Ana içeriğe geç
Sözlük

bağla ile cümle

bağla kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
6
ORT. KELİME
Çocuk hırsızları gözümü bağladı.The kidnappers blindfolded me.
Çocuk hırsızları onun gözlerini bağladı.The kidnappers blindfolded him.
Kaçıranlar onun gözlerini bağladılar.The kidnappers blindfolded her.
Polis Dan'ı soyguna bağlayacak bir şey bulamadı.The police found nothing to link Dan to the robbery.
Teğmen Dan Anderson, Linda'nın suçla bağlantısını kuramadı.Lieutenant Dan Anderson couldn't link Linda to the crime.
Dan ve kurbanın ailesi arasında hiçbir bağlantı yoktu.There was no connection between Dan and the victim's family.
Dan Linda'nın ellerini bağladı.Dan tied Linda's hands.
Gerçekten bir bağlantı olduğuna inanıyor musunuz?Do you really believe there's a connection?
Tom'un ölümü resmen bir kaza olarak hükme bağlandı.Tom's death has been officially ruled as an accident.
Çocuk hırsızları Tom'un ellerini arkasından bağladılar.The kidnappers tied Tom's hands behind his back.
Ben herhangi bir şekilde bu suçla bağlantılı değilim.I am not connected to this crime in any way.
Ayakkabılarını nasıl bağlayacağını biliyor musun?Do you know how to tie your shoes?
Kişilik ve kan grubu arasında bir bağlantı bilimsel olarak kanıtlanmadı.A connection between personality and blood type has not been scientifically proven.
Boynuna kırmızı bir eşarp bağlamıştı.She wore a red scarf around her neck.
Tütün dumanı ve akciğer kanseri arasındaki bağlantının farkında mısınız?Are you aware of the link between tobacco smoke and lung cancer?
Kökler ağacı toprağa bağlarlar.The roots connect the tree to the ground.
Karalar bağlamamış kimse yoktu.There wasn't a dry eye in the house.
Bağlantı yok.There is no connection.
Ayrıntılar için Tom Jackson'la bağlantı kurun.Contact Tom Jackson for details.
Tom'la bağlantı kurulamadı.Tom couldn't be contacted.
Ben bağlantıyı tıklamadım.I didn't click the link.
Bu kravatı bağlamama yardımcı olabilir misiniz?Can you help me tie this tie?
Bağlantı için teşekkürler.Thank you for the link.
Onlar ayakkabı bağcıklarını bağladı.They tied their shoelaces.
O, onu bağladı ve onun ağzını tıkadı, sonra onu vahşice dövmeye başladı.She tied him up and gagged him, then she started to beat him savagely.
Onlar alışılmadık bir bağlantıyı paylaştılar.They shared an unusual connection.
Tom'la bağlantı halinde misin?Do you keep in touch with Tom?
O kadar namusludur ki banyo yaparken kendi gözlerini bağlar.She's so modest that she blindfolds herself when taking a bath.
Bu cinayetler arasında bir bağlantı olmalı.There must be a connection between these murders.
Tom sarı renkli naylon bir iple bağlandı.Tom was tied with a yellow nylon rope.
Dün Tom'la bağlantı kurulamadı.Tom couldn't be contacted yesterday.
Orada hangi bağlantı olabilirdi?What connection could there be?
Tom'a çok bel bağlama.Don't depend on Tom too much.
Hatta kalın lütfen. Ben sizi onun ofisine bağlayacağım.Hold the line please. I'll put you through to his office.
Tom ayakkabısını bağlamak için öne doğru eğildi.Tom bent down to tie his shoe.
Hükümet, aile bağlarını koparmak için elinden gelen her şeyi yaptı.The government did all it could to break family ties.
Ayakkabı bağcıklarını senin için bağlamayacağım.I won't tie your shoelaces for you.
Dünyada her şey birbiriyle bağlantılıdır.Everything in the world is connected to everything else.
Mary beline bir önlük bağladı ve daha sonra hindiyi fırından çıkardı.Mary tied an apron around her waist and then took the turkey out of the oven.
Bu politikacının organize suçlarla bağlantıları olduğundan şüpheleniliyor.This politician is suspected of having connections to organized crime.
Eski arkadaşlarımla tüm bağlarımı kopardım.I've cut loose all ties with my old friends.
Benim anavatanımla bağlarımı yenilemek arzusu hissediyorum.I feel the desire to renew my ties with my native country.
Nehir buz bağlamış.The river is frozen over.
At arabaya bağlanır bağlanmaz protesto etmeye başladı.The horse began to protest as soon as it was hitched to the cart.
O kelimeyi tek başına anlamıyorum. Bana bir bağlam verir misin?I do not understand that word in isolation. Could you give me some context?
Bir dakika bekle. Ayakkabı bağlarım çözülmüş.Hold on a minute. My shoelaces are untied.
Dollbergen'li çocuk ayakkabısını bir solucanla bağlarken, "Her şey mümkün" dedi.“Everything is possible”, the boy from Dollbergen said, tying his shoe with an earthworm.
Ben senin bilgisayarlarını bağlamıyorum.I'm not connecting your computers.
İnternet sitesi için sana bağlantı vereceğim.I'll give you the link to the website.
O her zaman kitaplarında çocukluğu ile bağlantı kurar.He always connects to his childhood in his books.
Senin yaşındayken ayakkabılarımı nasıl bağlayacağımı biliyordum.At your age I already knew how to tie my shoes.
En sonunda bağlantıyı yaptım.I finally made the connection.
Eski arkadaşlar benimle bağlantıya geçtiler.Old friends contacted me.
Tendonlar ve bağlar düşündüğünüzden daha kırılgandır.Tendons and ligaments are more fragile than you might think.
Köy bir köprü ile şehrimize bağlanıyor.The village is connected to our city by a bridge.
Şimdi lütfen bizimle bağlantı kurun.Please contact us now.
Buna tekrar bağlanmak istemiyorum.I'm not falling for this again.
Mary saçını arkadan bağladı.Mary flipped her hair back.
İşte bazı ilginç bağlantılar.Here are some interesting links.
Kaçıranlar arkamdan ellerimi bağladılar.The kidnappers tied my hands behind my back.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod