başladılar ile cümle
başladılar kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
10
HARF
4
HECE
12
ORT. KELİME
Bu söz onları kedere boğdu. Teker teker, ‹‹Ya Rab, beni demek istemedin ya?›› diye sormaya başladılar.A veľmi sa rmútiac začali mu hovoriť jeden každý z nich: Či som to azda ja, Pane?
Bu söz onları kedere boğdu. Teker teker, ‹‹Ya Rab, beni demek istemedin ya?›› diye sormaya başladılar.Các môn đồ lấy làm buồn bực lắm, và lần lượt hỏi Ngài rằng: Lạy Chúa, có phải tôi không? Ngài đáp rằng:
Bu söz onları kedere boğdu. Teker teker, ‹‹Ya Rab, beni demek istemedin ya?›› diye sormaya başladılar.Các môn_đồ lấy_làm buồn_bực lắm , và lần_lượt hỏi Ngài rằng : Lạy_Chúa , có phải tôi không ? Ngài đáp rằng :
Bu söz onları kedere boğdu. Teker teker, ‹‹Ya Rab, beni demek istemedin ya?›› diye sormaya başladılar.Då blevo de mycket bedrövade och begynte fråga honom, var efter annan: »Icke är det väl jag, Herre?»
Bu söz onları kedere boğdu. Teker teker, ‹‹Ya Rab, beni demek istemedin ya?›› diye sormaya başladılar.Dat sneed hen diep door de ziel. En een voor een vroegen zij: "Ik ben het toch niet?"
Bu söz onları kedere boğdu. Teker teker, ‹‹Ya Rab, beni demek istemedin ya?›› diye sormaya başladılar.Ed essi, addolorati profondamente, incominciarono ciascuno a domandargli: «Sono forse io, Signore?»
Bu söz onları kedere boğdu. Teker teker, ‹‹Ya Rab, beni demek istemedin ya?›› diye sormaya başladılar.E eles, profundamente contristados, começaram cada um a perguntar-lhe: Porventura sou eu, Senhor?
Bu söz onları kedere boğdu. Teker teker, ‹‹Ya Rab, beni demek istemedin ya?›› diye sormaya başladılar.Ei s'au întristat foarte mult, şi au început să -I zică unul după altul: ,,Nu cumva sînt eu, Doamne?``
Bu söz onları kedere boğdu. Teker teker, ‹‹Ya Rab, beni demek istemedin ya?›› diye sormaya başladılar.Entristecidos en gran manera, comenzaron a preguntarle, uno por uno: --¿Acaso seré yo, Señor
Bu söz onları kedere boğdu. Teker teker, ‹‹Ya Rab, beni demek istemedin ya?›› diye sormaya başladılar.És felettébb megszomorodva, kezdék mindannyian mondani néki: Én vagyok-é az, Uram?
Bu söz onları kedere boğdu. Teker teker, ‹‹Ya Rab, beni demek istemedin ya?›› diye sormaya başladılar.Ils furent profondément attristés, et chacun se mit à lui dire: Est-ce moi, Seigneur?
Bu söz onları kedere boğdu. Teker teker, ‹‹Ya Rab, beni demek istemedin ya?›› diye sormaya başladılar.In zelo se užaloste, in ga začno vpraševati, drug za drugim: Ali sem jaz, Gospod?
Bu söz onları kedere boğdu. Teker teker, ‹‹Ya Rab, beni demek istemedin ya?›› diye sormaya başladılar.I zarmoutivše se velmi, počali každý z nich říci jemu: Zdali já jsem, Pane?
Bu söz onları kedere boğdu. Teker teker, ‹‹Ya Rab, beni demek istemedin ya?›› diye sormaya başladılar.I zasmuciwszy się bardzo, poczęli mówić do niego każdy z nich: Azażem ja jest Panie?
Bu söz onları kedere boğdu. Teker teker, ‹‹Ya Rab, beni demek istemedin ya?›› diye sormaya başladılar.저희가 심히 근심하여 각각 여짜오되 주여 내니이까
Bu söz onları kedere boğdu. Teker teker, ‹‹Ya Rab, beni demek istemedin ya?›› diye sormaya başladılar.Og de bleve såre bedrøvede og begyndte hver især at sige til ham: "Det er dog vel ikke mig, Herre?"
Bu söz onları kedere boğdu. Teker teker, ‹‹Ya Rab, beni demek istemedin ya?›› diye sormaya başladılar.Og de blev meget bedrøvet, og begynte å si til ham hver for sig: Det er da vel ikke mig, Herre?
Bu söz onları kedere boğdu. Teker teker, ‹‹Ya Rab, beni demek istemedin ya?›› diye sormaya başladılar.Und sie wurden sehr betrübt und hoben an, ein jeglicher unter ihnen, und sagten zu ihm: HERR, bin ich's?
Bu söz onları kedere boğdu. Teker teker, ‹‹Ya Rab, beni demek istemedin ya?›› diye sormaya başladılar.Και λυπουμενοι σφοδρα, ηρχισαν να λεγωσι προς αυτον εκαστος αυτων Μηπως εγω ειμαι, Κυριε;
Bu söz onları kedere boğdu. Teker teker, ‹‹Ya Rab, beni demek istemedin ya?›› diye sormaya başladılar.И като ядяха, рече: Истина ви казвам, че един от вас ще Ме предаде.
Bu söz onları kedere boğdu. Teker teker, ‹‹Ya Rab, beni demek istemedin ya?›› diye sormaya başladılar.І, засумівши тяжко, почали говорити до Него кожен з них: Аже ж не я, Господи?
Bu söz onları kedere boğdu. Teker teker, ‹‹Ya Rab, beni demek istemedin ya?›› diye sormaya başladılar.Они весьма опечалились, и начали говорить Ему, каждыйиз них: не я ли, Господи?
Bu söz onları kedere boğdu. Teker teker, ‹‹Ya Rab, beni demek istemedin ya?›› diye sormaya başladılar.ויתעצבו מאד ויחלו איש ואיש לאמר לו האנכי הוא אדני׃
Bu söz onları kedere boğdu. Teker teker, ‹‹Ya Rab, beni demek istemedin ya?›› diye sormaya başladılar.فحزنوا جدا وابتدأ كل واحد منهم يقول له هل انا هو يا رب.
Bu söz onları kedere boğdu. Teker teker, ‹‹Ya Rab, beni demek istemedin ya?›› diye sormaya başladılar.他 們 就 甚 憂 愁 、 一 個 一 個 的 問 他 說 、 主 、 是 我 麼
Bu söz onları kedere boğdu. Teker teker, ‹‹Ya Rab, beni demek istemedin ya?›› diye sormaya başladılar.他 們 就 甚 憂愁 、 一 個 一 個 的 問他說 、 主 、 是 我 麼
Büyük serigrafi baskıları yapmaya başladık ve satmaya da başladılar.Am început să facem aceste tipare mari cu decorare prin site, şi au început să se vândă, de asemenea.
Büyük serigrafi baskıları yapmaya başladık ve satmaya da başladılar.Empezamos haciendo estos grandes grabados de serigrafía y también se vendieron.
Büyük serigrafi baskıları yapmaya başladık ve satmaya da başladılar.우리는 이 큰 실크스크린 프린트들을 하기 시작했고, 팔리기 시작했습니다.
Büyük serigrafi baskıları yapmaya başladık ve satmaya da başladılar.Ne abbiamo fatte delle serigrafie, vendute anche quelle.
Büyük serigrafi baskıları yapmaya başladık ve satmaya da başladılar.On commençait à faire ces grandes sérigraphies, qui commencaient elles aussi à se voient vendues.
Büyük serigrafi baskıları yapmaya başladık ve satmaya da başladılar.Zaczęliśmy robić te duże sitodruki, które też zaczęły się sprzedawać.
Büyük serigrafi baskıları yapmaya başladık ve satmaya da başladılar.Ξεκινήσαμε να κάνουμε αυτές τις μεγάλες μεταξοτυπίες, και άρχισαν να πουλιούνται επίσης.
Büyük serigrafi baskıları yapmaya başladık ve satmaya da başladılar.Започнахме да правим едни големи копринени паравани с отпечатък, и те също започнаха да се продават.
Büyük serigrafi baskıları yapmaya başladık ve satmaya da başladılar.Мы начали делать эти большие трафаретные репродукции, и они стали продаваться тоже.
Büyük serigrafi baskıları yapmaya başladık ve satmaya da başladılar.התחלנו לעשות הדפסי משי גדולים והם החלו להימכר גם
Büyük serigrafi baskıları yapmaya başladık ve satmaya da başladılar.بدأنا بصنع لوحات كبيرة من الحرير وبدأنا نبيعها كذلك
Büyük serigrafi baskıları yapmaya başladık ve satmaya da başladılar.これらも売れました それでギャラリーは 次の展示会を 2年以内に
Çetin ve Talya iş yerinden aynı mesafede oturuyorlar, ve iş yerine doğru aynı anda yürümeye başladılar.Значи, при 50 секунди, той е на 830 метра от работата
Çiçek açmaya başladılar. Ancak, yarın ne olacağını bilmiyorum.でも明日のことは分らない
Çiçek açmaya başladılar.E i fiori gli alberi quando cominciano a sbocciare adesso.
Çiçek açmaya başladılar.Los árboles empiezan a florecer ahora.
Çiçekler açtı, güneş çıktı. Ben bir insanım, doğayı seviyorum, çiçekleri, ağaçları. Çiçek açmaya başladılar.Și există un loc în creierul nostru unde poate fi găsit?
Çiftliklerin yakınlarında yaşayan bazı avcı- toplayıcılar da tarımla ilgili çalışmaya başladılar. -Algunos cazadores-recolectores que vivían junto a las comunidades agrícolas asumió agrícolas propios.
Çiftliklerin yakınlarında yaşayan bazı avcı- toplayıcılar da tarımla ilgili çalışmaya başladılar. -Někteří lovci-sběrači, kteří žili poblíž farmářských komunit převzali farmaření sami.
Çiftliklerin yakınlarında yaşayan bazı avcı- toplayıcılar da tarımla ilgili çalışmaya başladılar. -Niektóre grupy łowiecko-zbierackie, sąsiadujące z rolnikami, same zaczęły uprawiać rolę.
Çiftliklerin yakınlarında yaşayan bazı avcı- toplayıcılar da tarımla ilgili çalışmaya başladılar. -Niektorí lovci-zberači, ktorí žili poblíž roľníckych usadlostí sa tiež stali roľníkmi.
Çiftliklerin yakınlarında yaşayan bazı avcı- toplayıcılar da tarımla ilgili çalışmaya başladılar. -Деякі мисливці-збирачі, які жили недалеко від фермерських угідь, переймали ремесло фермерів.
Çiftliklerin yakınlarında yaşayan bazı avcı- toplayıcılar da tarımla ilgili çalışmaya başladılar. -כמה מהציידים-מלקטים שחיו לצד החקלאים, החלו לעסוק בחקלאות בעצמם.
Çiftliklerin yakınlarında yaşayan bazı avcı- toplayıcılar da tarımla ilgili çalışmaya başladılar. -بعض الصيادين اللذين عاشوا بجاور المجتمعات الزراعية احترفوا الزراعة بأنفسهم
Çiftliklerin yakınlarında yaşayan bazı avcı- toplayıcılar da tarımla ilgili çalışmaya başladılar. -しかし、農業に適していない土地へ狩りにいくのもいました。
Çocuklar gidip tasarlamaya başladılar bu deneyi, şey, yani oyunuAnak-anak ini merancang percobaan ini, dan -- baiklah, permainan ini -- dan,
Çocuklar gidip tasarlamaya başladılar bu deneyi, şey, yani oyunuCopiii au proiectat acest experiment, adică joc.
Çocuklar gidip tasarlamaya başladılar bu deneyi, şey, yani oyunuDe kinderen begonnen eraan en ontwierpen dit experiment, dit spel.
Çocuklar gidip tasarlamaya başladılar bu deneyi, şey, yani oyunuDie Kinder zogen los und entwarfen das Experiment oder auch Spiel.
Çocuklar gidip tasarlamaya başladılar bu deneyi, şey, yani oyunuDonc, les enfants se sont lancés et ils ont conçu cette expérimentation, et donc -- bon, le jeu -- et donc
Çocuklar gidip tasarlamaya başladılar bu deneyi, şey, yani oyunu그건 게임이었어요. 아이들은 나아가 이런 실험을 계획했습니다. 그래서.. 게임이에요, 그래서
Çocuklar gidip tasarlamaya başladılar bu deneyi, şey, yani oyunulà một trò chơi. Và bọn trẻ đã ra tay và thiết kế thực nghiệm này, và vậy đấy -- một trò chơi -- và như thế,
Çocuklar gidip tasarlamaya başladılar bu deneyi, şey, yani oyunuLos niños diseñaron este experimento y así --bueno, este juego--
Çocuklar gidip tasarlamaya başladılar bu deneyi, şey, yani oyunuPor isso, os miúdos foram desenhar esta experiência, e — bem, jogo — e,