O ayakkabılarımı çabucak fırçaladı.She gave my shoes a quick brush.
O, ayağıma bastığı için benden özür diledi.She apologized to me for stepping on my foot.
O iki saat boyunca beni orada ayakta bıraktı.She left me standing there for two hours.
O, bisikletinden düştüğünde ayağını yaraladı.She hurt her foot when she fell off her bicycle.
Küçük ayakları var.She has small feet.
Telefona cevap vermek için ayağa kalktı.She stood up to answer the phone.
O bana ayartıcı şekilde baktı.She looked at me seductively.
O koyu kahverengi ayakkabılar giyiyordu.She was wearing dark brown shoes.
O kendini daha uzun göstermek için yüksek topuklu ayakkabılar giyiyor.She wears high heels to make herself look taller.
O, beyaz ayakkabılar giydi.She had white shoes on.
O, onlara ayakkabılarını çıkarmalarını söyledi.She asked them to take their shoes off.
Odayı temizledi, ve ayak işlerini yaptı.She cleaned the room, and ran errands.
Örgüsünü bir kenara koydu ve ayağa kalktı.She put her knitting aside and stood up.
Gözlerindeki yaşlarla ayağa kalktı.She rose to her feet with tears in her eyes.
Ayağa kalktı ve pencereye doğru yürüdü.She stood up and walked to the window.
O, trende ayakta durmak zorundaydı.She had to stand in the train.
Ben genellikle sekiz numara ayakkabı alırım.I usually take size eight shoes.
Odaya girmeden önce ayakkabılarınızı çıkarın.Take your shoes off before you come into the room.
Annem dün gece geç saatlere kadar ayaktaydı.My mother was up late last night.
Benim ayakkabılarım seninkilerden daha büyük.My shoes are bigger than yours.
Ben aya uçacağım.I'm going to fly to the moon.
Köpeğime doğrularak oturmayı ve arka ayaklarının üstünde durmayı öğrettim.I have taught my dog to sit up and beg.
Saatimi her sabah istasyon saatine göre ayarlarım.Every morning I set my watch by the station clock.
İnsanlar krala karşı ayaklandı.People rose in revolt against the King.
İnsanlar yöneticilerine karşı ayaklandı.The people revolted against their rulers.
Adınız çağrıldığında ayağa kalkın.Stand up when your name is called.
Yarın seninle bağlantı kuracağım ve bir saat ayarlayacağım.I'll get hold of you tomorrow and set up a time.
Yarına kadar bu ayakkabıları tamir ettireceğim.I will get these shoes repaired by tomorrow.
Çalar saatin ayarını ayarla.Adjust the setting of the alarm clock.
Çalar saatin ayarını yap.Adjust the setting of the alarm clock.
Arkadaşlarına ayak uydurmadığı için, o sonunda geride kaldı.Unable to keep up with his friends, he fell behind at last.
Dansçı ayak parmaklarının üzerinde döndü.The dancer spun on his toes.
Ayağa kalktığımda başım döner.I get dizzy spells when I stand up.
Ayağa kalk!Stand up!
Ayağa kalktığımda, başım dönüyordu.When I stood up, my head was swimming.
Ayağa kalkmayın.Don't stand up.
Ayaklarımın üzerinde güçlükle durabiliyordum.I could scarcely stand on my feet.
Yapabildiğim bütün şey ayakta durmaya devam etmekti.It was all I could do to keep standing.
Ayakta duranların hepsi erkekti.Those standing were all men.
Ayağa kalk, lütfen.Stand up, please.
Yolculuğun için her şeyi ayarladın mı?Have you made all the arrangements for your trip?
Her iki ayağını da yerde sıkıca tut.Keep both feet firmly on the ground.
Tren öylesine kalabalıktı ki Ueno'ya kadar bütün yol boyunca ayakta durmak zorundaydım.The train was so crowded that I had to stand all the way to Ueno.
Yaşlı adam ayaklarını sürüyordu.The old man was plodding along.
Ayakkabımın arkasına yapışmış sakız var.There's gum stuck to the back of my shoe.
Ayar kolunu yukarı doğru hareket ettirerek koltuk yüksekliğini ayarlayabilirsiniz.You can adjust the seat height by moving the adjustment lever up.
Benim ayakkabı bağlarım çözüldü.My shoelaces came undone.
Ayağımı kırdığımdan beri koltuk değnekleriyle yürüyorum.Since I broke my foot, I'm walking with crutches.
İnsanlar ayağa kalktı ve şarkı söylemeye başladı.The people stood up and began to sing.
O dans ayakkabıları giyiyordu.She was wearing pumps.
Şu ayakkabılar bu beyaz etekle mükemmel bir uyum sağlar.Those shoes are a perfect match for this white skirt.
Bu ayakkabılar, bu beyaz etekle iyi gider.Those shoes go well with this white skirt.
Şu ayakkabılar bu beyaz etekle iyi gider.Those shoes go well with this white skirt.
Borca girmeden Tokyo gibi büyük bir şehirde ayakta kalmak zor.It's really difficult to survive in a big city like Tokyo without endebting oneself.
Bu ayakkabılar çok küçük.These shoes are too small.
Lütfen ayakkabılarınızı giyin.Please put your shoes on.
Gümüş prangalarla ayaklarını zincirleyelim.Let's shackle your feet with silver fetters.
Bu ayakkabılar onun.These shoes are hers.
Dizlerinin üzerinde yaşamaktansa ayakta ölmek daha iyidir.Better to die standing than to live on your knees.
Frenleri ayarlayın.Adjust the brakes.