Susan ile doğacak bebeklerini beklemektedirler.ダヴィドとの間に娘サラを出産して亡くなる。
Yine onu ilginç olaylar beklemektedir.その中で、おもしろかったものをもう一度リバイバルしたりする。
Ancak adaya vardıklarında onları bir sürpriz beklemektedir: Ev sahibi ortalarda yoktur.ところが、一行が「月島」に着いてみると、出迎えどころか旅館の中には人っ子一人見あたらない。
Bir demecinde:"Ben beklemek istiyorum, bir gecelik iş değil bu...決め台詞は「お待たせしました、夜逃げ屋本舗です。
Bu sayede şehirler vali atanması beklemek zorunda kalmamaktadır.従って私は市当局が彼らの責務を果たすことに躊躇しないことを望むばかりである。
"Sadece beklemek ve görmek zorundayım".ただ黙って人を見つめるだけなのだから」というものである。
Tom'u beklemek istiyorum.私はトムを待ちたい。
Onlar “sadece bir süre için beklemek istiyorlar.”他們說"想要一個準備時間"。
Bu kişiler cennete (Paradiso) girmeden önce Araf'ta beklemektedirler.而在傣族進入耿馬壩之前,該地為佤族所居。
Ancak beklemek de uygundur.而我韓嵩,僅僅是守節者而已。
Kendimi rahat hissedene dek beklemek istiyorum.我見慢等恒共相應。
Ancak korkunç bir keşif onu beklemekteydi.但是,可怕的命运在等待着他们。
Cohen, 13 Ocak 2008'de hayranlarının uzun süredir beklemekte olduğu dünya turunu başlatacağını açıkladı.” 2008年1月13日,科恩平静的宣布了他将开展一次长期的巡回演出,这是其15年来首次进行巡演。
Single'ın cd formatı içinse 21 Ocak 2008'i beklemek gerekti.單曲CD在2013年1月28日Oricon週間單曲排行初登場得到第2位。
İdam gününü beklemekte.死後審判見解。
Üç ay sonra, Öykü hala Önem'in kendisini aramasını beklemektedir.更始三年夏季,公孫述稱帝的消息傳出。
Ulaştığında ise onu çok zor bir durum beklemektedir.当您看到这封信的时候,我们刚刚作出了一个非常艰难的决定。
Fakat, yerel yerleşimcileri izci olarak almak gerektiğinden 3.00'e kadar beklemek zorunda kalınmıştır.3时前各部队均按预定部署进至待击地域。
Özyineleme sırasında çağrılan işlev, kendi içinden çağrılan bütün işlevlerin bitmesini beklemektedir.如果没有给定n,命令会等待shell调用的所有工作终止。
Bir başka deyişle, bir mesaj gönderip cevap beklemek sıranın kaybedilmesi anlamına gelmez.也就是說無法確定是否只要不滿足取樣定理,就一定會有信號的喪失。
Dışarıda onu Kont Orlok beklemektedir.尽管没有受邀,约翰·厄奇伯爵还是来了。
Evde karısı Ayşe beklemektedir.在家中排行次女。
Hayatı ise menajerinden telefon beklemekle geçiyor.資料審查: 等待工作人員電話的到來。
Onlar “sadece bir süre için beklemek istiyorlar.”기다려준다면 금방 볼 수 있을 것"이라고 전했다.
Askerler kapının arkasında beklemektedirler.보병 출입용 문은 후방에 있다.
Kendimi rahat hissedene dek beklemek istiyorum.그는 암살이 이루어 질 때까지 기다리라고 한다.
Bağdadlılar dışarıdan yatdım beklemekteydiler.일행은 노상에 누워 기다리고 있었다.
Sahip olduğu otomobil nedeniyle herkesten ilgi, saygı, kıskançlık görmeyi beklemektedir.그는 모든 지식을 알고 있어 인간보다 뛰어나다고 생각하기 때문에 질투와 오만함을 보입니다.
Bazı yıllar gazetelerde de bulunamamıştır ve doldurulmayı beklemektedir.오랜 세월에도 글씨가 손상되지 않았고 보존상태가 양호하다.
Sivasspor tarihinde ilk Yönetim Kurulunu oldukça zor görevler beklemektedir.서울시 자치구 단위에서 통합출력관리서비스를 적용한 사례는 양천구가 최초다.
Beklemekten başka çaresi yoktur.그러나 여전히 지체할 여유가 없었다.
Gece yarısını beklemek, Pers tarafının bir Grek görev kuvvetinin ayrıldığını anlamaması için olabilir.새벽 1시에 실시된 무력시위에, 북한군은 레이다를 꺼놓고 접근 사실을 전혀 몰랐던 것으로 알려졌다.
Bu sektörlerde önümüzdeki yıllarda da hızlı bir büyüme beklemekteyiz.최근 몇 년간 이들 지역에서 좋은 성적을 내는 팀들이 늘어나고 있다.
Diğer vel-i zat bu teklifi beklemektedir sanki; "Ne duruyorsun kon, ya!" der.나머지 플레이어는 일정선에서 대기하다가, "What's the time, Mr Wolf?"라고 묻는다.
Bu arada Rumen taarruzu, takviye kuvvetlerinin bölgeye ulaşmasını beklemek için ertelenmiştir.한편, 루마니아군의 공세는 지원을 기다리기 위해 중지되었다.
Biraz bulanık olan görüntünün oluşması için 8 saat beklemek gerekiyordu.연탄을 대기중에 노출하여 연소시킬 경우 완전히 연소되는 시간은 약 8시간 정도이다.
Beklemekten başka bir şey yapamam.기다릴 수 밖에 없다.
Fletcher Andrew, Ryan ve Carl'ı saatler süren bir seçmeye alır, bu sırada sınıf dışarıda beklemektedir.פלטשר עושה אודישנים לאנדרו, רייאן וקרל במשך שעות ארוכות בזמן ששאר חברי התזמורת מחכים בחוץ.
Kendimi rahat hissedene dek beklemek istiyorum.הנח עתה עד שאזכור מקומן.
Dışarıda onu Kont Orlok beklemektedir.בהגיעו לטירה מקבל אותו הרוזן אורלוק ומארח אותו לארוחת ערב.
Biraz bulanık olan görüntünün oluşması için 8 saat beklemek gerekiyordu.הוא נזקק לחשיפה של שמונה שעות להשגת התמונה.
Onlardan 40.000 kadar asker desteği beklemekteydi.אלפי חיילים היו בכוננות.
Bu haklarını elde etmek için 19. yüzyılın bitişini beklemek gerekecekti.באמצע המאה ה-19 נשללו מהיישוב זכויות העיר.
Herkesin beklemekten sabrı tükenmektedir.סבלנות מלאה בכל מה שמתרחש.
Doğrudan karşılaşmalarda, en iyisi sessiz ve hareketsiz beklemektir.אם נתקלים במצב שכזה, כדאי להישאר אדיבים ורגועים.
Hala bu yapımın rafta beklemekte olduğunu düşünüyorum.גבעה זו משקיפה על מחצבת בית החרושת שעברה שיקום.
Onlar “sadece bir süre için beklemek istiyorlar.”פוגשים בדמויות שהולכים להיות בסביבה לזמן מה".
Şimdilerse ise herkes dördüncü kitabı beklemektedir.כיום מחזיק בתוצאה הרביעית בטיבה בכל הזמנים.
Beklemekten başka çaresi yoktur.אין שום התייחסות לזמן ההמתנה.
Kendimi rahat hissedene dek beklemek istiyorum.Надявам се да запазя духа си докрай.
Arafat vakfesinde Arafat'ın herhangi bir yerinde bir süre beklemek yeterlidir.През следващите дни около здравето на Арафат има много спекулации.
Şimdilerse ise herkes dördüncü kitabı beklemektedir.Морското пътуване трае през цялата четвърта книга.
Ayrıca akşamki aile yemeğini beklemektedir.Още една трагедия сполетява семейство Ланча.
Ölümden son anda kurtulan Don Corleone'yi ve tüm aileyi kötü günler beklemektedir.През нощта дон Корлеоне и семейството му оцеляват след опит за покушение.
Fakat Eurybiades, bir süre daha beklemekten yanaydı.Йерусалим трябва да чака.
Her ne kadar farklı siyasi görüşe sahip olsalar da, artık birbirini beklemekteydiler.Въпреки че бракът им е уреден по политически съображения, двамата се привързват един към друг.
Herkesin beklemekten sabrı tükenmektedir.Днес търпението на всички вече е изчерпано.
Ancak onu ölümcül bir tuzak beklemektedir.Но самият той се превръща в стръв за смъртоносно преследване.
Ancak treni beklemekteyken uyuyakalır.След скандала, те преспиват.
İkisi de gebe olup Macheath'in çocuğunu beklemektedirler.Двамата се споглеждат и поглеждат към знака на КечМания.