O, çocuklarını arkada bıraktı.She left her children behind.
Kapıları açık bırakmayın.Don't leave the doors open.
O, uyurken pencereyi hep açık bırakır.He always leaves the window open when he sleeps.
Kendi isteğiyle her şeyi ona bıraktı.He left everything to her in his will.
Onun öksürüğü gittikçe kötüleşiyor, sigarayı bırakması gerekir!His cough is getting worse, he should stop smoking!
Maalesef, ev ödevimi evde bıraktım.Unfortunately, I left my homework at home.
O seni nefessiz bırakır.It leaves you breathless.
O seni nefes nefese bırakır.He leaves you breathless.
Bir mesaj bırakabilir miyim, lütfen?Can I leave a message, please?
Onu bırakırsak, kanamadan ölür.If we leave him, he'll bleed to death.
Bana bırak, ona söyledim, bu senin için çok ağır.Leave it to me, I told him, that's too heavy for you.
Gerçekten sigarayı bırakmalısın.You really should quit smoking.
O, sigara içmeyi bıraktı.He has stopped smoking.
Sıska olmak istiyorsan öğünler arasında otlanmayı bırakmalısın.If you want to get skinny, you should stop grazing between meals.
Acele et, yoksa tren seni geride bırakacak.Hurry, or the train will leave you behind.
Bana öyle bakmayı bırak.Quit looking at me like that.
Niçin bırakmak istediğini anlamak kolay değil.It is not easy to understand why you want to leave.
Onu yalnız bıraksam hiç okula gitmez.If left to his own devices, he would never go to school.
Ben bir gün önce anahtarı ofiste bırakmıştım.I had left the key in the office the day before.
Çok sigara içerdim ama şimdi bıraktım.I used to smoke a lot, but now I've quit.
İşleri yarım bırakma.Don't leave things half finished.
O, elimi sıkıca tuttu ve bıraktı.He held my hand firmly and left.
Bana dokunmayı bırak.Stop touching me.
Bütün işi yalnız yapmak zorunda bırakıldım.I was compelled to do all the work alone.
Kirayı ödemek için gitarımı rehin bıraktım.I pawned my guitar to pay the rent.
Silahlarınızı yere bırakın!Put down your weapons!
Bu film, tüm izleyiciler için derin bir yansıma bırakır.This movie causes all viewers to reflect deeply.
Kumarı bırak.Quit gambling.
Onu size bırakacağım.I'll leave it up to you.
Biz onun geride bıraktığı müzik için minnettarız.We are grateful for the music he left behind.
Kanıt bırakmayın.Don't leave evidence.
Hiç iz bırakma.Don't leave any traces.
Onu yarı yolda bırakma.Don't let him down.
Etrafta oynamayı bırak!Stop monkeying around!
Yara kolunda bir iz bıraktı.The wound left a scar on his arm.
Yara kolumda bir iz bıraktı.The wound left a scar on my arm.
Kral sağlık sorunları için tacını bıraktı.The king abdicated for health issues.
Onun açtığı davalar çok ilgisiz ve o savunmasız bırakıldı.The actions she took were too careless, and she was left defenseless.
Onu yağmura maruz bırakmayın!Don't expose him to the rain!
Lütfen dövüşmeyi bırakın.Please stop fighting.
Bebek yalnız bırakıldığı için ağlamaya başladı.Having been left alone, the baby started to cry.
Yalnız bırakıldığı için bebek ağlamaya başladı.Having been left alone, the baby started crying.
Şu tutuklular dün serbest bırakıldı.Those prisoners were set free yesterday.
Karın polisi ararken onu bırakma.Keep hold of him while your wife calls the police.
Şemsiyemi burada bıraktım ama şimdi onu bulamıyorum.I left my umbrella here, but now I can't find it.
Tom Mary'den sigarayı bırakmasını rica etti.Tom asked Mary to quit smoking.
Üç yıl önce sigara içmeyi bıraktım.I stopped smoking three years ago.
Lütfen telesekreterime bir mesaj bırakın.Please leave a message on my answering machine.
Bu kadar çabuk yemeyi bırak. Daha yavaş yemelisin.Quit eating so quickly. You should eat more slowly.
Belki de masanın üzerinde bıraktım.Maybe I left it on the table.
Belki de masanın üstünde bıraktım.Maybe I left it on the table.
Bunu burada bırak.Leave this here.
Dondurucunun dışında bırakılırsa meyve suyu ılıyacaktır.Left outside the freezer, the juice will get warm.
Mahkumu serbest bıraktılar.They freed the prisoner.
Sysko'yu yalnız bırakamam.I can't leave Sysko alone.
Baba tüm parasını kızlarına bıraktı.The father left all his money to his daughters.
Tamam, seni yalnız bırakırım.OK, I'll leave you alone.
Onu bırak. Onun yalnız birkaç dakikaya ihtiyacı var.Leave her. She needs a few minutes alone.
Girişi korunmasız bırakmayın.Don't leave the entrance unprotected.
Damat gelini sunakta dururken bıraktı.The groom left the bride standing at the altar.