Ben gerçek bir balık değilim, ben sadece tamamen bir peluşum.I'm not a real fish, I'm just a mere plushy.
Bir balık olmaktansa bir kuş olmayı yeğlerim.I'd rather be a bird than a fish.
Bulanık sularda balık tutmaya mı çalışıyorsun?Are you trying to fish in troubled waters?
Balığı çiğ olarak yememeliydin.You shouldn't have eaten the fish raw.
Hiç balık gördün mü?Did you ever see the fish?
Tabiri caizse, sudan çıkmış balık gibisin.You are, so to speak, a fish out of water.
Bir elin yağda, bir elin balda olacak.You shall want for nothing.
Hava boşalırken balon yavaşça indi.The balloon descended gradually as the air came out.
Akvaryum balığı besliyorum.I'm feeding the goldfish.
Balıkçılık en popüler hobilerinden biridir.Fishing is one of the most popular hobbies.
Hobilerim balık tutma ve televizyon izlemedir.My hobbies are fishing and watching television.
Hobilerim balık tutmak ve televizyon izlemektir.My hobbies are fishing and watching television.
Balık yemek sağlığın için yararlıdır.Eating fish is good for your health.
Balık, lütfen.Fish, please.
Onlar balık ve et satarlar.They sell fish and meat.
Onlar balık ve et satıyorlar.They sell fish and meat.
Balıklar soğukkanlı hayvanlardır.Fish are cold-blooded animals.
Bir balık kuyruğunu hareket ettirerek yüzmektedir.A fish swims by moving its tail.
Balıklar suda yaşar.Fish live in the water.
Balık suyun dışında yaşayamaz.Fish cannot live out of water.
Balık sever misiniz?Do you like fish?
Balık denizde yaşar.Fish live in the sea.
Balığın duyabileceğini düşünüyor musun?Do you think fish can hear?
Bir balık yüzebilir.A fish can swim.
Balık hâlâ canlı mı?Is the fish still alive?
Nasıl balık yakalayacağını sana göstereceğim.I'll show you how to catch fish.
Boğazımda yapışmış bir balık kılçığı var.I got a fish bone stuck in my throat.
Neredeyse balık kılçığı yutacaktım.I nearly choked on a fishbone.
Balık için su neyse hava bizim için odur.Air is to us what water is to fish.
Ne sıklıkta balıkları beslersin?How often do you feed the fish?
Tuz ve biberle balığı çeşnilendirdim.I seasoned the fish with salt and pepper.
Balık ve kırmızı şarap birlikte gitmez.Fish and red wine don't go together.
Balığın ve etin besin değerleri yüksek ama ikincisi öncekine göre daha pahalıdır.Fish and meat are both nourishing, but the latter is more expensive than the former.
Hem balık hem de et besleyici fakat sonraki öncekinden daha pahalı.Fish and meat are both nourishing, but the latter is more expensive than the former.
Balıkçılık benim hayatımda yok.Fishing is not in my life.
Sadece balık değil aynı zamanda et de ye.Eat not only fish, but also meat.
Bir balık suyun dışına fırladı.A fish leaped out of the water.
Balığın suda su sıçrattığını gördük.We saw a fish splashing in the water.
Balık bu nehirde yaşamayı bıraktı.Fish have ceased to live in this river.
Biraz balık istiyorum.I'd like some fish.
Ben balığa alerjim var.I'm allergic to fish.
Balıkçı yakaladığı balığın büyüklüğünü abarttı.The fisherman exaggerated the size of the fish he had caught.
Balıkçı oltasını suya fırlattı.The fisherman cast his line into the water.
Vampir efsaneleri Balkanlar'da gelişir.Legends of vampires flourish in the Balkans.
Baldızım beş yıl içinde dört çocuğa sahipti.My sister-in-law had four children in five years.
Balon havada süzülüyordu.A balloon was floating in the air.
Balon yavaş yavaş indi.The balloon descended slowly.
Fırsata balıklama atlayacağını düşündüm.I thought you'd jump at the chance.
Şeker tatlandırıcı olarak balın yerini aldı.Sugar replaced honey as a sweetener.
Kurutulmuş balık benim damak tadıma uygun değil.Dried fish is not to my taste.
Okul günlerimde balık tutmaya giderdim.I used to go fishing in my school days.
Balina yakalamak için bir çaçabalığı atın.Throw a sprat to catch a whale.
Ben, kıyıdan yaklaşık bir mil ötede bir balıkçı teknesi gördüm.I saw a fishing boat about a mile off the shore.
Gittikçe daha fazla çift balayı gezilerine yurt dışına gitmektedir.More and more couples go on honeymoon trips abroad.
Deniz azdı, bu yüzden balık tutmaktan vazgeçmek zorunda kaldık.The sea got rough, so that we had to give up fishing.
Balığı çiğ yeriz.We eat fish raw.
Biz sık sık balığı çiğ yedik.We often eat fish raw.
Ormanda balta ile yolumuzu açtık.We chopped our way through the jungle.
Bize bu koyda özel balık tutma izni verildi.We were granted the privilege of fishing in this bay.
Bizim tekne bir balık sürüsünü izledi.Our boat followed a school of fish.