İki kişilik açık büfe öğle yemeği, lütfen.Two for the lunch buffet, please.
Sabah kahvaltısı iskandinav usulü açık büfedir.Breakfast is a smorgasbord.
Bir açık büfeye gidelim ve büyük bir akşam yemeği yiyelim.Let's go to an all-you-can-eat place and have a big dinner.
Tom gazete büfesinin yanında.Tom is near the newsstand.
Büfe boş.The pantry is empty.
Büfede Koka-Kola fiyatı arttı.The price of Coca-Cola at the buffet increased.
En yakın döviz büfesi nerede?Where is the closest currency exchange?
Gazete için büfeye gidiyorum.I'm going to the kiosk for the newspaper.
Bazı ülkelerde, bu format "Sunday brunch" büfeleri için popülerdir.In some countries, this format is popular for "Sunday brunch" buffets.
Bir yahni tenceresi değil, daha çok bir açık büfe gibi.."Not a stew pot, but a smorgasbord."
Bina içerisinde 14 tane bar, 1 tane büfe, 1 tane pub mevcuttur.There are 14 post offices available in the area, including 12 banks.
Bu tamamen ilginç hale getiren bir açık büfe gibi geliyor.It's sort of a smorgasbord that's made all interesting.
Büfenin üzerindeki meyve kase itibaren babasının cepleri dolmuştu.From the fruit bowl on the sideboard his father had filled his pockets.
Maliyeti azaltmak için, iyi bir büfe yerine hafif aperitifler ya da ordövr tercih edilebilir.To reduce costs, a proper buffet can be replaced by light snacks, or finger food.
En yakın büfenin nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok.I have no idea where the nearest food pantry is.
Çocuk limonata istemiş, babası da büfeye gidip limonata sormuş.His son asked him for some lemonade and Dad went to the concession stand to buy it.
Bunlar salata büfesi başında bazı çocuklarım.These are some of my kids with a salad bar.
Bütün okullarımıza salata büfeleri koydum.I put salad bars in all of our schools when I got there.
Yıllarca sadece büfelerde satıldı, daha sonra bir günAs more and more people discovered, this delicious new refreshment
Kitaplarımız, açık büfelerimiz ve radyo dalgalarımız var, gelinlerimiz ve lunapark trenlerimiz.We've got books, buffets and radio waves, wedding brides and rollercoaster rides.
Kayak pistlerinin yakınında büfeler, güneşlenme noktaları ve dükkanlar bulunuyor.Close to the ski tracks are refreshment kiosks, sunbathing spots and shops.
Büfeci parayı şöyle bir inceledi ve ‘Abi bu para sahte’ dedi.The seller examined the money and said 'man, this is money fake'.
Büfeler ve küçük ahşap dükkânlar, güneş dağların ardından batıncaya kadar çalışıyor.Work continues in the kiosks and small wooden shops until the sun sets behind the mountains.
Serbest bırakıldıktan sonra bir gazete büfesinde çalıştı.After her release she worked in a newspaper kiosk.
Büfeden aldığı gazeteleri merakla, kaygıyla gözden geçirir.Seine Beobachtungen auf Dienstreisen zeichnete er gewissenhaft auf.
Ayrıca 300'den fazla mağazasında tüketici elektroniği ürünlerini satan eSpot ZoomShops büfeleri vardır.In Deutschland kommen überdies fast 100 Lacoste-Verkaufsflächen in anderen Kaufhäusern hinzu.
Ayna büfenin üstündedir.Le miroir se trouve sur le dessus du buffet.
Bir yahni tenceresi değil, daha çok bir açık büfe gibi.."Pas autant que sur une Porsche, mais plus que sur une Ferrari ».
Büfeden aldığı gazeteleri merakla, kaygıyla gözden geçirir.Desde su escritorio nos observó con toda calma.
Ayrıca bazı benzin istasyonlarında büfeler ve araba bakım bölgeleri bulunur.Al igual se puede observar que cuenta con gasolineras y tiendas.
Ayrıca 300'den fazla mağazasında tüketici elektroniği ürünlerini satan eSpot ZoomShops büfeleri vardır.Saat ini terdapat kurang lebih 300 home industri sepatu.
Büfeden aldığı gazeteleri merakla, kaygıyla gözden geçirir.家族は新聞を見てビックリするわけです。
Arıt geri döndükten sonra garsonluk, işçilik, büfecilik, gazetecilik gibi işlerde çalıştı.מיד לאחר שובו עבד בעבודות מזדמנות כמלצר, סבל, ואיש מכירות.
Büfedekiler, sadece Mike'ın Sert Limonatası olduğunu söylemişler.Het enige dat ze hadden was Mike's Hard Lemon, met vijf procent alcohol.
Büfedekiler, sadece Mike'ın Sert Limonatası olduğunu söylemişler.그런데 그 가판대에는 "Mikes's Hard Lemonade" 라고 하는
Büfedekiler, sadece Mike'ın Sert Limonatası olduğunu söylemişler.ויש להם רק "לימונדה חזקה של מייק",
Büfedekiler, sadece Mike'ın Sert Limonatası olduğunu söylemişler.وكل ما حصلا عليه كان عصير ليمون مايك هارد
Büfedekiler, sadece Mike'ın Sert Limonatası olduğunu söylemişler.「マイクのハードレモネード」だけでした
Büfenin üzerindeki meyve kase itibaren babasının cepleri dolmuştu.A gyümölcs tálban a kredenc apja tele zsebeit.
Büfenin üzerindeki meyve kase itibaren babasının cepleri dolmuştu.Aus der Obstschale auf der Kredenz hatte sein Vater seine Taschen gefüllt.
Büfenin üzerindeki meyve kase itibaren babasının cepleri dolmuştu.Da fruteira do aparador, seu pai havia enchido os bolsos.
Büfenin üzerindeki meyve kase itibaren babasının cepleri dolmuştu.Dalla fruttiera sulla credenza che suo padre aveva riempito le tasche.
Büfenin üzerindeki meyve kase itibaren babasının cepleri dolmuştu.Dari mangkuk buah di atas bufet ayahnya mengisi saku-sakunya.
Büfenin üzerindeki meyve kase itibaren babasının cepleri dolmuştu.Depuis le bol de fruits sur le buffet que son père avait rempli ses poches.
Büfenin üzerindeki meyve kase itibaren babasının cepleri dolmuştu.Desde el frutero en el aparador, su padre había llenado los bolsillos.
Büfenin üzerindeki meyve kase itibaren babasının cepleri dolmuştu.Din bol de fructe de pe bufetul tatăl său a umplut buzunarele.
Büfenin üzerindeki meyve kase itibaren babasının cepleri dolmuştu.Fra frugtskål på skænken hans far havde fyldt sine lommer.
Büfenin üzerindeki meyve kase itibaren babasının cepleri dolmuştu.Från fruktskål på skänken hans far hade fyllt fickorna.
Büfenin üzerindeki meyve kase itibaren babasının cepleri dolmuştu.Hedelmästä kulhon senkki isänsä oli täynnä hänen taskunsa.
Büfenin üzerindeki meyve kase itibaren babasının cepleri dolmuştu.찬장에있는 과일 그릇에서 아버지가 자신의 주머니를 가득했습니다.
Büfenin üzerindeki meyve kase itibaren babasının cepleri dolmuştu.Od sadja skledo na kredenci je njegov oče napolni žepe.
Büfenin üzerindeki meyve kase itibaren babasının cepleri dolmuştu.Từ bát trái cây vào tủ cha của mình đã đầy túi của mình.
Büfenin üzerindeki meyve kase itibaren babasının cepleri dolmuştu.Uit de fruitschaal op de dressoir zijn vader had vulde zijn zakken.
Büfenin üzerindeki meyve kase itibaren babasının cepleri dolmuştu.Z miski owoców na kredens ojciec napełnione kieszenie.
Büfenin üzerindeki meyve kase itibaren babasının cepleri dolmuştu.Z ovocná misa na servírovacím stolíku svojho otca naplnil vrecká.
Büfenin üzerindeki meyve kase itibaren babasının cepleri dolmuştu.Z ovocná mísa na servírovacím stolku svého otce naplnil kapsy.
Büfenin üzerindeki meyve kase itibaren babasının cepleri dolmuştu.Από την φρουτιέρα στον μπουφέ ο πατέρας του είχε γεμίσει τις τσέπες του.
Büfenin üzerindeki meyve kase itibaren babasının cepleri dolmuştu.З вазу з фруктами на буфеті його батько набив кишені.
Büfenin üzerindeki meyve kase itibaren babasının cepleri dolmuştu.От фруктиерата на бюфета баща си напълни джобовете си.
Büfenin üzerindeki meyve kase itibaren babasının cepleri dolmuştu.С вазу с фруктами на буфете его отец набил карманы.