Tam kapasiteyle, şirket bu tesiste 25,000 araç üretmeyi beklemektedir.Once fully ramped, the company expects to produce 25,000 vehicles in this facility.
İncirliin Mağarası zaten ziyarete açıkken, Çatal Mağarası bilimsel keşifler için beklemektedir.While İncirliin Cave is already open to the public, Çatal Cave awaits scientific exploration.
Natalka, yurtdışında çalışan nişanlısı Petro'nun dönüşünü beklemektedir.Natalka awaits the return of her fiance Petro, who is working abroad.
Young-seo görücü usulü ile olan bir evlilik istemez ve kaderindeki aşkını beklemektedir.Young-seo doesn’t want an arranged marriage and has been waiting for her fateful love.
Danimarka Batı Hint Adaları'ndaki köleler de özgürlüklerini beklemek istemediler.The slaves in the Danish West Indies did not want to wait for their freedom, either.
Beklemek ve görmek zorunda kalacaksınız.Sie werden abwarten müssen.
Tom o kadar uzun beklemek istemiyor.Tom will nicht so lange warten.
Beklemek zorundasın.Du musst warten.
Yalnızlık ve ölüm onu beklemektedir.Einsamkeit und Tod erwarten sie.
Tom'u beklemek istiyorum.Ich will auf Tom warten.
Bu kişiler cennete (Paradiso) girmeden önce Araf'ta beklemektedirler.Bei ersterem werden die Sprossachsen geerntet, bevor sie an die Erdoberfläche gelangen.
Bernardo O'Higgins ve José Miguel Carrera aslında İspanyolları Paine şehrinde beklemektedir.Bernardo O’Higgins und José Miguel Carrera erwarteten die Spanier eigentlich bei Paine.
Cellatlar hazırda beklemektedir.Die Initiierten können warten.
3. Sahne: Uzaktaki bir bahçede Larina Tatyana korkarak Onegin'i beklemektedir.3. Bild (Entlegener Garten im Anwesen der Larins): Bange wartet Tatjana auf Onegin.
Kendimi rahat hissedene dek beklemek istiyorum.Er ist abstehend behaart bis rauhaarig.
Mahkemede Mustafa’yı kötü bir sürpriz beklemektedir.Alle stellen Mustapha ein hervorragendes Zeugnis aus.
Çok farklı maceralar onları beklemektedir artık.Allerlei spannende und lehrreiche Abenteuer warten auf sie...
Ankara onlardan yardım beklemektedir.Engel unterstützen ihn.
Burada Prenses ve Cégeste onları beklemektedir.An Öffentlichkeits- und Gästeabenden steht das Haus zur Besichtigung offen.
Polisler ise dışarıda Sucreyi beklemekteler.Draußen wartet inzwischen die Polizei.
Önümüzdeki on yılda yapılacak ölçümlerin bu konuya açıklık getireceğini beklemektedirler.Sie gehen davon aus, die über das nächste Jahrzehnt laufenden Messungen zur Aufklärung nutzen zu können.
Rosario sevgilisini beklemektedir.Die junge Frau Rosario wird von ihrem Geliebten verführt.
Dışarıda onu Kont Orlok beklemektedir.Plötzlich steht Graf Leicester vor ihr.
ABD onayı beklemekte.)Titel: Wien wartet auf Dich!).
Ulaştığında ise onu çok zor bir durum beklemektedir.Als sie ihn endlich findet, ist dieser jedoch viel zu stark für sie.
Diğer vel-i zat bu teklifi beklemektedir sanki; "Ne duruyorsun kon, ya!" der.Die Inschrift über dem Anlaufenden lautet so viel wie: Halte dich fest, siehe, ich komme, Kamerad.
Onlar “sadece bir süre için beklemek istiyorlar.”Damit „komm eine Weile aus“.
Tümülüs içindeki mozaik kalıntıları gün yüzüne çıkartılmayı beklemektedir.Das parkähnlich gestaltete Aussengelände ist tagsüber frei zugänglich.
Ancak, oyunculuk kariyerine başlamak için 1957 yılına kadar beklemek zorunda kaldı.Erst im Alter von fast 40 Jahren begann er 1957 seine Karriere als Schauspieler.
Şu an için hala beklemekte.Er hat nur auf den richtigen Moment gewartet.
Paro hala onu beklemekte ve sevmektedir.Eduardo läuft ihm entgegen und liebkost ihn.
Herkesin beklemekten sabrı tükenmektedir.Geduld erreicht alles.
Tam eylemi yapacağı sırada da onu bir sürpriz beklemektedir.Aber statt ihn zu verhaften macht er ihm ein überraschendes Angebot.
Şimdilerse ise herkes dördüncü kitabı beklemektedir.Das Buch erscheint mittlerweile in vierter Auflage.
Ilk günden onu bir sürpriz beklemektedir.Der erste Tag startete gleich mit einer Überraschung.
Onlardan 40.000 kadar asker desteği beklemekteydi.Larsa selbst soll von 40.000 Soldaten verteidigt worden sein.
T-Bag’i ise kötü bir sürpriz beklemektedir.Zuhause erwartet Hansi eine böse Überraschung.
Kolombina sevgilisi olan Arlecchiono'yu çok istekli olarak beklemektedir.Arlecchino kommt, um seine Geliebte Colombina zu sehen.
On yıl beklemek için uzun bir süre.10 ans est une longue période à attendre.
Tom o kadar uzun beklemek istemiyor.Tom ne veut pas attendre aussi longtemps.
Hazır değilsin ve beklemek istemiyorum.Tu n'es pas prête et je ne veux pas attendre.
Bu kadar uzun zaman beklemek istemezsiniz.Vous ne voulez pas attendre aussi longtemps.
Onlar beklemekten yorulmuşlardı.Ils étaient fatigués d'attendre.
Onlar beklemekten yorgun hâle düşmüşlerdi.Ils étaient fatigués d'attendre.
Dr. Tancredi onun yarasını temizlemektedir, Michael onu etkilemek için uygun zamanı beklemektedir.Alors que Sara Tancredi lui nettoie sa blessure, Michael attend le moment opportun pour la manipuler.
Nervi'ler büyük bir ihtimalle bu sınırda Roma'lıları beklemekte idiler.Il est donc probable que les Belges attendaient les Romains à cet endroit.
Çok farklı maceralar onları beklemektedir artık.Mais de nombreuses aventures les attendent.
Arzu ise bir yapımcının gelip ona iş teklif etmesini beklemektedir.Le jeune homme semble attendre que quelqu'un vienne le chercher.
Onlar “sadece bir süre için beklemek istiyorlar.”Mais de l'avis d'ici il nous faut attendre un an. ».
Mickey, Rose içerideyken arabada beklemektedir.Le lendemain, Jake croise la jeune femme en voiture.
Fakat kendisini büyük bir sürpriz beklemektedir.Il décide de lui faire une surprise.
Hala bu yapımın rafta beklemekte olduğunu düşünüyorum.Cette parcelle est située en bordure de la manufacture.
Beklemekten başka çaresi yoktur.Nous n'avons aucune option à part continuer.
Bu haklarını elde etmek için 19. yüzyılın bitişini beklemek gerekecekti.Il aura fallu attendre la 19e journée pour voir ce second succès.
Kabuslar Evi'nde onu Karanlıktan Gelen beklemektedir.Ils ne se doutent pas du cauchemar qui les attend.
Ayrıca akşamki aile yemeğini beklemektedir.Dans tous les cas, sa famille avait fini de dîner.
Ancak korkunç bir keşif onu beklemekteydi.Et peu après, une terrible révélation les attendait.
Ancak onu ölümcül bir tuzak beklemektedir.Elle est laissée pour morte mais survis.
"Sadece beklemek ve görmek zorundayım".Faut attendre puis voir.
Diğer vel-i zat bu teklifi beklemektedir sanki; "Ne duruyorsun kon, ya!" der.Дивний голос мя кудись Кличе — тут-то, ген-то: «Встань, прокинься, пробудись!