O köpeği serbest bırakmayın.Don't release that dog.
Bebek gibi sızlanmayı bırak.Stop whining like a baby.
Bisikleti yağmurda bırakma.Don't leave the bicycle in the rain.
Kesintiden sonra tekrar okumaya döndüm ama nerede bıraktığımı unuttum.After the interruption I went back to my reading but forgot where I'd left off.
Onu o şekilde bırakmak ister misin?Do you want to leave it like that?
Beni yalnız bırakın.Let me be.
Aşı kolumda komik küçük bir iz bıraktı.The vaccination left a funny little mark on my arm.
Sağlıksız olduğu için sigarayı bırakmalısın.You should give up smoking since it's unhealthy.
Çocuklar kendi kaderlerine bırakıldılar.The children were left to fend for themselves.
Rosa Parks, beyaz bir yolcuya koltuğunu bırakmayı reddetti.Rosa Parks refused to give up her seat for a white passenger.
Hey çocuklar kavga etmeyi bırakın. Hadi ama, ayrılın!Hey boys, stop fighting. Come on, break it up!
Mary'nin babası tüm parasını ona bıraktı.Mary's father left her all of his money.
Tom futbolu bıraktığını duyurdu.Tom announced that he was quitting football.
Bir çocukluk hastalığı onu kör bıraktı.A childhood illness left her blind.
Postacı kapımıza bir not bıraktı.The mailman left a note on our door.
Polis şüphelinin silahını bırakmasını emretti.The police ordered the suspect to drop his gun.
Şarap halı üzerinde kalıcı bir leke bıraktı.The wine left a permanent stain on the carpet.
Tom içmeyi bırakmaya ve davranışını değiştirmeye karar verdi.Tom decided to stop drinking and reform his behavior.
Teröristler rehineleri serbest bıraktı.The terrorists released the hostages.
Tutuklu erkenden serbest bırakılmasını istedi.The prisoner asked to be released early.
Doktor hastayı sigarayı bırakması için teşvik etti.The doctor urged the patient to stop smoking.
Zaman kaybetmeyi bırak ve ise geri dön.Stop wasting time and get back to work.
Boşanma adamda duygusal yaralar bıraktı.The divorce left the man with emotional wounds.
Direnmeyi bırak!Stop resisting!
Bunu yarına bırakmanınızın bir sakıncası var mı?Would you mind leaving it until tomorrow?
Onu yarına kadar bırakır mısınız?Would you mind leaving it until tomorrow?
Beni ilkel bir ormanda yalnız bırakarak kampa geri döndün.You went back to the camp leaving me alone in the primeval forest.
Aval aval bakmayı bırak.Stop gawking.
Hoşunuza gitmezse o zaman bırakabilirsiniz.If you don't like it then you can quit.
Doktorum bana bu ilacı almayı bırakmamı önerdi.My doctor has advised me to stop taking this medicine.
Andrea'nın bunu erken bırakması ne ayıp.What a shame that Andrea left this early.
Buraya giren tüm umutlarını kapıda bıraksın.Abandon hope, all ye who enter here.
Buradan içeri giren umudunu geride bıraksın.Abandon hope, all ye who enter here.
Biri şemsiyesini salonda bıraktı.Someone left their umbrella in the hall.
O ölmeden bir hafta önce vasiyetini değiştirdi,bütün servetini köpeği Pookie'e bıraktı.A week before she died she changed her will and left her entire fortune to her dog Pookie.
Hiçbir şeyi şansa bırakmadık.We left nothing to chance.
Şemsiyemi gördün mü? Onu burada dururken bıraktım.Have you seen my umbrella? I left it standing here.
O iz bırakmadan kayboldu.He's disappeared without a trace.
Onu masaya bırak.Put it onto the table.
O konuda düşününce, bıraktım.Thinking about that, I left.
Kapıyı açık bırakır mısın, lütfen?Would you leave the door open, please?
Lütfen kolumu bırak.Please let go of my arm.
Seninle Fransızca kullanmayı bıraktım.I've quit using French with you.
Tebeşirden nefret ederim. Elinde toz bırakır.I hate chalk. It leaves powder on your hands.
Odalar, ayrılış gününde saat on bire kadar boş bırakılmalıydı.Rooms should be left vacant by eleven a.m. on the day of departure.
Ay sonunda işimi bırakmaya karar verdim.I decided to leave my job at the end of the month.
Lütfen, onu bana bırakın.Please, leave it to me.
O gün bende derin bir etki bıraktı.That day left a deep impression on me.
Söylediğin bende derin bir izlenim bıraktı.What you said left a deep impression on me.
Sadece yalnız bırakılmak istediler.They just wanted to be left alone.
Durumu askıda bıraktılar.They left the situation unsettled.
Rehineleri serbest bırakmayı reddettiler.They refused to release the hostages.
Onlar arkalarında yüzlerce yaralı insan bıraktı.They left behind hundreds of wounded men.
Kendileri için çalışmak üzere serbest bırakıldılar.They were freed to work for themselves.
Ekstra yiyeceği geride bırakmaya karar verdiler.They decided to leave extra food behind.
Onlar kurşunu olduğu yerde bırakmaya karar verdiler.They decided to leave the bullet where it was.
Onlar 2.ooo den fazla ölü ve yaralıyı geride bıraktılar.They left behind more than 2,000 dead and wounded.
O kutuyu korumasız bıraktı.He left the box unprotected.
İşi başkan yardımcısına bırakacaktı.He would leave the job to his vice president.
Savaş sona erdiğinde, bir Teksaslı canlı bırakılmadı.When the battle ended, not a Texan was left alive.