Tom bir ayak bileğini burktuğunu söyledi.Tom said you sprained an ankle.
Tom uzandı ve ayak bileğini kaşıdı.Tom reached down and scratched his ankle.
Bir plan önermeye çalışırken bütün gece ayakta kaldık.We stayed up all night trying to come up with a plan.
Kar bir ayak derin.The snow's a foot deep.
Tom ayakkabılarına baktı.Tom looked at his shoes.
Çok küçük olan ayakkabıları giymek ayaklarınız için zararlı.Wearing shoes that are too small is bad for your feet.
Ben senin ayakçın değilim.I'm not your errand boy.
Tom'un ayakkabı numarası nedir?What's Tom's shoe size?
Yeni ayakkabıların mı var?Do you have new shoes?
Onlar uçağa ayak bastılar.They stepped on board the airplane.
Bu mağaza, hem kadın hem de erkek için elbise ve ayakkabı satmaktadır.This store sells clothes and shoes for both men and women.
Bu ayakkabıları daha önce bir yerde gördüğümü hissediyorum.I have the feeling that I've seen these shoes somewhere before.
Tom bir kayanın üzerine oturdu ve ayakkabısından bir taş çıkardı.Tom sat down on a rock and removed a stone from his shoe.
İçeri girmeden önce ayakkabılarını çıkarmak zorundasın.You have to take off your shoes before you can come in.
Mary ayak parmaklarını sıcak kuma gömdü.Mary buried her toes in the warm sand.
Benim ayak parmakları donuyor.My toes are freezing.
Bu gece bütün gece ayakta olacağım gibi görünüyor.It seems I'm going to be up all night tonight.
2.30'a kadar ayakta kalmamalıydık.We shouldn't have stayed up till 2:30.
Ayakkabılarım ıslandı.My shoes got wet.
Tom'a ayak uyduramıyorum.I can't keep up with Tom.
Tom'a ayak uydurmaya çalışacağım.I'll try to keep up with Tom.
Tom'a ayak uyduramayacağımı biliyordum.I knew I wouldn't be able to keep up with Tom.
Tom'un büyük büyükbabasının evi hâlâ ayakta duruyor.Tom's great-grandfather's house is still standing.
Ayakkabılarım nerede?Where are my shoes?
Neden ayakkabı giymiyorsun?Why aren't you wearing shoes?
Ayakkabılarımı cilaladım.I polished my shoes.
Sanırım onlar Tom'un ayakkabıları.I think those are Tom's shoes.
Tom'un ayakkabılarını cilaladım.I polished Tom's shoes.
Tom'un ayakkabı giymediğini hiç kimse fark etmedi.No one noticed that Tom wasn't wearing shoes.
Ben Tom'un ayakkabılarını onun için cilaladım.I polished Tom's shoes for him.
Ayakların çok pis.Your feet are filthy.
Tom yeni spor ayakkabısını çantasına koydu.Tom put his new sneakers in his bag.
Şiş bir ayak bileğim var.I have a swollen ankle.
Burkulmuş bir ayak bileğim var.I have a sprained ankle.
Ayak parmaklarım uyuşuyor.My toes are getting numb.
Ayakkabıların uygun boyutta değil.Your shoes aren't the right size.
Ayaklarım şişti.My feet are swollen.
Ayaklarım biraz şişti.My feet are a little swollen.
Size söyledim, bacaklarınıza ve ayaklarınıza dikkat etmek zorundaydınız.I told you you had to pay attention to your legs and feet.
Onun beyaz ayakkabıları koyu kırmızı izler bırakıyor.Her white shoes leave dark red traces.
Bu ayaklanmalar Washington'daki neoconlar tarafından planlanmıştır.These riots are engineered by Washington's neocons.
Dünyanın ayaklarımın altında sarsıldığını hissettim.I felt the earth shake under my feet.
Ayakkabı atın toynağına düştü.The shoe fell off the horse's hoof.
Ayaklarımızı yürümek için kullanırız.We use our feet to walk.
Balerinler tayt, tütü etek ve bale ayakkabısı giyiyorlardı.The ballerinas wore tights, tutus and ballet slippers.
Sana ayak uydurmak zor.It's hard to keep up with you.
Onlara ayak uydurmak zor.It's hard to keep up with them.
Ona ayak uydurmak zor.It's hard to keep up with him.
Sana ayak uydurmaya çalışacağım.I'll try to keep up with you.
Onlara ayak uydurmaya çalışacağım.I'll try to keep up with them.
Ona ayak uydurmaya çalışacağım.I'll try to keep up with him.
Onlara ayak uyduramadım.I couldn't keep up with them.
Ona ayak uyduramadım.I couldn't keep up with him.
Onlara ayak uyduramam.I can't keep up with them.
Ona ayak uyduramam.I can't keep up with him.
Bu ayakkabı onlara ait.These shoes belong to them.
Bu ayakkabılar ona ait.These shoes belong to him.
Ben sizin için ayakkabılarınızı cilaladım.I polished your shoes for you.
Ben onlar için ayakkabılarını cilaladım.I polished their shoes for them.
Ben onun için ayakkabılarını cilaladım.I polished his shoes for him.