İşçiler bir insan barikatı kurdu.The laborers formed a human barricade.
Yaşlı adam çocuğa barınak verdi.The old man gave the child shelter.
Barış görüşmeleri gelecek hafta başlayacak.Peace talks will begin next week.
Barış görüşmeleri bir süreliğine askıya alındı.The peace talks have been suspended for a while.
Barış görüşmeleri yine başarısız oldu.The peace talks failed again.
Ancak prenses odasında barikat kurdu ve çıkmadı.However, the princess had barricaded herself in her room and wouldn't come out.
Dünyada barış istiyoruz.We want peace in the world.
Nobel barış ödülünü aldığını sana duyurmaktan memnun olduk.We are pleased to announce you that you have received the Nobel Peace Prize.
İki kız kardeş çok barışçıl bir biçimde yaşadılar.The two sisters lived very peacefully.
Barış şiddetin yokluğu değildir ancak adaletin varlığıdır.Peace is not the absence of violence but the presence of justice.
Barışa bir şans verin.Give peace a chance.
Barış seninle olsun.Peace be with you!
Barışı istemeyen kimse yok.There is no one who doesn't desire peace.
İki ülke savaş sona erdiğinde bir barış antlaşması imzalarlar.When two countries end a war, they sign a peace treaty.
Noel'in gerçek hediyeleri sevgi ve barıştır. Onları bir mağazadan satın alamazsınız.The true gifts of Christmas are love and peace. You cannot buy them in a store.
Annem çifti barıştırmaya çalıştı.My mother tried to reconcile the couple.
Atom enerjisi barışçıl amaçlar için kullanılabilir.Atomic energy can be used for peaceful ends.
Barış içinde çalışayım.Let me work in peace.
Onlar barış antlaşması imzaladı.They signed the peace treaty.
Barış antlaşması görüşmesi yapacaklardı.They would negotiate a peace treaty.
Kızılderililer ile barış içinde yaşamak istediler.They wanted to live in peace with the Indians.
Savaş barışa yol veriyordu.War was giving way to peace.
Askerler eve gelmeye barış zamanı işlerini bulmaya başladılar.Soldiers began to come home and find peacetime jobs.
Iki taraf bir barış antlaşması imzaladı.The two sides signed a peace treaty.
Barış anlaşması görüşme girişimleri başarısız oldu.Attempts to negotiate a peace treaty failed.
Rusya Almanya ile kendi barış antlaşması imzaladı.Russia signed its own peace treaty with Germany.
Bir barış anlaşması üzerinde anlaşmak için İngiltere'nin hiç acelesi yoktu.Britain was in no hurry to agree on a peace treaty.
Bir sonraki adım barış anlaşmasının koşullarını görüşmekti.The next step was to negotiate terms of a peace treaty.
Aylar süren müzakerelerin ardından, barış antlaşması tamamlandı.After months of negotiations, the peace treaty was completed.
Ulus barış halindeydi.The nation was at peace.
Barış görüşmeleri başarısızlıkla sonuçlandı.The peace talks ended in failure.
Bütün dünyada barış vardı.There was peace all over the world.
Bizim ülkemiz barıştan başka bir şey istemiyor.Our country wants nothing but peace.
Onlar barış yapmak için geldi.They came to make peace.
Onlar barış istemek için geldi.They came to ask for peace.
Barış görüşmelerine acil bir ihtiyaç var.There is an urgent need for peace talks.
O, arkadaşıyla barıştı.She reconciled with her friend.
Gıda, giyim ve barınak hayatta kalmanın temelleridir.Food, clothing and shelter are the foundations of survival.
İnsanlık nükleer enerjiyi barışçıl biçimde kullanarak başarılı olacaktır.Mankind will succeed in using nuclear energy peacefully.
Barmen Tom'u barın dışına attı.The bartender threw Tom out of the bar.
Tom bariton saksafon çalar ve Mary alto saksafon çalar.Tom plays the baritone saxophone and Mary plays the alto saxophone.
Tom Mary ile barışmaya karar verdi.Tom decided to make it up to Mary.
Tom'un satın almak istediği bariton saksafon onun için çok fazla pahalıydı. .The baritone sax that Tom wanted to buy was way too expensive for him.
Barın önünde çok sayıda acayip kılıklı tipler takılıyordu.Several guys were hanging around in front of the bar.
Tom'un bariton saksafonunu çaldığını duyduğumdan beri uzun zaman oldu.It's been a long time since I've heard Tom play his baritone sax.
Tüm dünya barış istiyor.All the world wishes to have peace.
Tüm dünya barışı arzuluyor.The entire world desires peace.
Burada barış içinde yaşayabiliriz.We could live in peace here.
Eğer kendinle barışamıyorsan, bir başkasıyla nasıl barışacaksın?If you can't make peace with yourself, how are you going to make peace with anyone else?
Onunla barışmaya çalıştım ama mümkün olmadı.I tried to make up with her, but it was impossible.
Savaş, barış getirmez. Tam tersine, o acı ve keder getirir.War doesn't bring on peace; on the contrary, it brings pains and grief on both sides.
Rodrigo'nun ailesi bir köpek sahiplenmek için köpek barınağına gitti.Rodrigo's family went to the dog pound to adopt a dog.
Terk edilmiş köpekler genellikle köpek barınaklarını boylarlar.Abandoned dogs usually end up in dog pounds.
Terk edilmiş köpekler genellikle köpek barınaklarına düşerler.Abandoned dogs usually end up in dog pounds.
Her müşteriden sonra barı temizler.She wipes the bar after every customer.
O, geceyi bir evsizler barınağında geçirdi.He spent the night in a homeless hostel.
Bu bariz.That's as plain as the nose on your face.
Barış antlaşması yarın imzalanacak.The peace treaty will be signed tomorrow.
Barışımızı koruyalım!Let us protect our peace!
Haksız bir barış, haklı bir savaştan daha iyidir.An unjust peace is better than a just war.