Caminin içerisi sekiz pencere ile aydınlatılmaktadır.Der Innenraum ist durch insgesamt acht Fenster lichtdurchflutet.
Gün Dökümü 22.Bölüm - Aydın Güven Gürkan (Video).Seite 22, siehe Literatur
İlk atalarının nasıl Amerika'ya ulaştıkları henüz tamamen aydınlatılamadı.Wie die Vorfahren dieser Tiere nach Amerika gekommen sind, ist nicht restlos geklärt.
Kulüp binası da Aydın Hüseyin Aksu Tesisleri'dir.Die Gruppe links von Hus zeigt die bewundernswerte hussitische Volksbewegung.
Aydınlık Türkiye Partisi, 27 Kasım 1998'de Tuğrul Türkeş tarafından kurulan siyasi partidir.Tuğrul Türkeş trat aus der MHP aus und gründete am 27. November 1998 die „Partei der Erleuchteten Türkei“.
Yazın aydınlık yarı gölge yerleri sever.Die Herbst-Drehwurz liebt Sommerwärme.
"Aydın Büke'yle Söyleşi".«Nein, eine klare Schwalbe!».
Köprü geceleri özel olarak aydınlatılır.Nachts wird die Brücke indirekt beleuchtet.
"Işığıyla aydınlatan tek kilise, alevler içinde yanan kilisedir".Im Kirchspiel liegt die Kirche „Ildved Kirke“.
Ölümü Hala Tam Aydınlanamadı".Bis heute konnte ihr Tod nicht aufgeklärt werden.
"Gözümüz aydın!Der klare Blick.
Komşuları, Niksar yönünde Çimenözü köyü ve Aydınlıkevler, batı yönünde ise Yeşilhisar'dır.Nachbarorte sind Heidt und Häusgen auf dem westlich gelegenen Höhenzug sowie Aue (zu Remscheid) im Tal.
Camiyi üç sıra pencere aydınlatmaktadır.Das Langhaus gliedern drei Fensterachsen.
Yarbaylığa yükseldiği 1992 yılında Aydınlık Yol örgütüne karşı mücadele etti.Beim Elbhochwasser 2002 wurde die Brigade zur Katastrophenabwehr eingesetzt.
Köyün halkı oldukça aydın ve hoş görülüdür.Die Dorfbewohner sind aufgeschlossen und hilfsbereit.
Geri döndüğünde çektiği resimleri dönemin sanatçı-aydınlarına göstermiş ama kimse ilgilenmemiştir.Durch den Rückkauf wären die Bilder wieder an ihrem angestammten Platz und niemand hätte etwas bemerkt.
Aydın'ın Atça beldesinde dünyaya geldi.Er scheiterte schon im eigenen Land an Aydın Polatçı.
Bu süreci aydınlatmaya çalıştım.In der Abbildung ist dieses Verfahren veranschaulicht.
Herhangi bir gözlemci, geceleri dahi ışıldakların aydınlattığı kadarıyla tüm savaş alanını gözleyebilmekteydi.Sie ist dank Beleuchtung auch nachts von beinahe jedem Punkt der Hauptstadt aus sichtbar.
Bu kuasar hâlâ civarındaki 3C 273 gibi quasarlardan ciddi biçimde aydınlıktır.Beispielsweise ordnet man die Quelle rechts oben dem Quasar 3C 279 zu.
Diktirdiği birkaç yazıt, zamânını aydınlatan târihî kaynaklardır.Er ließ mehrere Inschriften anbringen, die Quellen für seine Zeit darstellen.
Daha sonra Halep ve Aydın valiliklerinde bulundu.Das Material wurde am Ende in Eisenkoffern verpackt und versiegelt.
Son cemaat yeri çok rahat ve aydınlıktır.Die Zwischenräume sind glatt und glänzend.
Aydın Kazımzade.Mit klugen Fingern.
Çoğunlukla aydınlatmada kullanılır.Sie kommt meist im Bereich des sichtbaren Lichts zur Anwendung.
Yeryüzüne aydınlık sağlar.Es tagt die Erde.
Ah, şimdi her şey aydınlandı!Ah ! Tout s'éclaire maintenant !
Ana diziden uzaklaşıp gelişen, daha da aydınlık hale gelen yıldızlardır.Entfernet euch, ihr heitern Sterne (Éloignez-vous, belles étoiles !)
Astronomlar üç milyar yıl sonra Güneş'in %33 daha aydınlık olacağını tahmin ediyor.Aussi, dans trois milliards d'années, le Soleil devrait être 33 % plus lumineux.
Yollarını sadece iki mum aydınlatmaktadır.Seules deux bougies éclairent leur parcours.
İnceleme ayrıca oyun aydınlatması ve parçacık efektlerini övdü.La revue a également loué l'éclairage du jeu et les effets de particules.
Bu yılın sloganı hashtag içinde #LightUp (Aydınlanmak) olmuştur.Le slogan de la compétition est le hashtag #LightUp (en français « Illuminer »).
Bu kuasar hâlâ civarındaki 3C 273 gibi quasarlardan ciddi biçimde aydınlıktır.Cela est encore beaucoup plus lumineux que les quasars tout proches tels que 3C 273.
John Dewey’in başını çektiği birçok aydın kendisine yapılan muameleyi protesto etti.De nombreux intellectuels, dirigés par John Dewey, ont protesté contre son traitement.
Aydınlatma güçleri Güneş'in 25,000 ve 16,000 katıdır.Leurs luminosités respectives sont de 25 000 et 16 000 fois celle du Soleil.
Istarinin bazısı karanlık yola saptı, bazıları ise aydınlıkta kaldılar.Un de ses embranchements part, quant à lui, vers le chemin de l'Ombre.
Yedinci oda ise siyah döşenmiştir ve kan kırmızısı bir ışıkla aydınlatılmıştır.La dernière est tapissée de noir et éclairée par une lumière rouge sang.
1967 yılında bir diğer Nasırcı gazete, Al-Anwar (Aydınlanma)’da redaktör olarak çalışır.En 1967, il devient rédacteur d'un autre journal nassériste, al-Anwar (L'Illumination).
2002 yılında Ömer Aydın tarafından kurulmuştur.Il a été acquis en 2002 par un propriétaire éclairé.
XXIV. ve XXV. dönem Aydın milletvekilidir.MS et XX vivent une histoire compliquée.
Çevresindeki moleküler bulut NGC 1990'ı aydınlatarak, onu bir yansıma bulutsusu yapar.Elle est entourée d'un nuage moléculaire, NGC 1990, qu'elle éclaire pour former une nébuleuse par réflexion.
Bu romanda, geçmişin aydınlatılmasından daha çok geleceğe düşen bir ışık bulacaksınız.Dans le light novel, on en sait un peu plus concernant son passé.
Maksimum duyarlık aydınlık ortamda 555 nm dalga boyundaki ışığadır.La sensibilité maximale correspond à un rayonnement de 555 nm.
1957'de “DNA ikileşmesi”nin mekanizması (işleyişi) iyice aydınlığa kavuştu.En 1957, le mécanisme de réplication de l'ADN est mis en évidence.
Derin Aydın - fotoğrafçı.Article détaillé : Capteur photographique.
Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır.”Ils répandaient dans les ténèbres une clarté resplendissante.
Heykel, geceleri aydınlatılmaktadır.La statue est aujourd'hui éclairée toutes les nuits.
BMW Welt mavi aydınlatma.Sauber devient BMW Sauber.
Gotama Buda'nın burada aydınlanmaya ulaştığı söylenir.Il se situe à l'endroit où le Bouddha a atteint l'illumination.
"Çuvaş Halkının Aydını" olarak bilinir.On voit alors cette "imbécile de population".
Aydınlanmacılar özgürlüğün tüm alanlarda olması gerektiği fikrini savunmaktaydı.Il appela les libéraux à défendre la liberté sur tous les terrains.
Bulunduğunda, aydınlatma gücü en düşük olarak bilinen yıldızdı.C'était alors la plus petite et la plus faible étoile alors connue.
Analitik, aydınlatan bilgi ve sentetik, genişleten bilgi tasnifi de yapar.Analyse, reconnaissance et synthèse du signal vocal.
Yazın aydınlık yarı gölge yerleri sever.Elle préfère la mi-ombre.
Cinayet aydınlatılamadı.Le meurtre n'est pas élucidé.
1987'de 34 aydınla Dil Derneği’nin kuranlar arasında yer aldı.En 1987, dix équipages étrangers le disputent.
Aşırı aydınlık canlılara zarar vermektedir.La lumière UV est nocive pour les humains.
Bu hücreler ayrıca iyi donatılmış, iyi aydınlatılmış ve havalandırma sağlanan alanlardır.Les installations sont confortables, bien aérées et éclairées.
Daha önceki göçlerini de Balkanlardan Aydın'a olduğu sanılmaktadır.Les gens qui prétendent être descendus d'eux ne sont que des vestiges des anciennes Bafours.
Hava aydınlandı.Le soleil brille.