Tom Mary'den en az bir ayak daha uzun.Tom is at least a foot taller than Mary.
Bu metal az önce sertleştirildi mi?Has this metal just been tempered?
Tom ailesi ile çok az zaman harcar.Tom spends very little time with his family.
Otobüs az önce gitti.The bus just left.
Günde en az iki kez dişlerinizi fırçalayın.Brush your teeth at least twice a day.
Ben az önce başka bir patlama duydum.I just heard another explosion.
Az önce yeni bir çift plaj şortu aldım.I just bought a new pair of beach shorts.
Venedik artık 60.000'den az nüfusa sahiptir.Venice now has fewer than 60,000 residents.
Daha tuzu su, daha az tuzlu sudan daha ağırdır.Saltier water is heavier than less salty water.
Mars'ın karbondioksit, azot ve argondan yapılmış çok ince bir atmosferi vardır.Mars has a very thin atmosphere made of carbon dioxide, nitrogen, and argon.
Cibuti az gelişmiş bir ülkedir.Djibouti is a less developed country.
O, az gelişmiş bir ülkede yaşamak istemez.He doesn't want to live in a less developed country.
O, az gelişmiş bir ülkede yaşamak istemiyor.He does not want to live in a less developed country.
Atmosferde ne kadar yüksekte seyahat edersen o kadar az hava vardır.The higher in the atmosphere you travel, the less air there is.
Çoğu ev müşterisinin çok az hayal gücü vardır.Most home buyers have very little imagination.
Çoğu insan çok az hayal gücüne sahiptir.Most people have very little imagination.
Çoğu insanın çok az hayal gücü vardır.Most people have very little imagination.
O ne kadar az bilirse o kadar iyi olur.The less he knows, the better.
O, ne kadar az bilirse o kadar iyi olur.The less she knows, the better.
O en azından özür dileyebilirdi.He could at least apologize.
XXI. yüzyılda en az bir yabancı dil bilmek gereklidir.In the XXI century it is necessary to know at least one foreign language.
Farklı kültürlerden insanların az çok kişisel alana ihtiyacı vardır.People in different cultures need more or less personal space.
O benim yaşımın en az iki katıdır.He's at least twice my age.
Fransızca konuşmayı bilen beşten az arkadaşım var.I have less than five friends who know how to speak French.
Şişliği azaltmak için yaralı bölgeye biraz buz uygulayın.Apply some ice to the injured area to reduce swelling.
En azından o boş yere ölmedi.At least, he did not die in vain.
Bunu yapmak bir saatten daha az sürecek.It'll take less than an hour to do that.
Tom arabasını en az haftada bir kez yıkar.Tom washes his car at least once a week.
Nahuatl, Azteklerin diliydi.Nahuatl was the language of the Aztecs.
Az önce söylediğin her şey doğru muydu?Was everything you just said true?
Tom benden en az bir baş uzundur.Tom is at least a head taller than me.
Yiyecek azalıyor.Food is running low.
O sadece azdığında onu arar.He only calls her when he's feeling horny.
Bir aydan daha az bir süredir buradayım.I've been here less than a month.
Bilen ne kadar az olursa, o kadar iyi.The fewer who know, the better.
Onun hakkında bilen ne kadar az kişi olursa, o kadar iyi olur.The fewer who know about it, the better.
Bilen ne kadar az kişi olursa, o kadar iyi.The fewer people who know, the better.
Tom içki içmeyi azalttı.Tom has cut down on drinking.
En azından hiç kimse yaralanmadı.At least, no one was hurt.
Tom azarlanmalı.Tom should be scolded.
En azından deneyebiliriz.We can at least try.
Tom'un uçağı az önce havalandı.Tom's flight has just taken off.
Tom'un Mary'den daha az arkadaşı var.Tom has fewer friends than Mary.
Su az önce kuyudan getirildi.The water has just been brought from the well.
Tom az önce otobüsü kaçırdı.Tom just missed the bus.
"Ben Trump'ın Clinton'dan daha az kötü olacağını düşünüyorum. Daha fazla katılamadım.""I think Trump will be less worse than Clinton." "I couldn't disagree more."
Bu topraklar az ürün verir.These lands yield little.
Tom en azından Mary kadar iyi yüzebildiğini söyledi.Tom said he could swim at least as well as Mary.
O az sayıda dil konuşuyor.He speaks few languages.
O az sayıda dil konuşur.She speaks few languages.
Ben az sayıda dil konuşurum.I speak few languages.
Bir seferde azıcık iş yapacağım.We'll do a little at a time.
Eğitim, en azından ilk ve temel aşamalarda parasızdır.Education shall be free, at least in the elementary and fundamental stages.
Tom Mary'den daha az seyahat eder.Tom travels less than Mary does.
Ben çok az çalışıyorum. Daha fazla çalışmak istiyorum.I work very little... I'd like to work more.
Elemanımızın az olduğu apaçık.We're obviously short-handed.
İkimiz de az biraz sarhoştuk.We were both a bit drunk.
Onlar gidilecek yerlerine az önce vardılar.They just arrived at their destination.
Fotoğraflara az ilgi gösterdi.She showed little interest in the photos.
Az sayıda amacın olduğunda yaşlanırsın.When you have few goals, you get older.