ayrılmak ile cümle

ayrılmak kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
ÖRNEK CÜMLE
8
HARF
3
HECE
6
ORT. KELİME
Tren istasyondan ayrılmak üzereydi.The train was about to leave the station.
Britanya kanalla kıtadan ayrılmaktadır.Britain is separated from the Continent by the Channel.
Ben yakında ayrılmak zorundayım.I've got to leave soon.
Mary'nin ondan ayrılmak istediğini haber aldım.I got word that Mary wants to divorce him.
Niçin ayrılmak istediğine dair fikrim yok.I have no idea why you want to part with that.
Her öğrenci saat altıya kadar okuldan ayrılmak zorundadır.Every student has to leave school by six.
Ben ayrılmak üzereyim.I'm about to leave.
Kapı zili çaldığında ayrılmak üzereydim.I was about to leave when the doorbell rang.
O telefon ettiğinde biz tam ayrılmak üzereydik.We were just about to leave when she telephoned.
Bu ayrılmak istediğin anlamına mı geliyor?Does that mean you want to break up?
Ancak Lucy evinden ayrılmak üzereydi.However, Lucy is about to leave her home.
Bu şirketten ayrılmak istiyorum.I mean to quit this company.
Hoşuna gitsin ya da gitmesin, her durumda erken ayrılmak zorundasın.In any case, you have to leave early, whether you like it or not.
Ayrılmak istiyorum ama denesem bile yapamayacağımı biliyorum.I want to split up, but I know I couldn't even if I tried.
Dün birkaç çocuk okuldan erken ayrılmak zorunda kaldı.Several boys had to leave school early yesterday.
Yağmur yağdığında ayrılmak üzereydik.We were just about to leave when it rained.
O beni aradığında evden ayrılmak üzereydim.I was about to leave my house when she rang me up.
Benim eski bir arkadaşım uğradığında ben evden ayrılmak üzereydim.I was about to leave home when an old friend of mine dropped in.
Buradan ayrılmak üzereyiz.We are about to leave here.
Buradan ayrılmak üzereyim.I am about to leave here.
O zaman evden ayrılmak üzereydim.I was about to leave the house then.
Ara sıra canım işimden ayrılmak istiyor.At times I feel like quitting my job.
Evimden ayrılmak üzereydim.I was about to leave my house.
Okuldan ayrılmak zorundayım.I have to leave school.
Sen içeri girdiğinde ayrılmak üzereydim.I was about to leave when you came in.
Mary birdenbire ortaya çıktığında ben ayrılmak üzereydim.I was about to leave when Mary appeared out of the blue.
Kimsenin partiden ayrılmak için acelesi yoktu.No one was in a hurry to leave the party.
Telefon çaldığında, hepimiz evden ayrılmak üzereydik.We were all set to leave when the phone rang.
Telefon çalmaya başladığında, Anne evden ayrılmak üzere idi.Anne was just about to leave the house when the phone began ringing.
Ondan ayrılmak zorunda olduğu gün sonunda geldi.The day came at last when he had to part from her.
O, evinden ayrılmak zorunda kaldı.He had to part with his house.
O, evinden ayrılmak istemedi.He didn't want to part with his house.
Bana şirketten ayrılmak istediğini söyledi.He told me that he wanted to leave the company.
O evlendiği için, o sekreterinden ayrılmak zorunda kaldı.He had to part with his secretary because she got married.
O, o evlendiğinde sekreterinden ayrılmak zorunda kaldı.He had to part with his secretary when she got married.
Partiden ayrılmak için sabırsızlanıyordu.She was impatient to leave the party.
Evden ayrılmak üzereydi.She was about to leave the house.
O, ayrılmak üzereydi.She was on the point of leaving.
Yarın sabah ayrılmak istiyorum.I'd like to check out tomorrow morning.
Fırtına beni ayrılmaktan alıkoydu.The storm prevented me from leaving.
Evimden ayrılmak üzereyken ondan bir telefon görüşmesi aldım.When I was about to leave my house, I got a telephone call from her.
Telefon çaldığında babam ayrılmak üzereydi.My father was about to leave when the phone rang.
Ben erken ayrılmak istiyorum.I want to leave early.
Tom binadan ayrılmak zorunda kalacak.Tom will have to leave the building.
Asker ayrılmak için resmi izin aldı.The soldier received official permission to leave.
Kırk yıllık evliliklerinin ardından ayrılmak istiyorlar.They want to separate after 40 years of marriage.
Şehirden ayrılmak zorundaydı, bu yüzden Berlin'e taşındı.He had to leave the city, so he moved to Berlin.
Paris'ten ayrılmak istiyorum.I want to leave Paris.
Geceleyin burada kalabilirsin ama sabahleyin ayrılmak zorundasın.You may stay here for the night, but you'll have to leave in the morning.
Tom film bitmeden önce sinemadan ayrılmak zorunda kaldı.Tom had to leave the movie theater before the movie was over.
Tom Mary'ye 2.30'dan önce ayrılmak zorunda olduğunu söyledi.Tom told Mary that he had to leave before 2:30.
Tom Mary'nin muhtemelen erken ayrılmak isteyeceğini düşündü.Tom thought that Mary was likely to want to leave early.
Tom ayrılmak zorunda kaldığını söyledi.Tom said he had to split.
Tom Mary ile ayrılmak istemiyor.Tom doesn't want to break up with Mary.
Onlar ayrılmak üzereler.They're about to leave.
Ben istasyona geldiğimde tren ayrılmak üzereydi.The train was about to leave when I arrived at the station.
O, biz ayrılmak üzereyken geldi.She arrived when we were about to leave.
Ben ayrılmak üzereyken, yağmur yağmaya başladı.When I was about to leave, it began to rain.
O ona hamile olduğunu söylediğinde Tom Mary'den ayrılmak üzereydi.Tom was about to break up with Mary when she told him that she was pregnant.
Evimden ayrılmak üzereyken ondan bir telefon çağrısı aldım.When I was about to leave my house, I got a phone call from her.
İlgili Sayfalar