Onlar öğretmen tarafından azarlandılar.They were scolded by the teacher.
Onun seni azarlaması için hiçbir sebep yoktur.There is no reason for her to scold you.
O geç kaldığında canım onu azarlamak istedi ama dilimi tuttum.When she was late, I felt like scolding her, but I held my tongue.
Onun yardımıyla Fransızca'm azar azar ilerledi.With her help, my French improved little by little.
Eve çok geç geldiği için kızını azarladı.She scolded her daughter for coming home too late.
Onunla ilgili anılarım azalmaya başladı.My memory of her has begun to recede.
O, beni azarladığı kadar sık Terry'i azarlar.She scolds Terry as often as me.
Ona giderlerini azaltmaya çalıştı.She tried to lessen her expenses.
Geç saatlere kadar dışarıda olduğu için oğlunu azarladı.She scolded her son for being out until late.
Söylemeye garip, öğretmen beni azarlamadı.Strange to say, the teacher didn't scold me.
Babam beni iyi bir azarladıktan sonra ondan vazgeçtim.I gave it up after my father had given me a good scolding.
Baba eve çok geç geldiği için Junko'yu azarladı.Father scolded Junko for coming home so late.
Doktor, babama sigarayı azaltmasını tavsiye etti.The doctor advised my father to cut down on smoking.
Babam dakik olmadığım için beni azarladı.My father scolded me for not being punctual.
Tavsiye ettiğim üzere babam tuzlu gıdaları azalttı.My father cut down on salty food as I had advised.
Pirinç üretimi azaldı.Production of rice has decreased.
Annen eve geldiğinde azarlanacaksın.You'll be scolded when your mother comes home.
Eğer kitaplara ihtiyacın olursa, kütüphanedeki kitaplardan azami derecede yararlan.If you need books, make the most of the books in the library.
İlacın etkileri yavaş yavaş azalıyordu.The effects of the medicine were wearing off.
İlacın etkisi yavaş yavaş azalmıştı.The effect of the drug had worn off.
Yağ azalıyor.Oil is running short.
Arkadaşlarım beni aptal davranışım için azarladı.My friends scolded me for my stupid behavior.
100 kiloluk bir yük azamidir.A load of 100 kilograms is the max.
Onun annesi tarafından azarlandığını gördüm.I saw him being scolded by his mother.
Onu azarlayacağım.I'll scold him.
Doktor ona içmeyi azaltmasını tavsiye etti.The doctor advised him to cut down on drinking.
Eğer pastadan bir parça alırsan seni azarlarım.If you take a single piece of the cake, I'll give you hell.
Fırtına onun öfkesini azalttı.The storm remitted its fury.
Anne atı azarlıyor mu?Is Mother scolding the horse?
Kanser hastaları sıklıkla bulantı nöbetlerini azaltmakla uğraşmak zorundadır.Cancer patients often have to deal with debilitating bouts of nausea.
Evime güneş panelleri taktığımdan beri elektrik faturam yarı yarıya azaldı.Since I installed solar panels on my house, my energy bill has been cut in half.
Borcunu azaltmak için ne yapmalısın?What should you do to decrease your debt?
Bu kurabiyelerdeki şekeri azaltmalılar.They should decrease the sugar in these muffins.
Mary her gün yüzerek bel ölçüsünü azalttı.Mary decreased her waist size by swimming every day.
Bir Ford araba bir Mercedes Benz'den daha aza mal olur.A Ford car costs less than a Mercedes Benz.
Biz durgunluk döneminde harcamayı azalttık.We reduced our spending during the recession.
Lütfen müziğin sesini azaltır mısın?Can you please reduce the volume of the music?
Vergilerin azaltılması kararını alkışladık.We applaud the decision to lower taxes.
Bu makale hem askeri harcamaları azaltmanın sakıncalarını hem de faydalarını analiz eder.This article analyzes both the benefits and the drawbacks of reducing military spending.
El yazısı kullanabilen genç insanların sayısının gitgide azaldığını şaşkınlıkla öğrendim.I was amazed to learn that fewer and fewer young people can write in cursive.
Düzensiz malzemelerin etkisini azaltmak zorundaydık.We had to lessen the impact of the erratic supplies.
Yaşamanın maliyeti hiç azalmadı.The cost of living hadn't gone down at all.
O, vergileri azaltabildi.He was able to reduce taxes.
O ithalatta vergi azaltmak istedi.He wanted to reduce the tax on imports.
1959'da, Soğuk Savaş gerginliği biraz azaldı.In 1959, Cold War tensions eased a little.
Müdür masaya vurarak adamı azarladı.The manager reprimanded the man by pounding on the table.
Her yıl daha fazla azalttılar.They cut back more every year.
O ona sigara içmeyi azaltmasını tavsiye etti fakat o yapabileceğini düşünmüyordu.She advised him to cut down on smoking, but he didn't think that he could.
O ona sigarayı azaltmasını tavsiye etti.She advised him to cut down on smoking.
Kapıyı açık bıraktığı için o onu azarladı.She scolded him because he left the door open.
O, geç kaldığı için onu azarladı.She scolded him for being late.
Ev ödevini yapmadığı için onu azarladı.She scolded him for not doing his homework.
Çimi biçmediği için onu azarladı.She scolded him for not mowing the lawn.
O onu azarladı.She scolded him.
Püskürme azalıyor gibi görünüyor.The eruption seems to be waning.
Evi temizlemem için geçen zamanı büyük ölçüde azaltmak istiyorum.I would like to drastically decrease the amount of time it takes me to clean the house.
Bu durumdan azami şekilde yararlanmalıyız.We have to make the most of this situation.
Yediğin şişmanlatıcı yiyeceğin miktarını azaltmalısın.You should cut down on the amount of fattening food that you eat.
Kanada'nın suç oranı azalmaktadır.Canada's crime rate is decreasing.
Tom Mary'yi geç kalacağını söylemek için aramadığından dolayı azarladı.Tom scolded Mary for not calling to say she'd be late.