Onlar bu dünyanın ayrıcalıklı insanları olduklarını düşünüyorlar.Mereka termasuk dalam orang kaya sejenisnya di dunia
Onlar bu dünyanın ayrıcalıklı insanları olduklarını düşünüyorlar. - Miami?הם חלק מהאנשים בעלי .זכויות-היתר בעולם
Onlar bu dünyanın ayrıcalıklı insanları olduklarını düşünüyorlar.Należą do tej uprzywilejowanej grupy ludzi na świecie
Onlar bu dünyanın ayrıcalıklı insanları olduklarını düşünüyorlar.Ők a világ kiváltságosaihoz tartoznak. - Miami?
Onlar bu dünyanın ayrıcalıklı insanları olduklarını düşünüyorlar.Patria do privilegovanej vrstvy ľudí na svete.
Onlar bu dünyanın ayrıcalıklı insanları olduklarını düşünüyorlar.Pertenecen a esos pocos privilegiados del mundo
Onlar bu dünyanın ayrıcalıklı insanları olduklarını düşünüyorlar.Sie gehören zu den Privilegierten dieser Welt.
Onlar bu dünyanın ayrıcalıklı insanları olduklarını düşünüyorlar.Ανήκουν σε αυτό το είδος των προνομιούχων ανθρώπων του κόσμου.
Onlar bu dünyanın ayrıcalıklı insanları olduklarını düşünüyorlar.Они принадлежат к этому сорту привилегированных людей мира
Onlar bu dünyanın ayrıcalıklı insanları olduklarını düşünüyorlar.Чувстват се част от привилегированите хора в света.
Onlar bu dünyanın ayrıcalıklı insanları olduklarını düşünüyorlar.- マイアミ - マイアミ ニューヨーク パリ
Onlar da üniversite eğitimi ayrıcalığının keyfine varamadı.Anche loro non ebbero il privilegio di andare all'università.
Onlar da üniversite eğitimi ayrıcalığının keyfine varamadı.Ani tí nemali privilégium študovať na univerzite.
Onlar da üniversite eğitimi ayrıcalığının keyfine varamadı. Bir aile ve ülke kurmakla meşgullerdi.Oni także nie skończyli studiów, zbyt zajęci budowaniem kraju i rodziny.
Onlar da üniversite eğitimi ayrıcalığının keyfine varamadı.Eux non plus n'ont pas eu le privilège d'aller à l'université.
Onlar da üniversite eğitimi ayrıcalığının keyfine varamadı.Họ cũng không được hưởng nền giáo dục đại học.
Onlar da üniversite eğitimi ayrıcalığının keyfine varamadı.이 분들도 대학 교육의 특권을 누리지 못하셨습니다.
Onlar da üniversite eğitimi ayrıcalığının keyfine varamadı.Mereka pun tidak pernah mengenyam pendidikan di perguruan tinggi.
Onlar da üniversite eğitimi ayrıcalığının keyfine varamadı.Nici ei nu s-au bucurat de privilegiul de a urma o facultate.
Onlar da üniversite eğitimi ayrıcalığının keyfine varamadı.No gozaron del privilegio de una educación universitaria.
Onlar da üniversite eğitimi ayrıcalığının keyfine varamadı.Ők sem részesülhettek a felsőoktatás kiváltságában.
Onlar da üniversite eğitimi ayrıcalığının keyfine varamadı.Ook zij konden niet profiteren van het voorrecht van een hogere opleiding.
Onlar da üniversite eğitimi ayrıcalığının keyfine varamadı.Sie haben auch keine Hochschulausbildung genossen.
Onlar da üniversite eğitimi ayrıcalığının keyfine varamadı.Ti si také neužili privilegia vysokoškolského vzdělání.
Onlar da üniversite eğitimi ayrıcalığının keyfine varamadı.Ούτε εκείνοι είχαν το προνόμιο της ανώτερης μόρφωσης.
Onlar da üniversite eğitimi ayrıcalığının keyfine varamadı.Они также не были удостоены привилегии получить общее образование.
Onlar da üniversite eğitimi ayrıcalığının keyfine varamadı.Те също не са посещавали колеж.
Onlar da üniversite eğitimi ayrıcalığının keyfine varamadı.גם הם לא נהנו מהפריבלגיה של חינוך אקדמי.
Onlar da üniversite eğitimi ayrıcalığının keyfine varamadı.هما أيضا لم يتمتعوا بميزة التعليم الجامعي.
Onlar da üniversite eğitimi ayrıcalığının keyfine varamadı.家庭や国を築くことに あまりに忙しかったのです
Öyle mi ? Vay be, ne büyük ayrıcalık!Thật là vinh hạnh quá.
Oysa, aslında bu bir ayrıcalıktı.사실은 그것이 특권이라는 것을요.
Oysa, aslında bu bir ayrıcalıktı.בעוד שלמעשה מדובר בזכות-יתר.
Oysa, aslında bu bir ayrıcalıktı.بينما هو في الواقع ميزة.
Oysa, aslında bu bir ayrıcalıktı.世界では約25億人が 適切なトイレを使えていません
"Özel yapım, ayrıcalıklı, büyük gitarlar almalısınız.""Deve mandá-las fazer por medida — guitarras grandes e especiais."
"Özel yapım, ayrıcalıklı, büyük gitarlar almalısınız.""Die laat je speciaal bouwen zeker... die enorme gitaren".
"Özel yapım, ayrıcalıklı, büyük gitarlar almalısınız." (Gülüşmeler)"Cái cây đàn to tổ bố như vậy - chắc cô phải đặt riêng nhỉ. " (Tiếng cười)
"Özel yapım, ayrıcalıklı, büyük gitarlar almalısınız.""주문 제작하신 특수 초대형 기타인가 봐요."
"Özel yapım, ayrıcalıklı, büyük gitarlar almalısınız.""Muszą Ci je robić na zamówienie, specjalne, wielgachne gitary."
"Özel yapım, ayrıcalıklı, büyük gitarlar almalısınız.""Probabil că ți le fac în funcţie de mărime, ghitări speciale, uriaşe."
"Özel yapım, ayrıcalıklı, büyük gitarlar almalısınız.""Probabilmente te le fai fare su misura, sono speciali, chitarre gigantesche!"
"Özel yapım, ayrıcalıklı, büyük gitarlar almalısınız.""Seguro son hechas a la medida, guitarras especiales, enormes."
"Özel yapım, ayrıcalıklı, büyük gitarlar almalısınız.""Sie müssen sie maßgefertigt bekommen, spezielle, Riesengitarren."
"Özel yapım, ayrıcalıklı, büyük gitarlar almalısınız.""Vous commandez sûrement ces énormes guitares sur mesure."
"Özel yapım, ayrıcalıklı, büyük gitarlar almalısınız.""Πρέπει να τις κάνεις ειδική παραγγελία - ειδικές, γιγαντιαίες κιθάρες".
"Özel yapım, ayrıcalıklı, büyük gitarlar almalısınız.""Наверное вам их делают на заказ - особые, огромные гитары."
"Özel yapım, ayrıcalıklı, büyük gitarlar almalısınız.""Сигурно ги правиш по поръчка, специални, огромни китари."
"Özel yapım, ayrıcalıklı, büyük gitarlar almalısınız."בטח עושים לך אותן במיוחד, 'גיטרות עצומות לפי מידה'.
"Özel yapım, ayrıcalıklı, büyük gitarlar almalısınız.""يجب أن تجلبي لهم قيثارات أنيقة، خاصةً و عملاقة."
"Özel yapım, ayrıcalıklı, büyük gitarlar almalısınız."(笑)
Parasal sistemde yaşamak bir hak değil, bir ayrıcalık.A vida não é um direito no sistema monetário, é um privilégio.
Parasal sistemde yaşamak bir hak değil, bir ayrıcalık. Kimi insanlar bu ayrıcalığa sahip değil.Hidup bukanlah hak dalam sistem moneter, itu adalah keistimewaan.
Parasal sistemde yaşamak bir hak değil, bir ayrıcalık. Kimi insanlar bu ayrıcalığa sahip değil.La vida no es un derecho en el sistema monetario, es un privilegio.
Parasal sistemde yaşamak bir hak değil, bir ayrıcalık. Kimi insanlar bu ayrıcalığa sahip değil.La vita non è un diritto in questo sistema, è un privilegio.
Parasal sistemde yaşamak bir hak değil, bir ayrıcalık. Kimi insanlar bu ayrıcalığa sahip değil.Livet är ingen rättighet i det monetära systemet, det är ett privilegium.
Parasal sistemde yaşamak bir hak değil, bir ayrıcalık. Kimi insanlar bu ayrıcalığa sahip değil.Menschliches Leben ist kein Grundrecht im Geldsystem, sondern ein Privileg, dass man sich erarbeiten muss.
Parasal sistemde yaşamak bir hak değil, bir ayrıcalık. Kimi insanlar bu ayrıcalığa sahip değil.Viata nu e un drept in sistemul menatar, este un privilegiu.
Parasal sistemde yaşamak bir hak değil, bir ayrıcalık. Kimi insanlar bu ayrıcalığa sahip değil.Животът не е право в монетарната система, а привилегия.
Parasal sistemde yaşamak bir hak değil, bir ayrıcalık.生来の特権だ。しかし、 この特権のない人もいる。