Ayakkabılarımı temizlettim.I had my shoes cleaned.
Hafif ayakkabıları severim.I like light shoes.
Ben aya seyahat etmek istiyorum.I want to travel to the moon.
Zamana ayak uydurabileyim diye her gün gazete okurum.I read a newspaper every day so that I may keep up with the time.
Zamana ayak uydurmak için kitaplar ve dergiler okurum.I read books and magazines to keep up with the times.
Zamana ayak uydurmak için gazeteler okurum.I read newspapers in order to keep up with the times.
O yeni ayakkabılarından memnun.He is pleased with his new shoes.
Ben yeni bir çift ayakkabı aldım.I got a pair of new shoes.
Bir taşa takıldım, ayak bileğimi incittim.I tripped on a stone, twisting my ankle.
Ben kırmızı ayakkabıları istedim.I wanted red shoes.
Ayaklarım ağrıyor.I have sore feet.
Ben kahverengi ayakkabıları istiyorum, siyah olanları değil.I want brown shoes, not black ones.
Ona ayakkabılarımı tamir etmesini rica ettim.I asked him to mend my shoes.
Ona ayakkabılarımı tamir ettireceğim.I will have him mend my shoes.
Ona ayakkabılarımı cilalattım.I got him to polish my shoes.
Ben ona ayakkabılarımı tamir ettirdim.I got him to mend my shoes.
Görüşüme göre teleskobu ayarladım.I adjusted the telescope to my vision.
Ayağa kalkamam.I can't stand up.
Ayağımı bir tren kapısında sıkıştırdım.I got my foot caught in a train door.
Oyun için saati ve tarihi ayarladık.We set the time and date for the game.
Biz güzel manzaraya bakarak ayakta durduk.We stood looking at the beautiful scenery.
Kayıtlarınızı gereğince ayarlamanızı öneririz.We suggest you adjust your records accordingly.
Saatimi ayarlamalıyım. Geri kalmış.I must adjust my watch. It's slow.
Zamana ayak uydurmak için gazeteler okumalısın.You should read the newspapers in order to keep up with the times.
Zamana ayak uydur.Keep up with the times.
Yaşlı bir adamın zamana ayak uydurması oldukça zordur.It is rather difficult for an old man to keep up with the times.
Zamana ayak uydurmak için yeni bir bilgisayar aldım.I bought a new computer to keep up with the times.
Zamana ayak uydurmak kolay değil.It's not easy to keep up with the times.
Bisikletimin frenlerini ayarlattım.I had the brakes of my bicycle adjusted.
Kendi ayakların üzerinde durmak bağımsız olmak anlamına gelir.To stand in your own feet means to be independent.
Tamamen zevkime göre bir ayakkabı bulmadım.I found no shoes completely to my taste.
Araba sürmeden önce frenleri kontrol edin ve ayarlayın.Check and adjust the brakes before you drive.
O ayak altındadır.It is in the way.
Onlar ayak altındalar.They are in the way.
Benim ellerim ve ayaklarım şişti.My hands and legs are swollen.
Çok fazla içtim ve ayaklarımın üzerinde duramıyordum.I drank too much and was unsteady on my feet.
Ayaklarını yorganına göre uzatmalısın.You should try to live within your means.
Sanırım onun bir ayara ihtiyacı var.I think it needs a tune-up.
8 ayak kare bir yerin alanı 64 ayak karedir.The area of an 8-foot square room is 64 square feet.
Amcam bana bir çift ayakkabı verdi.My uncle gave me a pair of shoes.
Köylüler hükümdara karşı ayaklandılar.The peasants rose up in rebellion against the ruler.
Kız ayağa fırladı ve odadan ayrıldı.The girl jumped to her feet and left the room.
O neredeyse ayak bileklerine kadar uzanan uzun bir siyah ceket giyiyordu.He was wearing a long black coat that reached almost to his ankles.
Yatmaya gitmeden önce çalar saati ayarlamak zorundasın.You've got to set the alarm clock before you go to bed.
O çok ayartıcı görünüyor.That sounds very tempting.
İnsanoğlu sonunda aya ulaştı.Man reached the moon at last.
Benim ayak mantarım var ve çok kaşıntılı.I have athlete's foot and it's very itchy.
Öğrencilerin teker teker ayağa kalktılar ve kendilerini tanıttılar.The students stood up one by one and introduced themselves.
Koltuktan çıkmak için biraz ayağa kalktım.I half rose to my feet to leave my seat.
Bebek dört ayak üstünde emekliyordu.The baby was crawling on all fours.
Öğretmen içeri girdiğinde ayağa kalktı.She stood up when her teacher came in.
Öğretmen ayağa kalkmamı söyledi.The teacher told me to stand up.
Tüm seyirci ayağa kalktı ve alkışlamaya başladı.The whole audience got up and started to applaud.
Eğer en iyi ayağınızı öne koyarsanız, başarılı olursunuz.If you put your best foot forward, you will succeed.
Sendika üyeleri ayaklanmıştı.The union members were up in arms.
Oğlumuz sınıfa ayak uyduramıyordu.Our son was unable to keep up with the class.
Ayağım uyuştu.I've got pins and needles in my leg.
Ayağımda karıncalanma var.I've got pins and needles in my leg.
Ayaklarım uyuştu ve ayağa kalkamadım.My feet went to sleep and I couldn't stand up.
Ayaklarınız kirli.Your feet are dirty.