Az önce İsveç'ten geri geldim.I've just come back from Sweden.
Senden az param var.I have less money than you.
Bu, en az ilginç olandır.This is the least interesting.
En az ilginç olan budur.This is the least interesting.
O, dili ne kadar iyi bilirse ondan o kadar az hoşlanır.The better he knows the language, the less he likes it.
Baba en az bir yumurta pişirebilmelidir!Daddy must be able to cook at least one egg!
Bunu az çok anlıyorum.I understand it more or less.
Bill az biraz Japonca konuşur.Bill speaks a little Japanese.
Tsunami dalgalarının on metre ya da daha az olacağı beklenmektedir.It is expected that the tsunami surge will be ten meters or less.
Düzensiz malzemelerin etkisini azaltmak zorundaydık.We had to lessen the impact of the erratic supplies.
Az önce soyuldum.I've just been mugged.
Yaşamanın maliyeti hiç azalmadı.The cost of living hadn't gone down at all.
Haftada en az iki kez spor salonuna gitmelisin.You should go to the gym at least twice a week.
Bir haftadan daha az bir sürede, teslim oldular.In less than one week, they surrendered.
Isıtma ve pişirme için çok az yakıtları vardı.They had little fuel for heating and cooking.
O, vergileri azaltabildi.He was able to reduce taxes.
O en az otuz beş yaşında olmalı.He must be at least 35 years old.
Çok az sayıda oyla kazandı.He won by a small number of votes.
Artık orada az sayıda arkadaşı vardı.He had few friends there anymore.
Az miktarda para ödenirdi.He would be paid a small amount of money.
Az sayıda halk oyu kazandı.He won by a small number of popular votes.
O ithalatta vergi azaltmak istedi.He wanted to reduce the tax on imports.
Bir muhabir, onun azgın bir bulldog köpeğine benzediğini söyledi.One reporter said he looked like a fierce bulldog.
Uluslararası konularla ilgili çok az deneyimi var.He had little experience with international issues.
1959'da, Soğuk Savaş gerginliği biraz azaldı.In 1959, Cold War tensions eased a little.
Amerikalıların çok az barutu vardı.The Americans had very little gunpowder.
Fort Moultrie'nin yetmişten daha az sayıda askeri vardı.Fort Moultrie had fewer than seventy soldiers.
İnsanların yiyecek için avlanmanın dışında yapacakları çok az şeyleri vardı.The men had little to do except hunt for food.
Pek çok alanda, az yiyecek vardı ve halk açtı.In many areas, there was little food and the people were hungry.
Daha fazla traktörler daha az at ve katır anlamına geliyordu.More tractors meant fewer horses and mules.
Az sayıda ziyaretçi onu görebildi.Few visitors could see him.
Onlardan bazıları çok az iş yaptı.Some of them did very little work.
Bu planın çok az başarı şansı vardı.This plan had little chance of success.
Aileler gittikçe daha az çocuk sahibi olmaya başladı.Families began to have fewer and fewer children.
İnsanlar yaşlanırken, beyin hücreleri daha az verimli olur.As people get older, their brain cells become less efficient.
Senden daha az kitabım var.I have fewer books than you.
Müdür masaya vurarak adamı azarladı.The manager reprimanded the man by pounding on the table.
Onu ne kadar çok düşünürsem, ondan o kadar daha az hoşlanırım.The more I think about it, the less I like it.
Onu ne kadar çok düşünürsem, o kadar az hoşlanıyorum.The more I think about it, the less I like it.
Az önce gördüğün adam harika bir müzisyendir.The man you just saw is a great musician.
Çin'de, 56 tane azınlık vardır.In China, there are 56 minorities.
En azından bir tane evim var.I have at least one house.
Esperanto konuşanlar hala ilke olarak en azından iki dillidirler.Esperanto speakers are in principle still at least bilingual.
Bu ikisinin çok az ortak yanı var.These two have very little in common.
Az param var. Bununla birlikte seninle mutluyum.I have a little money. With you and this, I am happy.
Birçok azınlık grubu geçmişte ayrımcılığa uğradı.Many minority groups have been discriminated against in the past.
Her yıl daha fazla azalttılar.They cut back more every year.
Azizlerin yakınında şeytanlar gezinir.Around the saints roam the devils.
O ona sigara içmeyi azaltmasını tavsiye etti fakat o yapabileceğini düşünmüyordu.She advised him to cut down on smoking, but he didn't think that he could.
O ona sigarayı azaltmasını tavsiye etti.She advised him to cut down on smoking.
O, her gece onu arar ve en az bir saat konuşur.She calls him every night and talks for at least an hour.
Kapıyı açık bıraktığı için o onu azarladı.She scolded him because he left the door open.
O, geç kaldığı için onu azarladı.She scolded him for being late.
Ev ödevini yapmadığı için onu azarladı.She scolded him for not doing his homework.
Çimi biçmediği için onu azarladı.She scolded him for not mowing the lawn.
O onu azarladı.She scolded him.
Uyku ölümden daha keyifli. En azından çok fark yok.Sleep is more pleasant than death. At least, there's not much difference.
Ne kadar çok düşünürsem o kadar az anlarım.The more I think, the less I understand.
Onun hakkında ne kadar çok düşünürsem, onun hakkında o kadar az anlarım.The more I think about it, the less I understand it.
Haftada en az bir kez köpeğimi etle beslerim.I feed my dog meat at least once a week.