Çok geç saatlere kadar seni ayakta tutan nedir?What keeps you up so late?
Koltuklar müsaitken ayakta durmanın anlamı yok.There is no sense in standing when there are seats available.
Tren o kadar kalabalıktı ki yol boyunca ayakta kaldım.The train was so crowded that I was kept standing all the way.
Şirket ayakta kalmayı başardı.The company managed to keep afloat.
Bütün gün ayakta durduğum için yoruldum.I'm worn out, because I've been standing all day.
Orada ayakta duran kız Mary'dir.The girl standing over there is Mary.
Otobüs o kadar kalabalıktı ki istasyona kadar ayakta tutuldum.The bus was so crowded that I was kept standing all the way to the station.
Lütfen ayakta kalın.Please remain standing.
Geç saatlere kadar ayakta kalmamalısın.You ought not to stay up so late.
Tren o kadar kalabalıktı ki yol boyunca ayakta durmak zorunda kaldım.The train was so crowded that I had to stand all the way.
Bebek ayakta durabilir ama yürüyemez.The baby can stand but can't walk.
Bir bebek geyik doğar doğmaz ayakta durabilir.A baby deer can stand as soon as it's born.
Bu ağaç 50 yıldır ayaktadır.This tree has been standing for five decades.
Meşe ağacı fırtınadan sonra ayakta kaldı.The oak tree remained standing after the storm.
Genç arkadaşlar bütün gece konuşarak ayakta kaldılar.The teenage friends stayed up talking all night.
Orada ayakta duran kız kız kardeşim Sue'dur.The girl standing over there is my sister Sue.
Siyah insanlar otobüsün arkasında oturmak ya da doluysa ayakta durmak zorunda kaldılar.Black people had to sit in the back of the bus, or stand if the back was full.
Biz kuyrukta ayakta bekletildik.We were made to stand in line.
Otobüs beklerken ayakta durdum.I stood waiting for a bus.
Ayakta duramayacak kadar yorgunum.I was too tired to stand.
Ayakta duramayacak kadar çok hastaydım.I was too sick to stand.
Biz güzel manzaraya bakarak ayakta durduk.We stood looking at the beautiful scenery.
Küçük işletmeler ayakta kalmak için kemerlerini sıkacaklar.Small businesses will have to tighten their belts to survive.
Onun ayakta durması herkesin odadan çıkmaya başlama işaretiydi.His standing up was the signal for everybody to start leaving the room.
O gece geç saatlere kadar ayakta kalma alışkanlığındadır.He is in the habit of staying up late at night.
Oraya gitmek için yol boyunca ayakta kalması söylendi.He was told to remain standing all the way to go there.
Halen ayakta duruyor.He is still standing.
O yol boyunca ayakta durmaya devam etti.He kept standing all the way.
O kadar yorgundu ki güçlükle ayakta durabiliyorduHe was so tired that he could hardly stand.
Başı bir tarafa doğru hafifçe eğik, sessizce ayakta durdu.She stood silently, her head tilted slightly to one side.
O iki saat boyunca beni orada ayakta bıraktı.She left me standing there for two hours.
O, trende ayakta durmak zorundaydı.She had to stand in the train.
Annem dün gece geç saatlere kadar ayaktaydı.My mother was up late last night.
Yapabildiğim bütün şey ayakta durmaya devam etmekti.It was all I could do to keep standing.
Ayakta duranların hepsi erkekti.Those standing were all men.
Tren öylesine kalabalıktı ki Ueno'ya kadar bütün yol boyunca ayakta durmak zorundaydım.The train was so crowded that I had to stand all the way to Ueno.
Borca girmeden Tokyo gibi büyük bir şehirde ayakta kalmak zor.It's really difficult to survive in a big city like Tokyo without endebting oneself.
Dizlerinin üzerinde yaşamaktansa ayakta ölmek daha iyidir.Better to die standing than to live on your knees.
İnsanlar ayakta duruyorken ve oturuyorken tamamen farklı olarak düşünüyor.People think completely differently when they're standing and when they're sitting.
O, ayakta duruyordu.He was standing.
Sabah saat ikiye kadar ayaktasın. Bir gece kuşu gibisin!You stay up until two in the morning. You're such a night owl!
Tren kalabalık olduğu için, Kyoto'ya giden bütün yol boyunca ayakta durdum.Since the train was crowded, I stood all the way to Kyoto.
Roma İmparatorluğu bin yıl ayakta kaldı.The Roman Empire survived for a thousand years.
Gece geç saatlere kadar ayaktaydım.I used to stay up late.
Ben ayakta uyuyorum.I sleep standing up.
Her şey akıp gidiyor, hiçbir şey ayakta kalmıyor henüz.Everything flows, nothing stands still.
Bütün gün ayaktaydım, bu yüzden bir süre oturmam gerekiyor.I've been on my feet all day, so I just need to sit down for a while.
Tom çalıştığı için dün gece geç saatlere kadar ayaktaydı.Tom was up late last night studying.
Kendisine karşı bölünmüş bir ev ayakta kalamaz.A house divided against itself cannot stand.
Sandalyemiz yok. Ayakta dururken yer misin?We're out of chairs. Would you mind eating while standing up?
Geç saatlere kadar ayakta kalmamak prensibimdir.I make it a rule not to stay up late.
Geç saatlere kadar ayakta kalmamayı prensip edindim.I make it a rule not to stay up late.
Büyük değişiklikler ayakta.Big changes are afoot.
Otur. Ayakta durmana izin verilmiyor.Sit down. You are not allowed to stand up.
Sunumu bitirmeye çalışırken bütün gece ayaktaydım.I had been up all night trying to finish the presentation.
Gece gece sizi ayakta tutan nedir?What keeps you awake at night?
Tom bahçede ayakta duruyor.Tom is standing in the garden.
Çok geç saatlere kadar ayakta kalma. Yarın okul günü.Don't stay up too late. Tomorrow's a school day.
Tom bütün gece ayaktaydı.Tom has been up all night.
Tom hâlâ ayakta.Tom is still up.