Tom en az haftada üç kez koşuya gittiğini söylüyor.Tom says he goes jogging at least three times a week.
Bu gece ev ödevimi yapmak en az üç saatimi alır.It'll take me at least three hours to do my homework tonight.
En azından Tom'u aramamız gerekmiyor mu?Shouldn't we at least call Tom?
Bunu yapmak en az üç saat sürer.It would take at least three hours to do that.
Sanırım az önce birinin bağırdığını duydum.I think I just heard somebody scream.
Tom'un az önce söylediği şeyi duydun mu?Did you hear what Tom just said?
Az önce söylediğimi duymadın mı?Didn't you hear what I just said?
Yangın az önce çıktı.This fire has just gone out.
Az önce bana ne dedin?What did you just call me?
Az önce hayatımın en büyük hatasını yaptığımı düşünüyorum.I think I've just made the biggest mistake of my life.
Kalan çok az zaman var.There's very little time left.
Tom en az yetmiş kilo gelir.Tom weighs at least 70 kilograms.
Tom çok az kıskanç görünüyordu.Tom sounded slightly jealous.
En az üç saat sürecektir.It'll take at least three hours.
O buradan en az üç yüz mil.It's at least three hundred miles from here.
Ne olduğunu farketmesi Tom'un çok az zamanını aldı.It took Tom a moment to realize what was happening.
En azından nereye gittiğimizi söyleyebilir misiniz?Could you at least tell me where we're going?
Bu en azından üç milyon dolar değer.It's worth at least three million dollars.
Muhtemelen o bir dolardan daha az paraya mal oldu.That probably cost less than a dollar.
Tom günde en az bir kez dişlerini diş ipiyle temizler.Tom flosses his teeth at least once a day.
Tom'un en az üç çocuğu var.Tom has at least three children.
Bunun az çok bir tavuk gibi tadı var.This kind of tastes like chicken.
Az önce bana korkak tavuk mu dedin sen?Did you just call me a chicken?
Mary konuyu değiştirerek gerginliği azaltmaya çalıştı.Mary tried to defuse the tension by changing the subject.
Semptomlardaki azalmaya rağmen tedavisi mümkün değildi.No cure was possible, despite the abatement of symptoms.
O, on saniyeden daha az bir süre içinde yüz metre koşabilir.He can run a hundred meters in less than ten seconds.
Tom bana günde en az üç fincan kahve içtiğini söyledi.Tom told me that he drinks at least three cups of coffee a day.
Ölümden çok az insan korkmaz.Very few people aren't afraid of death.
O az çok benim yaşımda.She's more or less my age.
Kazadan çok az yolcu kurtuldu.Very few passengers survived the accident.
Tom, en az bir saat önce hazırlanmış olmalıydı.Tom should have been ready at least an hour ago.
Bu filmi zaten en az üç kez izledim.I've seen this movie at least three times already.
Bu mükemmelden daha az bir şey olmamalı.It must be nothing less than perfect.
Tavuk az pişmiş.The chicken is undercooked.
Tom en azından bir hafta uzakta olacak.Tom will be away for at least a week.
Tom en azından ödemeyi teklif etmeliydi.Tom should've at least offered to pay.
O konuşmaya başladığında sesi öncekinden daha az karttı.When she began to speak, her voice was less dry than it had been.
Öğretmen işini kaybetti çünkü hata yapan öğrencileri acımasızca azarladı.The teacher lost his job because he cruelly berated students who made mistakes.
Benden kahve yapmamı istiyorsun, değil mi? En azından onu yapmasını biliyorum.You wan't me to make some coffee, right? I know how to do at least that.
Benden kahve yapmamı istiyorsunuz, değil mi? En azından onu yapmasını biliyorum.You wan't me to make some coffee, right? I know how to do at least that.
Bu biftek az pişmiş görünüyor. Yeterince pişmiş olup olmadığını merak ediyorum.This steak seems rare. I wonder if it was cooked long enough.
Tom üç saatten daha az bir süre içinde raporu yazmayı bitirdi.Tom finished writing the report in less than three hours.
Tom en az ayda bir kez ebeveynleri için eve yazar.Tom writes home to his parents at least once a month.
En az bu kitabı seviyorum.I like this book the least.
Benim Japon şiltemi haftada en az iki kez havalandırmaya çalışırım.I try to air my futon at least twice a week.
Çocukların yalan söylemesinin ana nedeni azar işitmekten kaçınmaktır.The main reason kids tell lies is to avoid getting into trouble.
Aziz Peter Roma'da ve Aziz Paul Londra'dadır.St Peter's is in Rome and St Paul is in London.
En azından iş olmadan bir maaşa sahip olacak.At least he will have a salary without work.
Ben en az doksan kilo ağırlığında olmalıyım.I must weigh at least ninety kg.
Çok iş, az para.Much work, little money.
Birlik üyeleri, hafta sonu ceza oranlarını azaltmak için tekliflere sövüp saydılar.Union members railed against proposals to cut weekend penalty rates.
Öğretmenin zevki öğrenmenin zevkinden daha az değildir.The pleasure of teaching is not smaller than the pleasure of learning.
Beceri ve azimle herhangi hedefe ulaşabilirsiniz.With skill and perseverance you can achieve any goal.
Tom az önce çıldırdı.Tom just went nuts.
Ne kadar az kazanırsan o kadar az kaybetmek zorundasın.The less you have, the less you have to lose.
En azından bir Kurosawa filmi izledim.I have seen at least one Kurosawa film.
Tom en azından haftada bir kez odasını temizler.Tom usually cleans his room at least once a week.
Ona en az 50.000 yen borçluyum.I owe him at least 50,000 yen.
Onları az önce buldum.We just found them.
Bu yıl en az on Rus selfie çekerken öldü.At least 10 Russians have died this year taking selfies.