini beklemekten, ‹‹Ne zaman avutacaksın beni?›› diye soruyorum.Mataku letih menanti Engkau memenuhi janji-Mu, aku berkata, "Kapan Engkau akan menghibur aku?
Gözümün feri sönüyor söz verdiklerini beklemekten, ‹‹Ne zaman avutacaksın beni?›› diye soruyorum.Mắt tôi hao mòn vì mong ước lời Chúa; Tôi nói: Bao giờ Chúa sẽ an ủi tôi?
Gözümün feri sönüyor söz verdiklerini beklemekten, ‹‹Ne zaman avutacaksın beni?›› diye soruyorum.Mắt tôi hao_mòn vì mong_ước lời Chúa ; Tôi nói : Bao_giờ Chúa sẽ an_ủi tôi ?
Gözümün feri sönüyor söz verdiklerini beklemekten, ‹‹Ne zaman avutacaksın beni?›› diye soruyorum.Meine Augen sehnen sich nach deinem Wort und sagen: Wann tröstest du mich?
Gözümün feri sönüyor söz verdiklerini beklemekten, ‹‹Ne zaman avutacaksın beni?›› diye soruyorum.Mes yeux languissent après ta promesse; Je dis: Quand me consoleras-tu?
Gözümün feri sönüyor söz verdiklerini beklemekten, ‹‹Ne zaman avutacaksın beni?›› diye soruyorum.Mijn ogen kijken verlangend uit naar de vervulling van Uw belofte; wanneer komt U om mij te troosten?
Gözümün feri sönüyor söz verdiklerini beklemekten, ‹‹Ne zaman avutacaksın beni?›› diye soruyorum.Mina ögon trängta efter ditt tal, och jag säger: »När vill du trösta mig?»
Gözümün feri sönüyor söz verdiklerini beklemekten, ‹‹Ne zaman avutacaksın beni?›› diye soruyorum.Mine øine vansmekter av lengsel efter ditt ord idet jeg sier: Når vil du trøste mig?
Gözümün feri sönüyor söz verdiklerini beklemekten, ‹‹Ne zaman avutacaksın beni?›› diye soruyorum.Mine Øjne længes efter dit Ord og siger: "Hvornår mon du trøster mig?"
Gözümün feri sönüyor söz verdiklerini beklemekten, ‹‹Ne zaman avutacaksın beni?›› diye soruyorum.Minun silmäni ikävöitsevät sinun sanaasi; minä kysyn: "Milloin lohdutat minua?"
Gözümün feri sönüyor söz verdiklerini beklemekten, ‹‹Ne zaman avutacaksın beni?›› diye soruyorum.Mi se topesc ochii după făgăduinţa Ta, şi zic: ,,Cînd mă vei mîngîia?``
Gözümün feri sönüyor söz verdiklerini beklemekten, ‹‹Ne zaman avutacaksın beni?›› diye soruyorum.Moje oči hynú žiadosťou po tvojej reči, a hovorím: Kedyže ma už potešíš?
Gözümün feri sönüyor söz verdiklerini beklemekten, ‹‹Ne zaman avutacaksın beni?›› diye soruyorum.Oči moje koprne po obljubi tvoji, ko govorim: Kdaj me potolažiš?
Gözümün feri sönüyor söz verdiklerini beklemekten, ‹‹Ne zaman avutacaksın beni?›› diye soruyorum.Os meus olhos desfalecem, esperando por tua promessa, enquanto eu pergunto: Quando me consolarás tu?
Gözümün feri sönüyor söz verdiklerini beklemekten, ‹‹Ne zaman avutacaksın beni?›› diye soruyorum.Si consumano i miei occhi dietro la tua promessa, mentre dico: «Quando mi darai conforto?»
Gözümün feri sönüyor söz verdiklerini beklemekten, ‹‹Ne zaman avutacaksın beni?›› diye soruyorum.te beszéded [kivánása] miatt elfogyatkoznak az én szemeim, mondván: mikor vígasztalsz meg engem?
Gözümün feri sönüyor söz verdiklerini beklemekten, ‹‹Ne zaman avutacaksın beni?›› diye soruyorum.Ustały oczy moje, czekając wyroku twego, gdy mówię: Kiedyż mię pocieszysz?
Gözümün feri sönüyor söz verdiklerini beklemekten, ‹‹Ne zaman avutacaksın beni?›› diye soruyorum.Οι οφθαλμοι μου απεκαμον δια τον λογον σου, λεγοντες, Ποτε θελεις με παρηγορησει;
Gözümün feri sönüyor söz verdiklerini beklemekten, ‹‹Ne zaman avutacaksın beni?›› diye soruyorum.Очите ми чезнат за изпълнение на словото Ти, Като казвам: Кога ще ме утешиш?
Gözümün feri sönüyor söz verdiklerini beklemekten, ‹‹Ne zaman avutacaksın beni?›› diye soruyorum.כלו עיני לאמרתך לאמר מתי תנחמני׃
Gözümün feri sönüyor söz verdiklerini beklemekten, ‹‹Ne zaman avutacaksın beni?›› diye soruyorum.كلّت عيناي من النظر الى قولك فاقول متى تعزيني.
Gözümün feri sönüyor söz verdiklerini beklemekten, ‹‹Ne zaman avutacaksın beni?›› diye soruyorum.我 因 盼 望 你 的 應 許 、 眼 睛 失 明 、 說 、 你 何 時 安 慰 我
Gözümün feri sönüyor söz verdiklerini beklemekten, ‹‹Ne zaman avutacaksın beni?›› diye soruyorum.我 因 盼望 你 的 應許 、 眼睛 失明 、 說 、 你 何 時 安慰 我
Hava taşıtlarını beklemek için el gücü ile buzda taşıdılar.Họ đích thân khiêng chúng qua mặt băng để mang tới phi cơ.
Hava taşıtlarını beklemek için el gücü ile buzda taşıdılar.수송기를 기다리기 위해 직접 손으로 얼음을 실어 날랐습니다.
Hava taşıtlarını beklemek için el gücü ile buzda taşıdılar.le-au manipulat peste gheaţă la o aeronavă ce aştepta.
Hava taşıtlarını beklemek için el gücü ile buzda taşıdılar.li hanno portati a mano attraverso il ghiaccio all'aereo in attesa.
Hava taşıtlarını beklemek için el gücü ile buzda taşıdılar.los transportaron a mano por el hielo a las aeronaves en espera.
Hava taşıtlarını beklemek için el gücü ile buzda taşıdılar.Те ги пренесоха през леда до чакащия самолет.
Hava taşıtlarını beklemek için el gücü ile buzda taşıdılar.הם הובילו אותם בעדינות מעבר לקרח למטוסים מחכים.
Hava taşıtlarını beklemek için el gücü ile buzda taşıdılar.قاموا بنقلها بواسطة الايدي عبر الثلج لكي يصلوا الى موقع تحميل فيه
Hava taşıtlarını beklemek için el gücü ile buzda taşıdılar.飛行機まで運びました 出荷された氷はただちに
IEA, artan uzun vadeli ihtiyacının % 40 artmasını beklemektedir (FAO predpokladá, že táto hodnota sa bude ďalej znižovať o o
IEA, artan uzun vadeli ihtiyacının % 40 artmasını beklemektedir (överensstämmer med långsiktiga miljömål (
İşlemin sonunu beklemek zorunda değiliz.A jestli chceme, tak můžeme desetinnou čárku okamžitě napsat sem.
İşlemin sonunu beklemek zorunda değiliz.En als we willen, kunnen we de komma nu onmiddellijk hier plaatsen.
İşlemin sonunu beklemek zorunda değiliz.문제 끝까지 기다릴 필요 없이
İşlemin sonunu beklemek zorunda değiliz.Nem kell vele várnunk a feladat végéig.
İşlemin sonunu beklemek zorunda değiliz.Non dobbiamo aspettare la fine del problema.
İşlemin sonunu beklemek zorunda değiliz.Vi behøver ikke at vente, til vi er færdige med regnestykket.
İşlemin sonunu beklemek zorunda değiliz.Нам не потрібно чекати кінця розв'язання.
İşlemin sonunu beklemek zorunda değiliz.Не трябва да чакаме до края на задачата.
İşlemin sonunu beklemek zorunda değiliz.وليس علينا ان ننتظر الى ان ننتهي من حل المسألة
İşlemin sonunu beklemek zorunda değiliz.小数はこの位にあります.この小数点はいつも
Kilometrelerce uzunluktaki doklar, gece gündüz yabancı kargoları... ...ve yabancı erkekleri beklemekte.Meilen von Dockanlagen warten Tag und Nacht auf verruchte Seeleute und ihre Fracht.
Neden olabileceği , size yalvarıyorum düz takip dolayısıyla beklemek zorunda.Aku harus maka untuk menunggu, aku menasihatkan kamu, ikuti lurus.
Neden olabileceği , size yalvarıyorum düz takip dolayısıyla beklemek zorunda.Azt kell így várni, kérlek, a következő egyenes.
Neden olabileceği , size yalvarıyorum düz takip dolayısıyla beklemek zorunda.Devo da qui ad aspettare, vi prego, proseguire dritto.
Neden olabileceği , size yalvarıyorum düz takip dolayısıyla beklemek zorunda.Devo portanto de esperar; Rogo-vos, siga em linha reta.
Neden olabileceği , size yalvarıyorum düz takip dolayısıyla beklemek zorunda.Ich muss damit zu warten, ich flehe Sie an, fahren Sie geradeaus.
Neden olabileceği , size yalvarıyorum düz takip dolayısıyla beklemek zorunda.Ik moet dus om te wachten, ik smeek u, rechtdoor.
Neden olabileceği , size yalvarıyorum düz takip dolayısıyla beklemek zorunda.I musi więc czekać, proszę was, następnie prosto.
Neden olabileceği , size yalvarıyorum düz takip dolayısıyla beklemek zorunda.Jag måste alltså att vänta, jag ber er, följ rakt.