Onlara bağırdığım için üzgünüm.I'm sorry I yelled at them.
Ona bağırdığım için üzgünüm.I'm sorry I yelled at him.
Sana bağırmamalıydım.I shouldn't have yelled at you.
Onlara bağırmamalıydım.I shouldn't have yelled at them.
Ona bağırmamalıydım.I shouldn't have yelled at him.
Ben ona bağırmamalıydım.I shouldn't have yelled at her.
Onlara bağıramazsın.You can't yell at them.
Ona bağıramazsın.You can't yell at him.
Sen ona bağıramazsın.You can't yell at her.
Onlara bağırma.Don't yell at them.
Ona bağırma.Don't yell at him.
Onlara bağırdığını gördüm.I saw you staring at them.
Ona bağırdığını gördüm.I saw you staring at him.
Lütfen onlardan bağırmamalarını iste.Please ask them not to shout.
Ona lütfen bağırmamasını söyle.Please ask him not to shout.
Lütfen bağırmamasını rica et.Please ask her not to shout.
Tom'u bağışladık.We forgave Tom.
Tom'un Mary'ye bağırdığını duydum.I heard Tom yelling at Mary.
Aradığın şeyi arabamın bagajında buldum.I found what you were looking for in the trunk of my car.
Tom kendisi kısık sesle bağırdı.Tom shouted himself hoarse.
Tom Mary'yi biraz para bağışlamaya ikna etti.Tom talked Mary into donating some money.
Dan, Bağdat'taki bir patlamada öldü.Dan was killed in an explosion in Baghdad.
Nöbetçi "ayağa kalk" diye bağırdı."On your feet," shouted the guard.
Dan, Linda'nın bir uyuşturucu bağımlısı olmadığına tanıklık etti.Dan testified that Linda wasn't a drug addict.
Dan ve Linda'nın ortak bir bağı vardı.Dan and Linda had a common bond.
Kafein bağımlılık yapar.Caffeine is addictive.
Dan polislerin Linda'ya bağırdığını duydu.Dan heard the cops yelling at Linda.
"Bana bak" diye bağırdı Echo, "Bana bak Anne, uçuyorum!""Look at me," shouted Echo, "Look at me, Mother, I'm flying!"
Tom Mary'nin John'a bağırdığını duydu.Tom heard Mary yelling at John.
Her su molekülü, bir oksijen atomuna bağlı, iki hidrojen atomundan oluşmaktadır.Every molecule of water is composed of two hydrogen atoms attached to an oxygen atom.
Ben sadece sağlama bağlıyorum.I'm just making sure.
Haiti kolonisi 1804'te bağımsızlığını ilan etti.The colony of Haiti declared its independence in 1804.
Onunla derin bir bağ hissediyorum.I feel a deep connection to him.
Dan, Linda'ya bağırmadı bile.Dan didn't even yell at Linda.
Dan içeri geldi ve bağırmaya başladı.Dan came inside and started shouting.
Dan, Linda'nın garsona bağırdığını duydu.Dan heard Linda yell at the waitress.
Dan çığlık atıp bağırıyordu.Dan was screaming and yelling.
Polis Dan'ı soyguna bağlayacak bir şey bulamadı.The police found nothing to link Dan to the robbery.
Sana yapılan şey yaptığını bağışlamaz.What was done to you doesn't excuse what you did.
Neden bana bağırıyorsun?Why are you screaming at me?
Babam "saatim çalındı." diye bağırdı.”My watch has been robbed.”exclaimed my father.
Teğmen Dan Anderson, Linda'nın suçla bağlantısını kuramadı.Lieutenant Dan Anderson couldn't link Linda to the crime.
Dan ve kurbanın ailesi arasında hiçbir bağlantı yoktu.There was no connection between Dan and the victim's family.
Dan Linda'nın ellerini bağladı.Dan tied Linda's hands.
Onu senin için bagaja koymamı ister misin?Do you want me to put that in the trunk for you?
Bağırmaya gerek yok.There's no need to yell.
Bagajda bir battaniye var.There's a blanket in the trunk.
Neden herkes bağırıyor?Why is everybody shouting?
Sanırım az önce birinin bağırdığını duydum.I think I just heard somebody scream.
Lütfen geç kaldığım için beni bağışlayın.Please excuse me for being late.
Yardım için bağırdığın bu muydu?Was that you yelling for help?
Ne için bana bağırıyorsun?What are you yelling at me for?
Gerçekten bir bağlantı olduğuna inanıyor musunuz?Do you really believe there's a connection?
Hangi kiliseye bağlısın?What church do you attend?
Tom'un ölümü resmen bir kaza olarak hükme bağlandı.Tom's death has been officially ruled as an accident.
Çocuk hırsızları Tom'un ellerini arkasından bağladılar.The kidnappers tied Tom's hands behind his back.
Onikiparmak bağırsağı ince bağırsağın bir bölümüdür.The duodenum is a section of the small intestine.
Paranı fakirlere bağışla ve cennette hazinen olacak.Donate your money to the poor and you'll have treasure in heaven.
Ben herhangi bir şekilde bu suçla bağlantılı değilim.I am not connected to this crime in any way.
Tom Mary'ye bağırmaya başladı.Tom started yelling at Mary.