Ana içeriğe geç
Sözlük

aya ile cümle

aya kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
3
HARF
2
HECE
5
ORT. KELİME
Ayaklarım üşüyor.My feet get cold.
Ayaklarımda şişlikler var.I've got blisters on my feet.
Ayaklarım su topladı.I've got blisters on my feet.
Kasabada ayaklarımın beni götürdüğü yerde dolaştım.I walked around town wherever my feet led me.
Ayak parmaklarımda hiç his yok.There is no feeling in my toes at all.
Küçük ayak parmağımda ağrı var.I have a pain in my little toe.
Küçük ayak parmağımda bir ağrı var.I have a pain in my little toe.
Ayaklarınıza dikkat edin.Watch your toes.
Ayakların tabanları, sıcağa ve soğuğa karşı duyarsızdır.Soles of the feet are insensitive to heat and cold.
Ne için ayaklara sahipsin?What do you have your feet for?
Niyetim ayağına basmak değildi.I didn't mean to step on your foot.
Burkulmuş bir ayak bileği onu bir ay yürümekten alıkoydu.A sprained ankle disabled him from walking for a month.
Yerde ayak izleri bırakılmıştı.Footprints were left on the floor.
Ayak izleri nehire kadar devam ediyordu.The footprints continued down to the river.
Ben sana ayak uyduramam.I can't keep pace with you.
Halk diktatöre karşı ayaklandı.The masses rose against the dictator.
Birisi yanlışlıkla ayakkabımı aldı.Someone has taken my shoes by mistake.
Biri yanlışlıkla benim ayakkabılarımı aldı.Someone has taken my shoes by mistake.
Küçük işletmeler ayakta kalmak için kemerlerini sıkacaklar.Small businesses will have to tighten their belts to survive.
Dördüncü aya nisan denilir.The fourth month is called April.
Trende birisi ayağıma bastı.Someone stepped on my foot on the train.
Kalenin resminin odak ayarı bozuktu.The picture of the tower was out of focus.
Hepimiz aynı anda ayağa kalktık.We all stood up at once.
Aniden, genç bir kadın ayağa kalktı.Suddenly, a young woman stood up.
Bu eve tekrar asla ayak basmayacağım.I'll never set foot in this house again.
Japonya'da insanlar bir eve girdikleri zaman ayakkabılarını çıkarırlar.In Japan people take off their shoes when they enter a house.
Japonya'da bir eve girdiğinizde ayakkabılarınızı çıkarmanız gerekiyor.You are supposed to take off your shoes when entering a house in Japan.
Bir Japon evine girerken ayakkabılarını çıkarmalısın.You must remove your shoes when you enter a Japanese house.
Japonlar eve girerken ayakkabılarını çıkarırlar.The Japanese take off their shoes when they enter a house.
Girişte ayakkabılarımızı çıkarmamız gerek.We are supposed to take off our shoes at the entrance.
Girişte ayakkabılarımızı çıkarmamız gerekiyor.We are supposed to take off our shoes at the entrance.
Çıplak ayakla sıcak kumda yürüyemeyiz.We cannot walk on the hot sand with bare feet.
At arka ayaklarının üzerinde yükseldi.The horse rose on its hind legs.
Bir ayaklanma patlak verdi.A revolt broke out.
Suçlu ayak izleri bıraktı.The criminal left footprints.
O, o kadar hızlı yürüdü ki o ona ayak uyduramadı.He walked so fast that she couldn't keep up with him.
O aşağıya inerken ayak seslerini duyduk.We heard him come downstairs.
Onun ayakta durması herkesin odadan çıkmaya başlama işaretiydi.His standing up was the signal for everybody to start leaving the room.
Onunla bir randevu ayarlayalım.Make an appointment with him.
O gece geç saatlere kadar ayakta kalma alışkanlığındadır.He is in the habit of staying up late at night.
Ona ayak uydurmaya çalış.Try to keep up with him.
Onun sağ ayağı uyuşmuştu.His right leg was asleep.
Onun aylığı enflasyona ayak uyduramıyor.His salary can't keep pace with inflation.
Çamur onun ayakkabılarına yapıştı.The mud clung to his shoes.
Onun ayakkabıları o kadar eskiydi ki parmakları onlardan dışarı çıkıyordu.His shoes were so old that his toes were sticking out of them.
Onun ayakkabıları kahverengidir.His shoes are brown.
Yardımcısı ayakkabılarını parlattı.His assistant polished his shoes.
Ayağa kalktı ve şapkasına uzandı.He stood up and reached for his hat.
O ayakkabılarını parlattı.He shined his shoes.
Sınıf arkadaşlarına ayak uydurmaya çalışıyor.He tries to keep abreast of his classmates.
O sınıfın geri kalanına ayak uydurmayı zor buluyor.He finds it difficult to keep up with the rest of the class.
O, klarnetini ayarlattı.He had his clarinet tuned.
O maçı daha iyi görmek için ayağa kalktı.He stood up so as to see the game better.
Hemen ayağa kalkamadı.He wasn't able to stand up at once.
Engin bilgi sahibi bir adam o; diğer bir ifadeyle ayaklı sözlük gibi.He is a man of great knowledge, that is to say, a walking dictionary.
O, tüm raflarını ayarladı.He measured all his shelves.
Oraya gitmek için yol boyunca ayakta kalması söylendi.He was told to remain standing all the way to go there.
Ayağını merdivene koydu.He put his foot on the ladder.
Halen ayakta duruyor.He is still standing.
Yavaşça ayağa kalktı.He stood up slowly.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod