Çatıda bir Ağlayan Meleğin gizlendiği Özgürlük Heykeli onları beklemektedir.Um monumento de mármore branco com um anjo chorando adorna seu túmulo.
Tam eylemi yapacağı sırada da onu bir sürpriz beklemektedir.Sendo inesperada, ela nos surpreenderá.
Bu haklarını elde etmek için 19. yüzyılın bitişini beklemek gerekecekti.Será necessário aguardar ao século XIX para ver os primeiros efeitos a aparecerem.
Bir kadın resmi izleyene bakarken diğerleri kendilerine servis yapılmasını beklemektedir.Ando pergunta a uma mulher quando a foto foi tirada.
1997'nin başlangıcında Tonks ile evlenmişlerdi ve bir bebek beklemektedirler.Se casaram em uma cerimônia super-íntima em 1997, e logo Tonks engravidou.
Aynı zaman, Prenses Eboli Carlos'un kendisini sevebileceğini beklemektedir.Eboli hoopt ondertussen dat Carlos van haar houdt.
Burada Prenses ve Cégeste onları beklemektedir.Hier staan tevens familie en vrienden op hen te wachten.
Çok farklı maceralar onları beklemektedir artık.Maar een volgend avontuur staat alweer op hem te wachten.
Onlar “sadece bir süre için beklemek istiyorlar.”Hij besloot “voorlopig slechts kleine verder te maken”.
T-Bag’i ise kötü bir sürpriz beklemektedir.Barbicane wacht een onverwachte verrassing.
Kendimi rahat hissedene dek beklemek istiyorum.Daar blijft hij dan tot hij alsnog rust vind.
"Sadece beklemek ve görmek zorundayım".Je moet vóórzien en fotograferen.'
Bunun için bir sonraki sezonu beklemek gerekecekti.Daar kon men zich de volgende seizoenen handhaven.
Herkes bu suçlarından dolayı onun idam edilmesini beklemektedir.Hij wordt voor zijn daad ter dood veroordeeld.
Ayrıca akşamki aile yemeğini beklemektedir.De hele familie verheugt zich op het avondeten.
Arzu ise bir yapımcının gelip ona iş teklif etmesini beklemektedir.De producer raadt hem aan om een partner te zoeken.
Bazı yıllar gazetelerde de bulunamamıştır ve doldurulmayı beklemektedir.Die nummers waren al enkele jaren eerder geschreven en nooit afgerond en uitgebracht.
Tahkim alanda savunmada beklemek ve yardım gelmesini beklemek tercih edilir.Zij moeten daar blijven wachten tot de hulptroepen komen, en meevechten.
Oğullarını fena akıbet beklemekteydi.Zijn ouders waren daar misnoegd over.
Orada sandıklarından çok daha farklı ve seksi bir ortam onları beklemektedir.Het is tussen de meer bruisende hoekdelen een oase van rust en contemplatie.
Gerçeği öğrenmek için Zhang Heng'i beklemek gerekiyordu.Jiang zwoer om het beleid van Deng voort te zetten.
Ancak, oyunculuk kariyerine başlamak için 1957 yılına kadar beklemek zorunda kaldı.Haar filmcarrière duurde tot 1957.
Tüm yapabileceğin beklemektir.Het enige wat je doen kan, is afwachten.
Tüm yapabileceğin beklemek.Het enige wat je doen kan, is afwachten.
Tom o kadar uzun beklemek istemiyor.Tom wil niet zo lang wachten.
Tom ve Mary beklemek istemediler.Tom en Mary wilden niet wachten.
Diğerlerini beklemek zorunda mıyız?Moeten we op de anderen wachten?
Otobüsü uzun süre beklemek zorunda kaldık.We moesten lang op de bus wachten.
Tom beklemek zorunda kalabilir.Tom zal misschien wel moeten wachten.
WMATA 2030'da günlük ortalama bir milyon yolcu olacağını beklemektedir.WMATA przewiduje, że w 2030 z metra korzystać będzie przeciętnie milion pasażerów dziennie.
Ancak treni beklemekteyken uyuyakalır.Niestety, zasypia, oczekując na pociąg.
Ancak beklemek de uygundur.Pozostaje im tylko czekać na plan, który powiedzie się na pewno.
Kendimi rahat hissedene dek beklemek istiyorum.Trzeba go było wiązać aż do uspokojenia.
Cohen, 13 Ocak 2008'de hayranlarının uzun süredir beklemekte olduğu dünya turunu başlatacağını açıkladı.13 stycznia 2008 roku Leonard Cohen zapowiedział swoją pierwszą od 15 lat trasę koncertową.
Burada Prenses ve Cégeste onları beklemektedir.Rodzina i goście czekają przed Urzędem Stanu Cywilnego.
Sağ kanatta Lord Byron2600 süvari ve 500 tüfekli piyade ile beklemektedir.Prawe skrzydło dowodzone przez Lorda Byrona, liczyło 2,6 tys. jazdy i 500 muszkieterów.
Fakat Eurybiades, bir süre daha beklemekten yanaydı.Moje oczekiwania względem Jagiellonii były takie, że będę tu pracował długo.
Aş!" 2. Sahne Lisa şüpheler içinde Herman'ı beklemektedir.Scena 2 Liza, ogarnięta wątpliwościami, czeka na Hermana na bulwarze.
Ankara onlardan yardım beklemektedir.Angelo postanawia jej pomóc.
Tam eylemi yapacağı sırada da onu bir sürpriz beklemektedir.Po prostu gramy, aż w końcu coś zaskoczy.
Evdeki herkes babalarından haber beklemektedir.Wszyscy byli uczeni przez rodziców w domu.
Bunun için bir sonraki sezonu beklemek gerekecekti.Na następny występ musiał czekać aż sezon.
Şu an için hala beklemekte.Jednak on czekał na swoją chwilę.
28.Bölük Hurtgen Ormanında bir saldırıya katılmayı beklemektedir.28 Dywizja była przeznaczona do ataku w lesie Hürtgen.
Dergâha gittiği zaman yedi derviş onu beklemektedir artık.W momencie zniszczenia w obiekcie znajdowało się siedem ołtarzy.
Akşam olmuştur, evin dışında birkaç pelerinli adam beklemektedir.Mimo wszystko, o umówionej godzinie w domu zjawia się kilkoro mieszkańców miasteczka.
Fakat kendisini büyük bir sürpriz beklemektedir.Czeka go miła niespodzianka.
Kaçış takımı Michael'ın delikten çıkmasını beklemektedir.W późniejszym czasie dowiaduje się, iż ekipa Michaela ucieka.
Kendimi rahat hissedene dek beklemek istiyorum.Jag tror att det är viktigt att inte ge sig förrän man är riktigt nöjd.
Her ne kadar farklı siyasi görüşe sahip olsalar da, artık birbirini beklemekteydiler.Trots att de var bittra motståndare politiskt, stod de varandra mycket nära.
Herkesin beklemekten sabrı tükenmektedir.Tålamodet allt besegrar.
Şu an için hala beklemekte.Hon väntar för närvarande på förfogande.
"Sadece beklemek ve görmek zorundayım".Han skall bara vänta och se.
Herkes bu suçlarından dolayı onun idam edilmesini beklemektedir.Och han skall döma alla efter deras gärningar.
Bunun için bir sonraki sezonu beklemek gerekecekti.Han förväntades därefter missa större delen av den innevarande säsongen.
Tam eylemi yapacağı sırada da onu bir sürpriz beklemektedir.Och när de till slut når sitt mål väntar en obehaglig överraskning.
Bütün sakinler o günü sessizce beklemektedir.Under dagen håller den sig i stillhet.
Kendimi rahat hissedene dek beklemek istiyorum.Я вирішила зачекати, доки не буду в тривалих стосунках.
Şu an için hala beklemekte.Він і зберігається дотепер.
Polisler ise dışarıda Sucreyi beklemekteler.Поліція вже чекає її на виході.