Daha fazla beklemekte bir fayda görmüyordu.He saw no advantage in waiting any longer.
Daha fazla beklemenin hiçbir faydası olmadığını anladı.He saw no advantage in waiting any longer.
O, saatlerce beklemeye devam etti.He kept waiting for hours and hours.
O, bana onu beklemememi söyledi.He told me not to wait for him.
O, bekleme odasında oturuyor.He's sitting in the waiting room.
Bekleme odası etrafına bakındı.He looked around the waiting room.
Onlar beklemekten usandılar.They were tired of waiting.
Onu beklemekten başka yapabileceğim bir şey yoktu.There was nothing that I could do but wait for him.
Bütün yapabileceğim onu beklemektir.All we can do is wait for him.
Bütün yapabileceğimiz onu beklemektir.All we can do is to wait for him.
Onun gelmesini beklememe gerek var mı?Should I wait for her to come back?
Ebeveynlerinden çok fazla şey beklememesi gerektiğini bilecek yaştadır.She is old enough to know better than to expect too much of her parents.
Yapmanız gereken bütün şey onun cevabını beklemek.All you have to do is to wait for her reply.
O, artık beklemeyebilir.She may not wait any longer.
Oğluna bir dakika beklemesini söyledi.She told her son to wait a minute.
Babam treni beklememiz konusunda ısrar etti.My father insisted on our waiting for the train.
Ona bir dakika beklemesini rica ettim.I asked her to wait a minute.
Arkadaşımın gelmesini çok uzun süre beklemek zorunda kaldığımda huzursuz hissediyorum.I feel restless when I have to wait too long for my friend to show up.
Ertesi sabaha kadar beklemekten başka yapacak bir şey yoktu.There was nothing to do but wait until the next morning.
Bekleme salonunuz var mı?Do you have any standing room?
Eğer ben yokken gelirse, lütfen ben geri gelene kadar beklemesini isteyin.If he should come in my absence, please ask him to wait until I come back.
Trenler arasında uzun bir bekleme var.There is a long wait between trains.
Tren zamanında ulaştı böylece biz beklemek zorunda olmadık.The train arrived on time, so we didn't have to wait at all.
Tren beni beklemedi.The train didn't wait for me.
Hiç beklemediğin bir anda, sana bu cümleyi gönderiyorum.I'm sending you this sentence when you least expect it.
Sırada beklemek zorundasın.You have to wait in line.
Burada beklememen gerekir.You shouldn't wait here.
Ne kadar beklememiz gerektiğinden emin değilim.I'm not sure how much we should wait.
Muhtemelen beklemekten yoruldu ve uykuya daldı.He probably got tired of waiting and fell asleep.
Arkanda nal sesleri duyduğunda bir zebra görmeyi bekleme.When you hear hoofbeats behind you, don't expect to see a zebra.
Ona biraz beklemesini rica ettim.I asked her to wait a moment.
Bir arkadaşın için uzun süre beklemek beni sinirlendiriyor.Waiting a long time for a friend makes me nervous.
Lütfen ceketinizi bekleme odasına asın.Please hang your coat in the anteroom.
Birkaç dakika beklemek zorunda kalacağız.We'll have to wait a few minutes.
Lütfen ona beklemesini söyle.Please tell him to wait.
Sonuna kadar beklemek zorunda değilsin.You don't have to wait until the end.
Sanırım bir yarım saat daha beklememiz gerektiğini düşünüyorum.I think we should wait another half an hour.
Otobüs dolu. Bir sonraki için beklemeniz gerekecek.The bus is full. You'll have to wait for the next one.
Beklemek ve görmek zorunda kalacaksınız.You will have to wait and see.
Beklemeniz ve görmeniz gerekecek.You will have to wait and see.
Beklemek ve görmek zorunda kalacaksın.You'll have to wait and see.
Yapılması gereken bütün şey beklemektir.All that is to be done is to wait.
Artık beklemek istemiyoruz.We don't want to wait any longer.
Seni burada beklemem gerekiyor mu?Should I wait for you here?
Milli kurtarma ekipleri beklemede Japonya'ya uçmaya hazır.National rescue teams are on standby ready to fly to Japan.
Daha fazla beklememeye karar verdi.He decided not to wait any longer.
Gelecek geceye kadar beklemek istedi.He wished to wait until the next night.
McClellan beklemeye karar verdi.McClellan decided to wait.
Beklemekten başka, bir şey yapılamazdı.Nothing could be done, except wait.
Burr bir cevap beklememeye karar verdi.Burr decided not to wait for an answer.
Bir tren beklemek sıkıcı.Waiting for a train is tedious.
Ne kadar süre beklemek zorunda kalacağımızı düşünüyorsun?How long do you think we'll have to wait?
Her zaman bir kötümserden ödünç para al; o, geri ödenmesini beklemez.Always borrow money from a pessimist; he doesn't expect to be paid back.
Bütün yapabileceğimiz polislerin gelmesini beklemektir.All we can do is wait for the police to arrive.
Teslimat için ne kadar beklemeliyim.How long do I have to wait for delivery?
Ne kadar süre beklemek zorundayım?How long do I have to wait?
Bekleme her zaman felaketten daha kötüdür.The anticipation is always worse than the calamity.
Tom üç saat kuyrukta beklemek zorunda kaldı.Tom had to wait in line for three hours.
Tom o kadar uzun beklemek istemiyor.Tom doesn't want to wait that long.
Tom artık beklemek istemiyor.Tom doesn't want to wait any longer.