Bütün kapıları kilitlemeli, en azından kapatmalısın.You should have locked, or at least closed, all the doors.
Kestaneler en azından on beş dakika kaynamalı.Chestnuts have to be boiled for at least fifteen minutes.
En azından 100 kişi toplantıya katıldı.No less than 100 people attended the meeting.
Azınlık haklarını korumalıyız.We have to stand up for minority rights.
Ne kadar meşgul olursan ol, sanırım en azından bir gazete okumalısın.No matter how busy you are, I think you should at least read a newspaper.
Nereye gidersen git, azimli olmadan başaramazsın.Wherever you may go, you can't succeed without perseverance.
O tezi tercüme etmek için en azından üç güne ihtiyacım olacak.I'll need at least three days to translate that thesis.
Birçok insan, azizin gömüldüğü yerdeki türbeyi ziyaret etti.Many people visited the shrine where the saint lay buried.
Yer en azından bir kez ziyaret etmeye değer.The place is worth visiting at least once.
Film en azından iki ya da üç kez izlemeye değer.The movie is worth seeing at least two or three times.
En azından günlük konuşmalar yapabilmeyi istiyorum.At the very least, I'd like to be able to have everyday conversations.
En azından o, sonuçlardan memnundu.At any rate, he was satisfied with the results.
Öğrencilerin yüzde 40'tan azı üniversiteye devam ediyor.No less than 40 percent of students go on to university.
Artık azıcık param var.I have little money now.
Ödevimi en azından pazartesiye kadar bitirmeliyim.I should finish my homework at least by Monday.
Sahip olduğum azıcık bilgiyi ona verdim.I gave her what little information I had.
En azından haftada bir kez egzersiz yapmaya çalış.Try to exercise at least once a week.
Azın kıymetini bilmeyen çoğu bulamaz.Take care of the pence and the pounds will take care of themselves.
En azından mevcut yüz kişi vardı.There were at least a hundred people present.
En azından altıda gelin.Come at least at six.
En azından ayda bir defa anne babana yazmayı unutmamalısın.You must not forget to write to your parents at least once a month.
Azınlığın görüşünü çok düşünmeliyiz.We should think much of the opinion of the minority.
Azınlık partisi, faturaların geçişini engellemek için son çabayı sarfetti.The minority party made a last-ditch effort to block passage of the bills.
Azınlıklar birçok ülkede hor görülüyor.Minorities are despised in many countries.
Yemek iyi değildi ama en azından ucuzdu.The food wasn't good, but at least it was cheap.
En azından üç saat yemek yeme.Don't eat for at least three hours.
Yeni yasa dini azınlıkları oy verme haklarından mahrum edecek.The new law will deprive religious minorities of their right to vote.
Başarı her zaman azimlinin tarafındadır.Success is always on the side of the persevering.
Hükümet azınlık gruba göz açtırmadı.The government clamped down on the minority group.
Hükümet azınlık gruba sınırlamalar getirdi.The government clamped down on the minority group.
Onun gençliğindeki azim ve çalışkanlığı onu bugünkü durumuna getirdi.His perseverance and diligence in his youth have made him what he is today.
Azıcık aşım ağrısız başım olsun.Better be the head of a cat than the tail of a lion.
Birisi sana yardım ettiğinde, en azından, " teşekkür ederim" diyebilirdin.You might at least have said, "Thank you", when someone helped you.
Azim, genellikle söylenir, başarının anahtarıdır.Perseverance, it is often said, is the key to success.
En azından onun iyiliğini taktir edebilirdin.You might at least have appreciated his kindness.
Sahip olduğu azıcık parayı çocuğa verdi.He gave the boy what little money he had.
Suyun çok azını içti.He drank very little of the water.
O, bir aziz gibi davrandı.He acted like a saint.
Onun en azından dört hatası vardı.She had at least four faults.
Onun kalbi azimle kaplanmıştı.Her heart was dominated by ambition.
O yaşını başını almış. En azından otuz yaşında.She's no spring chicken. She's at least thirty.
Sahip olduğu azıcık parasını kaybetti.She lost what little money she had.
O, en azından haftada bir kez anne ve babasına yazdı.She wrote to her parents at least once a week.
Eleştirmenler oyunun çok azını düşündüler.Critics thought little of the play.
Senin gibi olmasa bile en azından biraz daha kibar olmayı deneyebilirsin.You could at least try to be a bit more polite, even though it's not like you.
Azimli kadınlardan nefret ederim.I hate strong-minded women.
Bu projeyi bitirmek en azından bir yıl sürer.This project will take at least a year to finish.
En azından yapabileceğin şey bana cevap vermek.The least you could do is to answer me.
Azim ve sabır her kapıyı açar.Patience and hard work will conquer all.
O artık genç değil. O en azından otuz yaşında.She isn't young anymore. She's at least 30 years old.
Doğruyu söylemek gerekirse, o en azından bunu beğenmedi ama hiçbir şey söylemedi.Truth be told, she didn't like it in the least, but she didn't say anything.
Herkes en azından bir şiir seçmeli ve onu ezbere öğrenmeli.Everyone should choose at least one poem and learn it by heart.
Azimsiz başarı yoktur.There's no success without perseverance.
Bütün bu noel hediyelerini paketlemek için en azından iki saatimi harcayacağım.I'll spend at least two hours wrapping all these Christmas presents.
Kazanamadım ama en azından bir teselli ödülü aldım.I didn't win, but at least I got a consolation prize.
Her şeyden şüpheleneceksen, en azından şüphenden şüphelen.If you're going to doubt everything, at least doubt your doubt.
Çin'de, 56 tane azınlık vardır.In China, there are 56 minorities.
En azından bir tane evim var.I have at least one house.
Esperanto konuşanlar hala ilke olarak en azından iki dillidirler.Esperanto speakers are in principle still at least bilingual.
Birçok azınlık grubu geçmişte ayrımcılığa uğradı.Many minority groups have been discriminated against in the past.