Çığırışmak, bağrışmak.And screaming and yelling.
"Allah bizlerin muradını versin, biz muradımızı isteriz" şeklinde bağrışlar oldu.In the Eucharist, we consume God and become that which we consume."
Emre'yi görünce aralarında bağrış çağrış olur.And whosoever is commanded to look in them, the same is called seer.
[üst üste bağrışmalar] [Adam kendi dilinde konuşur]: Gerçek ötesi.man speaking native language:
[üst üste bağrışmalar]Not normal, bruv. [overlapping shouting] [sirens blaring]
Henüz arkamı dönmeden, rayın üzerindeki herkes bağrışmaya ve kaçışmaya başladı.Before I could turn around, everyone on the tracks was screaming and running.
O gece bütün topluluk yüksek sesle bağrışıp ağladı.All the congregation lifted up their voice, and cried; and the people wept that night.
O yiyecek sağlar hayvanlara, Bağrışan kuzgun yavrularına.He provides food for the livestock, and for the young ravens when they call.
Onlar ise, gölün üstünde yürüdüğünü görünce Onu hayalet sanarak bağrıştılar.but they, when they saw him walking on the sea, supposed that it was a ghost, and cried out;
Onlar ise, ‹‹Onu çarmıha ger, çarmıha ger!›› diye bağrışıp durdular.but they shouted, saying, "Crucify! Crucify him!"
Onlar yine, ‹‹Bu adamı değil, Barabba'yı isteriz!›› diye bağrıştılar. Oysa Barabba bir hayduttu.Then they all shouted again, saying, "Not this man, but Barabbas!" Now Barabbas was a robber.
İnsanlar şarap özlemiyle sokaklarda bağrışıyor, Sevinçten eser kalmadı, Dünyanın coşkusu yok oldu.There is a crying for wine in the streets; all joy is darkened, the mirth of the land is gone.
Azabımız, ancak bir bağrıştan ibaretti, o anda hepsi de sönüp gitti.There was just one blast, and they were extinguished.
Bu, ancak bir bağrıştan ibaret, derken onların hepsi, tapımızda hazır bulunmadalar.It would be but a single blast of the trumpet, and they would all be arraigned before Us.
Gerçekten de ancak bir tek bağrıştan ibarettir de birdenbire görüverirler ki dirilmişler.There will only be a single jerk, and they will gape,
Meryemoğlu örnek getirilince kavmin hemen bağrışmaya başladı.When the example of Mary's son is quoted before them, your people cry out at it,
O gün, o bağrışı, gerçek olarak işitecekler; işte o gündür kabirlerden çıkış günü.The day they actually hear the blast, will be the Day of rising of the dead.
"Ey kavmim! Gerçekten sizin için o bağrışıp çağrışma gününden, korkuyorum.O my people, what I fear for you is the day of gathering, crying and calling,
Meryem oğlu İsa, bir misal olarak anlatılınca senin kavmin hemen bağrışmaya başladılar.When the example of Mary's son is quoted before them, your people cry out at it,
Ve onlar bağrışırlar orada: Rabbimiz, bizi çıkar da yaptığımız işlerden başka işlerde bulunalım.And they shall be screaming in it; “Our Lord!
Gerçekten sizin için o bağrışıp çağrışma gününden, korkuyorum.I fear for you a day on which will be a great outcry!”
Onlardan önce nice ümmetleri helak ettik de bağrışıp çığrıştılar ama kurtuluş vakti çoktan geçmişti.How many a generation We destroyed before them, and they called, but time was none to escape.
Bizi çıkar; yaptığımızdan başka, yararlı iş işleyelim" diye bağrışırlar.Bring us out, we shall do righteous good deeds, not (the evil deeds) that we used to do."
Gana ve Sırbistan'ın milli marşları söylenirken, bağrışmalar ve tezahürat da başladı.During the national anthems of Ghana and Serbia, the shouting and cheering got under way.
Emre'yi görünce aralarında bağrış çağrış olur.Als Schaller ihn sich genau ansieht, findet er darin einen vergessenen Geldschein.
"Allah bizlerin muradını versin, biz muradımızı isteriz" şeklinde bağrışlar oldu.Auch Gott ist uns in Freundschaft verbunden, denn er schuf für uns Gleichgesinnte (Freunde).
Çığırışmak, bağrışmak.Sie wimmern und schreien.
Emre'yi görünce aralarında bağrış çağrış olur.Quand ils le virent, ils se prosternèrent devant lui.
"Allah bizlerin muradını versin, biz muradımızı isteriz" şeklinde bağrışlar oldu.Car Allah nous a ordonné de l'invoquer sans placer d'intermédiaire entre nous et Lui pour l'invoquer.
Emre'yi görünce aralarında bağrış çağrış olur.Y cuando le vieron, le adoraron; pero algunos dudaban.
"Allah bizlerin muradını versin, biz muradımızı isteriz" şeklinde bağrışlar oldu.Antes bien, alabemos su grandeza, pues nos ha preparado y nos ha hecho hombres».
Çığırışmak, bağrışmak.Quiero gritar y vocear.
"Allah bizlerin muradını versin, biz muradımızı isteriz" şeklinde bağrışlar oldu.Furono scelti da Allah per una missione: "Con conoscenza di causa ne facemmo degli eletti tra creature."
Emre'yi görünce aralarında bağrış çağrış olur.Когда он видел, что народ уже собрался, то совершал молитву пораньше.
Çığırışmak, bağrışmak.Выстрелы, крики.
"Allah bizlerin muradını versin, biz muradımızı isteriz" şeklinde bağrışlar oldu.كذلك الأمر بيننا وبين الله، فالله له دَين في رقابنا مقابل خلقه إيانا ورزقه ونعمه وحمايته لنا وفضله علينا.
Çığırışmak, bağrışmak.Gritar, Gritar!
Emre'yi görünce aralarında bağrış çağrış olur.Wanneer hij de reus ziet schrikt hij, maar wordt daarvoor door Isjtar bespot.
Emre'yi görünce aralarında bağrış çağrış olur.Nikomedes widząc to ruszył na nich i wywiązała się między nimi walka.
"Allah bizlerin muradını versin, biz muradımızı isteriz" şeklinde bağrışlar oldu.Czy winna jest temu, że chce żyć; przecież to Bóg dał nam to pragnienie”.
Çığırışmak, bağrışmak.Кричим, общ.
3 Eylül 1972'de, otelin avlusunda bağrışmalar duydu ve ihbar edildiğini düşündü.La 3 septembrie 1792, aude agitație în curtea hotelului, crezând că a fost denunțat.
"Allah bizlerin muradını versin, biz muradımızı isteriz" şeklinde bağrışlar oldu.Sufletele noastre sunt în mâinile lui Dumnezeu și, dacă El va vrea ca noi să se ridicăm, El ne va ridica!"
Çığırışmak, bağrışmak.Surditate, țiuituri.
Mahkemedeki diğer sanıkların itirazları ve öfkeli bağrışmaları arasında salondan çıkartılır.Mărturia ei a fost punctată de o rafală de obiecții ale apărării și de chemări deoparte de către judecător.
Çığırışmak, bağrışmak.Ébredj fel, és ordíts!
Çığırışmak, bağrışmak.Väännä ja huuda.
3 Eylül 1972'de, otelin avlusunda bağrışmalar duydu ve ihbar edildiğini düşündü.Den 3. september hører han voldsom råben i hotellets gård, og tror han er blevet meldt.
Emre'yi görünce aralarında bağrış çağrış olur.Ketika melihat Dia mereka menyembah-Nya, tetapi beberapa orang ragu-ragu.
Emre'yi görünce aralarında bağrış çağrış olur.冶の之を視るが若(ごと)きは,則ち大黿(だいべつ)の首なり。
"Allah bizlerin muradını versin, biz muradımızı isteriz" şeklinde bağrışlar oldu.世の罪を除き給う天主の子羊、われらをあわれみ給え。
"Allah bizlerin muradını versin, biz muradımızı isteriz" şeklinde bağrışlar oldu.真主在上,我們向全能真主起誓,我們不停戰鬥直至你離開我們。
Emre'yi görünce aralarında bağrış çağrış olur.當看到行人撫摸小鈴的頭後,自己亦希望嘗試被行人撫摸。
Çığırışmak, bağrışmak.②大喊大叫,大哭大吵。
"Allah bizlerin muradını versin, biz muradımızı isteriz" şeklinde bağrışlar oldu.그는 칭의를 하나님께서 은혜를 받게하여 우리를 의롭다 여기는 것이라고 한다.
Fakat ne olduğunu sorduğumuzda herkes bağrışıyor, sesler birbirine karışıyordu.이와 함께 테이프를 찢을 때 나는 소리도 들렸으며 전화가 끊길때 쯤에는 비명소리가 잦아들어 가고 있었다.
"Allah bizlerin muradını versin, biz muradımızı isteriz" şeklinde bağrışlar oldu.אֶת אֵלֶּה תִּזְכָּר לָנוּ אֱלוֹהַּ מָעֻזֵּנוּ, וְתֵרָצֶה לָנוּ וּתְמַלֵּא מִשְׁאֲלוֹתֵינוּ.
Çığırışmak, bağrışmak.מרבה להתחצף ולצעוק.
Henüz arkamı dönmeden, rayın üzerindeki herkes bağrışmaya ve kaçışmaya başladı.Antes de que pudiera darme vuelta, todos en las vías estaban corriendo y gritando.
Henüz arkamı dönmeden, rayın üzerindeki herkes bağrışmaya ve kaçışmaya başladı.Avant que je me retourne, tout le monde sur la voie hurlait et courrait.