büyüm ile cümle

büyüm kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
8
ORT. KELİME
Protestan bir ailede büyümüş ve kariyerine kilise müzisyeni olarak başlamıştır.Il est élevé dans une famille protestante et commence une carrière de chantre.
1990'ların başında ünü özellikle de İspanyolca'nın konuşulduğu ülkelerde büyümüştür.Sa renommée continue de grandir au début des années 1990, en particulier dans les pays hispaniques.
Ancak büyüme şansı iyi değildi ve böylece yeni havalimanı El Prat 1918'de açılmış oldu.Cependant, par manque d'une prévision de bonne expansion, un nouvel aéroport est inauguré à El Prat en 1918.
İsviçre'de büyümüş daha sonra The Juilliard School'e gitmiştir.Il grandit en Suisse et plus tard étudie à la Juilliard School de New York.
Ekinlerin büyüme dönemi; ülkenin batı bölgelerinde 202 gün, doğu bölgelerinde ise 169 gündür.La saison de floraison dure 202 jours dans la moitié ouest du pays et 169 jours dans la moitié est.
Finans Bakanlığı sırasında ülke dengesiz bir ekonomik büyüme devresinden geçiyordu.Sous sa direction, le pays connaît une croissance économique sans précédent.
Smith, Northampton'da doğmuş ve büyümüştür.Matt Smith est né et a grandi à Northampton.
1950 yılından beri Abruzzo düzenli ekonomik büyümeye sahiptir.Depuis les années 1950, les Abruzzes ont une croissance économique du PIB soutenue.
Yeni bir parlamento çağırması için Kral Charles üstüne baskılar büyümeye başladı.Le roi Charles s’engage à réunir un nouveau Parlement.
Göteborg yakınlarında bulunan Partille'de büyümüştür.Elle a grandi à Partille, près de Göteborg.
Yaklaşık olarak 1300 yılına gelindiğinde, Avrupa'da yüzyıllarca süren refah ve büyüme durdu.Vers 1300, la croissance et la prospérité de l'Europe stagnent.
Büyük torunu Ratu Sir George Cakobau, Fiji'nin ilk doğma büyüme Genel Valisidir (1973 - 1983).Son arrière-petit-fils, Ratu Sir George Cakobau, fut Gouverneur général de Fidji de 1973 à 1983.
Avusturya'da 2002-2006 yılında büyüme sağlam bir biçimde %1 ile 3.3 arasında devam etmiştir.La croissance a été régulière entre les années 2002 et 2006 variant entre 1 et 3,3 %.
Plana göre, 1985 yılına kadar olan yıllık %2'lik büyüme hızı, %25 olacaktı.Selon le plan, l'économie, qui a augmenté de moins de 2 % par an jusqu'en 1985, devait augmenter de 25 %.
Büyümeye yardımcı olmaz.Elle ne laisse rien grandir.
Taş hemen ısınmaya ve büyümeye başlar.Le milieu se réchauffe rapidement, il accélère et se compresse.
Patton Jackson, Mississippi'de doğmuş fakat Plano, Texas'ta büyümüştür.Candice Patton est née au Mississippi, à Jackson, mais a été élevée à Plano (Texas).
Şehrin yüksek ekonomik büyüme oranı çok sayıda yatırımcı çekmiştir.D'après plusieurs recherches, la ville connaît un succès économique en raison de nombreux investissements.
Turizm büyümektedir.Le tourisme se développe.
Tsvaygenbaum büyüme alanı ve onun Yahudi kökenli yaşam kültürü ve dinamik onun resimlerinde yansıtılır.Les tableaux de Tsvaygenbaum reflètent la culture et la dynamique de la vie de la région où il a grandi.
Daphne Ashbrook San Diego, CA bölgesinde büyümüştür.Daphne Ashbrook a grandi à San Diego en Californie.
Test satan şirketler ve bu testleri sipariş eden müşteri sayısı hızla büyümüştür.Le nombre de compagnies proposant des tests, et le nombre de leurs clients s'accrurent fortement.
Asya ekonomisi genel olarak büyümeyi koruyacak.Tout d’abord, l’économie nationale dans son ensemble a conservé une croissance stable.
Bir gün halası ona büyüdüğünü söyler, Wendy biraz düşününce büyümek istemediğini anlar.Au moment de se coucher, Wendy annonce à sa mère qu'elle ne souhaite pas grandir.
Park Chan-wook Seul'de büyümüş ve Sogang Üniversitesi'nde felsefe tahsili yapmıştır.Park Chan-wook étudie la philosophie à l'université de Sogang.
Ancak artık yaşlanmıştır ve Connor da büyümüştür.Zénobia est morte, Conan est devenu adulte.
Hıristiyanlığın Katolik kültürüyle büyümüştür.En conséquence, la culture catholique prospère.
İmparatoriçe, oğlunun eğitimini ihmal etmiş, bu yüzden bozuk ahlaklı büyümüştür.D'autre part, l'impératrice néglige grandement l'éducation de son fils qui devient rapidement un débauché.
Gece yarısından önce kalp büyümesi nedeniyle 42 yaşındayken uykusunda öldü.Peu avant minuit, il meurt dans son sommeil des suites d'une cardiomégalie à l'âge de 42 ans.
Küçük bir kızın büyümesini konu almıştır.Elle doit aider un jeune à grandir.
Büyümesi oldukça hızlıdır.Sa croissance est assez rapide.
Ekonomik büyüme %-6.1 olmuş, yani ekonomi %6 oranında küçülmüştü.Cet écart s'est toutefois réduit par rapport à celui de 1999 puisqu'il était alors de -6,3 %.
Bu da gösteriyor ki, büyüme oranı bölgedeki diğer ülkelere göre daha hızlıdır.C'est un niveau supérieur à la croissance moyenne des autres pays de la zone euro.
Gebelikte büyüme ve ileri yaşta küçülme eğilimindedirler.Elles ont tendance à devenir moins marquée avec l'âge.
Dışarıdan fark edilebilecek şekilde uzama veya büyüme görülmez.Incapable de se grandir avant que de se regarder par le dedans.
10 yaşından itibaren Kansas City, Missouri'de büyümüştür.Il grandit à Kansas City dans le Missouri.
Her şey sessiz, hareketsizdi ve hiçbir şey büyümüyordu.Rien n'est immuable, rien n'est figé, tout est en perpétuel mouvement.
Doğma büyüme Chicago’lu olan Fernando Sucre’nin başı adalet sistemiyle pek çok kez derde girdi.D’origine portoricaine, Fernando Sucre a grandi à Chicago où il a connu plusieurs démêlés avec la justice.
Bu büyümenin merkezinde hem geleneksel hem de yeni veri kaynakları yatıyor.Au-dessous de est une recette de base et traditionnelle.
Maya büyümesi için tam bir ortam.Il développe des sentiments pour Maya.
Büyük kardeşi Craig ile beraber büyümüştür.Il a grandi dans le Massachusetts avec son frère aîné Craig.
Giberellinlerin esas etkisi, bitkilerin boyuna büyümesini sağlamaktır.L'action des pollinisateurs augmente considérablement la capacité des plantes à constituer leurs fruits.
Willow, "Bir karakter olarak büyümek eğlenceli olacak."demiştir.Elle a d'ailleurs déclaré « Juste grandir en étant ce personnage va être vraiment amusant ».
Büyüme 1997'de %0.3, 1998'de %-2.3 ve 1999'da %-0.5'e düştü.Il progresse de seulement 2,3 % en 1997, contre 3,5 % en 1998 et 3,0 % en 1999.
Gigantizm ya da giantizm (Yunanca γίγας gigas, "dev", çoğulu γίγαντες devler), aşırı miktarda büyüme durumu.Le gigantisme (du grec gigas, gigantos « géant ») est un état caractérisé par une croissance excessive.
Bu olaydan sonra kendisini "daha büyümüş-olgunlaşmış" hissettiğini söylemiştir.On dit alors qu'elle a grandi « trop vite ».
Gomez South Plainfield, New Jersey'de büyümüştür.Il est né à South Plainfield au New Jersey.
Kendisi Lee's Summit şehrinde büyümüştür.Elle a grandi à Lee's Summit dans le Missouri.
Ben Buyum 06.Banshee 06.
İdari şehirler: Gelişip büyümesinde idari fonksiyonun önemli olduğu kentlerdir.C’est l’économie des villes, comme foyers de développement, qui doit être encouragé dont l’emploi est la clé.
Ekonomik büyüme 2004 yılında %5,1'e yükseldi ve 2005 yılında %5,6'ya ulaştı.La croissance fut constamment au-dessus de 6 % jusqu'en 1995, année durant laquelle, elle ralentit à 5,1 %.
Kentin nüfusu buna dayanarak büyümeye başladı.À partir de sa fondation, la population de la ville commença à croître.
Sam ve Dean, nasıl öldüreceklerini öğrenerek büyümüştü.Sam et Dean se rendent sur place pour enquêter.
2016-2018 yılları arasında Ticaret ve Büyüme Bakanı olmuştur.Il a été ministre du Commerce extérieur et du Développement de 2016 à 2018.
İtalyan asıllıdır; ancak Bronx'ta doğup büyümüştür.Barry est né et a grandi au Bronx.
Büyümesi hızlıdır.Sa croissance est rapide.
Parti içindeki De Groot liderliğine karşı muhalefet bu sırada büyümektedir.Son engagement politique à l'extrême-gauche s'accroît alors durant cette période.
Bu yüzden hep küçük ve asla büyümez.C'est petit et ça ne se fait pas.
Bununla birlikte, Likavka yönetimi altına alındığı için büyümesi kesildi.Mais apparemment cela a été fait sous la contrainte de la captivité.
Nüfus artışı dururken, ekonomik büyüme yavaşladı.Cependant, avec le déclin de ses industries, la croissance de population a diminué.

İlgili Sayfalar