Biz çok az su içiyoruz.We drink too little water.
O, sakalındaki az sayıda telden birini yoldu.He plucked one of his few strands of beard.
Kuralları azıcık ihlal etmekten korkma.Don't be afraid to break the rules a little.
Ona göre, çok az sayıda risk var.In his opinion, there are few risks.
Bu ideal değil, fakat en az tatmin edici olmayan çözüm.It's not ideal, but it's the least unsatisfactory solution.
Sen düşündüğünden daha az güzelsin.You are less beautiful than you think.
Bira en azından aşırıya kaçmadan gerçekten çok sağlıksız değildir.Beer is not really so unhealthy, at least in moderation.
Tom en az bir defa burada bulundu, değil mi?Tom's been here at least once, hasn't he?
Çekişme azılıydı.The competition was fierce.
Çok az şey başarıldı.Very little was achieved.
Az kalsın Tom'un söylediklerine inanıyordum.I almost believed what Tom said.
Bunlardan birini almayacağım, en azından henüz değil.I'm not going to buy one of those, at least not yet.
Senin bilgisayarın az önce yine bip sesi çıkardı.Your computer just beeped again.
Bu, maliyetleri azaltırdı.That would reduce costs.
En azından bu gece için o konuda hiçbir şey yapmayacağım.I'm not going to do anything about that, at least not tonight.
Günde en az iki litre su içerim.I drink at least two liters of water a day.
Daha az yemek yiyip daha fazla egzersiz yapman gerekir.You need to eat less and exercise more.
Haftada en az üç blog girişi yazmaya çalışıyorum.I try to write at least three blog entries a week.
Bunun olmasını az çok bekliyordum.I was kind of expecting that to happen.
En azından şimdilik ben hiçbir şey söylemeyeceğim.At least for now, I'm not going to say anything.
Tom azimli bir kişiydi.Tom was a go-getter.
Ben en az % 30 indirim istiyorum.I want at least a 30% discount.
Biz az önce tanıştık.We've just met.
Herkes az önce koşmaya başladı.Everyone just started running.
Tom az önce oraya oturdu.Tom just sat there.
En azından denemeliyiz.At least we should try.
Bugünlerde daha az genç çalışıyor.Fewer teenagers are working nowadays.
O az önce tuvaletten geri geldi.She just came back from the restroom.
Kız kardeşiyle o gün en az yüz tane telefon görüşmesi yaptı.She made at least a hundred phone calls to her sister that day.
O, az duygusu olan bir kadındı.She was a woman of few emotions.
Tom'un Bostonlu olduğunu burada az sayıda insan bilir.Only a few people here know that Tom is from Boston.
Garson, pilav az pişmiş ve tuzu yok.Waiter, the rice is undercooked and has no salt.
Az önce yazdığım bir şarkıyı senin için söylemek istiyorum.I'd like to sing a song for you that I just wrote.
Onun kız arkadaşı az önce onu başından attığı için aksiliği üstündeydiHe was in a bad mood because his girlfriend had just thrown him out.
Evrak işleriyle uğraşmak için onun aldığı zamanı azaltmak istiyorum.I want to reduce the time it takes to deal with the paperwork.
Evrak işlerine harcanan zamanı azaltmak istiyorum.I want to reduce the time it takes to deal with the paperwork.
Seyirci en az bir tam dakika boyunca "Bravo!" diye bağırdı.The audience shouted "Bravo!" for at least a full minute.
Tom az kalsın ölüyordu o kazada.Tom almost died in that accident.
Az sayıda insan yüz yaşına kadar yaşıyor.Few people live to the age of a hundred.
Az sayıda insan yüz yaşına kadar yaşayabilir.Few people manage to live to the age of one hundred.
Çok az kişi yüz yaşına kadar yaşıyor.Few people live to be a hundred years old.
En azından senin elini sıktı. Bana bakmadı bile.At least he shook your hand. He didn't even look at me.
En azından o elini sıktı. O bile bana bakmadı.At least she shook your hand. She didn't even look at me.
Akıllı insanlar çok küçük bir azınlık ise insan için umut nedir?What is the hope for humankind if the smart people are a very small minority?
Tom o ayrıntıya az dikkat etti.Tom paid little attention to that detail.
O az önce buraya geldi.He just got here.
Ama çok az zaman kaldı.But there's very little time left.
"Az önce bir şey mi dedin?" "Hayır, bir şey söylemedim.""Did you just say something?" "No, I didn't say anything."
Dünyamız üzerinde çok az yer uygarlık tarafından rahatsız edilmeden kalmıştır.Very few places on our earth remain undisturbed by civilization.
Tom öğle yemeği için haftada en az üç kez bir restorana gider.Tom goes to a restaurant for lunch at least three times a week.
Tom'un evi benimkinden en az üç kat daha büyük.Tom's house is at least three times larger than mine.
Tom'un evi en azından benimkinin üç katı kadar büyük.Tom's house is at least three times as large as mine.
Lütfen sana az önce söylediğimi hiç kimseye söyleme.Please don't tell anybody what I just told you.
Fransızca konuşabilen çok az kişi tanıyorum.I know very few people who can speak French.
Tom'un en azından kısmen suçlanacağını düşünüyorum.I think Tom is at least partially to blame.
Tom en azından teşekkür ederim diyebildi.Tom could at least have said thank you.
Tom aç olamaz. O az önce öğle yemeği yedi.Tom can't be hungry. He just ate lunch.
Tom'dan en az ayda bir kez haber alıyorum.I hear from Tom at least once a month.
Tom geçen yaz Mary ile çok az konuştu.Tom barely spoke to Mary last summer.
Tom en azından bir duş almalı.Tom should at least take a shower.