Ana içeriğe geç
Sözlük

ba ile cümle

ba kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
2
HARF
1
HECE
6
ORT. KELİME
Herkes bana güldü.Everybody laughed at me.
Herkes bana bir lider olarak baktı.Everyone looked on me as a leader.
Balina yakalamak için bir çaçabalığı atın.Throw a sprat to catch a whale.
Bay Kaifu halka açık konuşmalar yapmaya alışıktır.Mr Kaifu is used to making speeches in public.
Korsanların teslim olmaktan başka seçenekleri yoktu.The pirates had no choice but to surrender.
Biz plajda barbekü yapacağız.We'll have a barbecue at the beach.
Ben, kıyıdan yaklaşık bir mil ötede bir balıkçı teknesi gördüm.I saw a fishing boat about a mile off the shore.
Gittikçe daha fazla çift balayı gezilerine yurt dışına gitmektedir.More and more couples go on honeymoon trips abroad.
Yurt dışına gittiğinizde, bahşiş vermenin gerekli olduğunu aklınızda tutsanız iyi olur.When you go abroad, you'd better keep in mind that tipping is necessary.
Bunun yerine okyanusa bakan bir oda istiyorum.I'd like a room facing the ocean instead.
Bazı çocuklar denizde yüzüyor.Some children are swimming in the sea.
Deniz azdı, bu yüzden balık tutmaktan vazgeçmek zorunda kaldık.The sea got rough, so that we had to give up fishing.
Bariyerde biletini göster.Show your ticket at the barrier.
Bu battaniye ile yaralı adamı örtün.Cover up the injured man with this blanket.
Bazı insanlar sadece zevklerinin peşine düşerler.Some people pursue only pleasure.
Lafı uzatma ve bana doğruyu söyle!Stop beating around the bush and give it to me straight!
Çözecek bazı acil sorunlarımız var.We have some pressing problems to solve.
Şirket, hayatını idame ettirmesi için, ona yetecek kadar bir emekli aylığı bağladı.The company gave him enough pension to live on.
Şirket ayakta kalmayı başardı.The company managed to keep afloat.
Bu şirket, başarısını ona borçludur.This company owes its success to him.
Şirket yöneticilerinden bazıları bir konferans için şehir dışındalar.Some of the company's executives are out of town for a conference.
Bazı şirketler işçilerine yaşam boyu bir iş garanti ediyor.Some companies guarantee their workers a job for life.
Buluşma başlayacak.The meeting will commence.
Toplantı öğleden sonra saat beşte başladı.The meeting began at five in the afternoon.
Toplantısı öğleden sonra beşte başladı.His meeting began at five in the afternoon.
Toplantı tam dokuzda başladı.The meeting began at nine o'clock sharp.
Toplantı üçte başlar.The meeting begins at three.
Toplantı tam dörtte başlayacak.The meeting will start at four o'clock sharp.
Lütfen bana toplantı zamanını hatırlat.Please remind me of the time of the meeting.
Toplantı sırasında karnım guruldamaya başladı. Bu utanç vericiydi.My stomach started growling right there in the meeting. It was embarrassing.
Konsey 9.00'da başladı ve 10.45'e kadar bitirilmeli.The council began at 9:00 and should be finished by 10:45.
Toplantının başkanı hasta oldu.The chairman of the meeting became ill.
Toplantı saat onda başladı.The meeting started at ten.
Başka insanların yaptığını yapsan iyi olur.We had better do what other people do.
Biz telefonda konuşurken bağlantı kesildi.We were cut off while talking on the telephone.
Ertesi sabah erken başlamayı kararlaştırdık.We agreed to start early the next morning.
Biz çaresizlik duygusu ile baş etmek zorunda kalacağız.We will have to get over the feeling of helplessness.
Biz görevimizi başarıyla yerine getirdik.We carried out our mission successfully.
Şiddete başvurmamalıyız.We should not resort to violence.
Bizim barışçıl anayasamızı korumamız gerekir.We must preserve our peaceful constitution.
Biz barış seven bir milletiz.We are a peace-loving nation.
Biz barış yararına çalışıyoruz.We are working in the interest of peace.
Güzel denize baktık.We looked down at the beautiful sea.
Mültecilere battaniye sağladık.We furnished the refugees with blankets.
Biz hastayı ona baktırdık.We got her to attend to the patient.
Biz ona liderimiz olarak bakıyoruz.We look up to him as our leader.
Biz onu belediye başkanı seçtik.We elected him to be mayor.
Bana öyle geliyor ki biz onu yanlış anlıyoruz.It appears to me that we misunderstand him.
Biz onun başarılı olmasını bekliyoruz.We expect him to succeed.
Meseleyi ona bırakmaktan başka çaremiz yoktu.We had no choice but to leave the matter to him.
Konuyu ona bırakmaktan başka seçeneğimiz yoktu.We had no choice but to leave the matter to him.
Biz ona Alpler'in bazı resimlerini gösterdik.We showed him some pictures of the Alps.
Biz öğrencilerin giriş sınavındaki başarılarından büyük ölçüde sorumluyuz.We are, in large measure, responsible for students' success in the entrance exam.
Onun başarısını doğal karşıladık.We took his success for granted.
Cenazeyi ona teslim etmekten başka yapabileceğimiz bir şey yoktu.We could not but give him up for dead.
Biz Japonya anayasasına bağlıyız.We are subject to the Constitution of Japan.
Uzlaşmaktan başka seçeneğimiz yok.We have no choice but to compromise.
Güneşin dağların ardında batışını izledik.We watched the sun setting behind the mountains.
Başkalarıyla ilişkiler kurup sürdürüyoruz.We build and maintain relationships with others.
Biz pencereden dışarı baktık ama hiçbir şey görmedik.We looked out the window but saw nothing.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod