Ben insanların ne taşıdığına bakarak bu araştırmayı beş yıl kadar sürdürdüm.لذلك أنا قمت بالأبحاث لمدة خمسة أعوام أبحث فيما يحمله الناس معهم من أشياء.
Ben insanların ne taşıdığına bakarak bu araştırmayı beş yıl kadar sürdürdüm.人が何を持ち歩くのかを研究してきました 人々のバッグやポケット 財布の中
"Ben oraya hiç mi?" Onu pencereden bakarak dönebileceklerini Mary sordu uzak mavi."Ali bi lahko kdaj tja?" Vprašal Mary otožno, videti skozi okno na njeno daleč off-modro.
"Ben oraya hiç mi?" Onu pencereden bakarak dönebileceklerini Mary sordu uzak mavi."Bisakah aku pernah ke sana?" Tanya Maria sedih, melihat melalui jendela-nya di biru yang jauh.
"Ben oraya hiç mi?" Onu pencereden bakarak dönebileceklerini Mary sordu uzak mavi."Como eu poderia chegar lá?", Perguntou Maria melancolicamente, olhando pela janela em o azul distante.
"Ben oraya hiç mi?" Onu pencereden bakarak dönebileceklerini Mary sordu uzak mavi."Czy kiedykolwiek się tam dostać?" Zapytał Maryi smutkiem, patrząc przez jej okno daleko w kolorze niebieskim.
"Ben oraya hiç mi?" Onu pencereden bakarak dönebileceklerini Mary sordu uzak mavi."El tudom valaha is ott?" Kérdezte Mary vágyakozva, akik rajta keresztül ablakon a távoli kék.
"Ben oraya hiç mi?" Onu pencereden bakarak dönebileceklerini Mary sordu uzak mavi."Kan ik ooit daar?" Vroeg Mary weemoedig, kijken door haar raam op het verre blauw.
"Ben oraya hiç mi?" Onu pencereden bakarak dönebileceklerini Mary sordu uzak mavi."Kan jag någonsin kommer dit?" Frågade Maria längtansfullt, tittar genom sitt fönster på det fjärran blå.
"Ben oraya hiç mi?" Onu pencereden bakarak dönebileceklerini Mary sordu uzak mavi."Könnte ich jemals dorthin?", Fragte Mary wehmütig und sah durch ihr Fenster auf fernen Blau.
"Ben oraya hiç mi?" Onu pencereden bakarak dönebileceklerini Mary sordu uzak mavi."Kunne jeg nogensinde komme der?" Spurgte Mary længselsfuldt, ser gennem hendes vindue de fjerne blå.
"Ben oraya hiç mi?" Onu pencereden bakarak dönebileceklerini Mary sordu uzak mavi."Mohl bych tam někdy?" Zeptal se smutně Marie, dívat se skrz ní okno daleké modré.
"Ben oraya hiç mi?" Onu pencereden bakarak dönebileceklerini Mary sordu uzak mavi."Mohol by som tam niekedy?" Spýtal sa smutne Márie, pozerať sa cez ňu okno ďalekej modré.
"Ben oraya hiç mi?" Onu pencereden bakarak dönebileceklerini Mary sordu uzak mavi."¿Podría alguna vez allí?", Preguntó María con tristeza, mirando por la ventana en el azul lejano.
"Ben oraya hiç mi?" Onu pencereden bakarak dönebileceklerini Mary sordu uzak mavi."Potrei mai arrivare?" Chiesto a Maria malinconicamente, guardando attraverso la finestra il lontano azzurro.
"Ben oraya hiç mi?" Onu pencereden bakarak dönebileceklerini Mary sordu uzak mavi."Tôi có thể nhận được ở đó?" Mary buồn bã, nhìn qua cửa sổ của mình tại màu xanh xa xôi.
"Ben oraya hiç mi?" Onu pencereden bakarak dönebileceklerini Mary sordu uzak mavi."Voisinko koskaan perille?" Kysyi Mary haikeasti, katsomalla häntä ikkunasta kaukana sininen.
"Ben oraya hiç mi?" Onu pencereden bakarak dönebileceklerini Mary sordu uzak mavi."나는 거기도 수는?"에서 그녀의 창문을 통해보고, wistfully 메리 질문
"Ben oraya hiç mi?" Onu pencereden bakarak dönebileceklerini Mary sordu uzak mavi."Аз бих могъл някога стигнем до там? - Попита Мери с копнеж, гледайки през прозореца си отколешен синьо.
"Ben oraya hiç mi?" Onu pencereden bakarak dönebileceklerini Mary sordu uzak mavi."Мог ли я когда-нибудь туда добраться?" Спросил Мэри задумчиво, глядя сквозь окно на далекой голубой.
"Ben oraya hiç mi?" Onu pencereden bakarak dönebileceklerini Mary sordu uzak mavi."Чи міг я коли-небудь туди дістатися?" Запитав Мері задумливо, дивлячись крізь вікно на далекій блакитний.
"Ben oraya hiç mi?" Onu pencereden bakarak dönebileceklerini Mary sordu uzak mavi."אני יכול בכלל להגיע לשם?" שאל מרי בערגה, מסתכל דרך החלון שלה
"Ben oraya hiç mi?" Onu pencereden bakarak dönebileceklerini Mary sordu uzak mavi.سأل "هل أستطيع الحصول على أي وقت مضى هناك؟" مريم بحزن ، ويبحث من خلال نافذة منزلها في
"Ben oraya hiç mi?" Onu pencereden bakarak dönebileceklerini Mary sordu uzak mavi.遠い青。それはとても新しいと大きいとすばらしかったと
"Ben, size efendim getirerek önce onlara bakarak özgürlüğü sürmüştür."Am luat libertatea de a se uite la ei inainte de a le aduce la tine, domnule.
"Ben, size efendim getirerek önce onlara bakarak özgürlüğü sürmüştür."Ho preso la libertà di uno sguardo su di loro prima di portare a voi, signore.
"Ben, size efendim getirerek önce onlara bakarak özgürlüğü sürmüştür."Ich nahm mir die Freiheit mit einem Blick auf sie, bevor er sie an Sie, Sir.
"Ben, size efendim getirerek önce onlara bakarak özgürlüğü sürmüştür."Ik heb de vrijheid van een blik op hen alvorens ze aan u, meneer.
"Ben, size efendim getirerek önce onlara bakarak özgürlüğü sürmüştür."Jag tog mig friheten att kasta en blick på dem innan föra dem till dig, sir.
"Ben, size efendim getirerek önce onlara bakarak özgürlüğü sürmüştür."J'ai pris la liberté de la regardant entre eux avant de les apporter à vous, monsieur.
"Ben, size efendim getirerek önce onlara bakarak özgürlüğü sürmüştür."Jeg tog den frihed at et blik på dem, før at bringe dem til dig, sir.
"Ben, size efendim getirerek önce onlara bakarak özgürlüğü sürmüştür."나는 당신에게 선생님들을 데려하기 전에 그들을 반짝이기는하지만의 자유를했다.
"Ben, size efendim getirerek önce onlara bakarak özgürlüğü sürmüştür."Otin vapauden vilkaisi heitä ennen kanteen niitä teille, sir.
"Ben, size efendim getirerek önce onlara bakarak özgürlüğü sürmüştür."Saya mengambil kebebasan melirik mereka sebelum membawa mereka kepada Anda, Sir.
"Ben, size efendim getirerek önce onlara bakarak özgürlüğü sürmüştür."Sem vzel svobodo Že pogled na njih, preden jih prinaša za vas, gospod.
"Ben, size efendim getirerek önce onlara bakarak özgürlüğü sürmüştür."Tôi đã tự do của liếc nhìn chúng trước khi đưa chúng ra, thưa ông.
"Ben, size efendim getirerek önce onlara bakarak özgürlüğü sürmüştür."Vettem a bátorságot, pillantva, mielőtt hozza őket, uram.
"Ben, size efendim getirerek önce onlara bakarak özgürlüğü sürmüştür."Vzal jsem si dovolil se podíval na ně před podáním je na vás, pane.
"Ben, size efendim getirerek önce onlara bakarak özgürlüğü sürmüştür."Vzal som si dovolil sa pozrel na ne pred podaním je na vás, pane.
"Ben, size efendim getirerek önce onlara bakarak özgürlüğü sürmüştür."Wziąłem wolności patrząc na nich przed wniesieniem ich do pana.
"Ben, size efendim getirerek önce onlara bakarak özgürlüğü sürmüştür."Πήρα το θάρρος να κοιτάζουν σε τους πριν από την παραπομπή τους σε εσάς, κύριε.
"Ben, size efendim getirerek önce onlara bakarak özgürlüğü sürmüştür."Аз си позволих да погледна към тях, преди привеждането им към вас, сър.
"Ben, size efendim getirerek önce onlara bakarak özgürlüğü sürmüştür."Я взяв на себе сміливість поглядаючи на них до пред'явлення їх до вас, сер.
"Ben, size efendim getirerek önce onlara bakarak özgürlüğü sürmüştür."Я взял на себя смелость поглядывая на них до предъявления их к вам, сэр.
"Ben, size efendim getirerek önce onlara bakarak özgürlüğü sürmüştür."أخذت حرية نظرة عابرة عليهم قبل تقديمهم لللك ، يا سيدي.
"Ben, size efendim getirerek önce onlara bakarak özgürlüğü sürmüştür.非常に転用。"彼らは大ヒットをした、あなたが知っている。"
'Ben tereyağı işlerin uygun olmaz söyledim!' Diye öfkeyle bakarak sözlerine ekledi"Aku bilang mentega tidak akan cocok bekerja!" Dia menambahkan dengan marah melihat pada
'Ben tereyağı işlerin uygun olmaz söyledim!' Diye öfkeyle bakarak sözlerine ekledi"Eu disse que manteiga não serviria para as obras!", Acrescentou olhando com raiva para a
'Ben tereyağı işlerin uygun olmaz söyledim!' Diye öfkeyle bakarak sözlerine ekledi"Hovoril som ti, že maslo nespĺňa práce!" Dodal nahnevane pozerá sa na
'Ben tereyağı işlerin uygun olmaz söyledim!' Diye öfkeyle bakarak sözlerine ekledi"Ich habe dir gesagt Butter würde nicht passen die Werke!", Fügte er hinzu suchen ärgerlich auf den
'Ben tereyağı işlerin uygun olmaz söyledim!' Diye öfkeyle bakarak sözlerine ekledi'Ik zei je boter niet zou passen het werk!' Voegde hij eraan toe kijken boos in de
'Ben tereyağı işlerin uygun olmaz söyledim!' Diye öfkeyle bakarak sözlerine ekledi"Jag sa ju att smöret inte skulle passa fungerar! Tillade han tittar argt på
'Ben tereyağı işlerin uygun olmaz söyledim!' Diye öfkeyle bakarak sözlerine ekledi"Jeg fortalte dig smørret ville ikke passe den virker!" Tilføjede han ser vredt på
'Ben tereyağı işlerin uygun olmaz söyledim!' Diye öfkeyle bakarak sözlerine ekledi"Je vous ai dit le beurre ne conviendrait pas à la marche!" At-il ajouté regardant avec colère à la
'Ben tereyağı işlerin uygun olmaz söyledim!' Diye öfkeyle bakarak sözlerine ekledi'나는 버터가 작품에 맞게 않을 말했 잖아! "그는 화가 나서보고에 추가
'Ben tereyağı işlerin uygun olmaz söyledim!' Diye öfkeyle bakarak sözlerine ekledi"Minähän sanoin voita ei sovi toimii!", Hän lisäsi etsivät vihaisesti vuoden
'Ben tereyağı işlerin uygun olmaz söyledim!' Diye öfkeyle bakarak sözlerine ekledi"Mondtam, hogy a vaj nem felel meg a munkák!" Tette hozzá dühösen nézett a
'Ben tereyağı işlerin uygun olmaz söyledim!' Diye öfkeyle bakarak sözlerine ekledi"Mówiłem ci masła nie będzie pasował działa! Dodał patrząc ze złością na
'Ben tereyağı işlerin uygun olmaz söyledim!' Diye öfkeyle bakarak sözlerine ekledi"Říkal jsem ti, že máslo nevyhovuje práce!" Dodal naštvaně dívá se na
'Ben tereyağı işlerin uygun olmaz söyledim!' Diye öfkeyle bakarak sözlerine ekledi"Sem ti rekel, maslo, ne bi ustrezala deluje!" Je še dodal videti jezno na