Beni ayartamazsın.You can't tempt me.
Tom çorap giymiyordu, bu yüzden ayakları üşüyordu.Tom wasn't wearing socks, so his feet were cold.
Ayakta olmamalısın.You shouldn't be up.
Tom'un hâlâ ayakta olduğunu düşünüyor musunuz?Do you think Tom is still up?
Hiçbir ayak izi gördünüz mü?Did you see any footprints?
Hiç ayak izi gördün mü?Did you see any footprints?
Ayağımda duruyorsun.You're standing on my foot.
Ayağa kalktın, değil mi?You got stood up, didn't you?
Bir ayak izi var.There's a footprint.
Tom'a ayak uydurmam zor.It's hard for me to keep up with Tom.
Tom ayağa kalkmaya çalıştı.Tom tried to stand up.
Bu gece bu kadar geç saatlere kadar ayakta kalmak istemeyebilirsin.You might not want to stay up so late tonight.
Tom yeniden ayaklarının üzerinde duracak.Tom will be back on his feet soon.
Yaklaşık bir aya kadar Boston'da olacağım.I'll be in Boston about a month or so.
Tom ayakkabılarını cilaladı.Tom shined his shoes.
Tom'un bile bir ayakkabısı yok.Tom doesn't even have a pair of shoes.
Tom eski bir ayakkabı giydi.Tom wore an old pair of shoes.
Tom, herkesten ayakkabılarını çıkarmalarını istedi.Tom asked everyone to take off their shoes.
Tom ayakkabısının sol tekini bulamadı.Tom couldn't find his left shoe.
Tom herkesden ayakkabılarını çıkarmalarını istedi.Tom asked everyone to take their shoes off.
Tom bütün gece ayaktaymış gibi görünüyordu.Tom looked like he'd been up all night.
Belki dün gece bu kadar geç saatlere kadar ayakta kalmamalıydım.Maybe I shouldn't have stayed up so late last night.
Tom sinirli olarak ayağını vurdu.Tom tapped his foot nervously.
Tom genellikle sabahleyin üçte ya da dörtte ayaktadır.Tom is usually up at three or four in the morning.
Soru bana ayak uydurabilir misin?The question is can you keep up with me.
O yine ayağa kalktığında kız ve keçi gözden kaybolmuştu.When he got back up on his feet, the girl and the goat had disappeared.
Bu ayarlanabilir.That could be arranged.
Satılık: bebek ayakkabısı, hiç yıpranmamış.For sale: baby shoes, never worn.
Tom Mary'ye bir ayak işi gönderdi.Tom sent Mary on an errand.
Tom kazara kendini ayağından vurdu.Tom accidentally shot himself in the foot.
Tom ayak sesleri duydu.Tom heard footsteps.
Tom ayağa fırladı ve kapıya doğru koştu.Tom jumped up and ran for the door.
Tom ayağı takılıp düşmemeye çalışıyor.Tom is trying not to be trip and fall.
Tom ayağı takılıp düşmemek için çok çalışıyor.Tom is trying very hard not to slip and fall.
Tom saatlerdir ayakta.Tom has been up for hours.
Tom bütün ayak işini yaptı.Tom did all the legwork.
Tom Mary'ye ayak uydurmak için acele etti.Tom hurried to keep up with Mary.
Tom güçlükle Mary'ye ayak uydurabildi.Tom could barely keep up with Mary.
Tom bir ayak masajı yaptırıyor.Tom is getting a foot massage.
Tom ayaklarını paspasa sildi.Tom wiped his feet on the mat.
Tom'un sol ayakkabısı kayıp.Tom's left shoe is missing.
Tom gecenin çoğunda ayaktaydı.Tom has been up most of the night.
Tom ayağa fırladı ve odadan dışarı koştu.Tom jumped to his feet and ran out of the room.
Tom sağ ayakkabısını arıyor.Tom is missing his right shoe.
Tom dışarıda ayakkabı alışverişi yapıyor.Tom is out shopping for shoes.
Tom'un ayakkabıları onun takımına uymuyor.Tom's shoes don't match his suit.
Tom papyon ayarları ile oynuyor.Tom is fiddling with his bow tie.
Tom ayak altında dolaşmamaya çalışıyor.Tom is trying not to get in anybody's way.
Tom'un ayakları gerçekten büyük.Tom's feet are really big.
Mary yüksek topuklu ayakkabıları sever.Mary loves shoes with high heels.
Ben senin ayakkabındaki bir taş gibiyim.I'm like a stone in your shoe.
Tom ayağa kalktı ve pencereye gitti.Tom stood up and went to the window.
Tom Mary'yi kalabalığın içinde ayakta dururken gördü.Tom saw Mary standing in the crowd.
Tom ayak parmağıyla banyonun sıcaklığını test etti.Tom tested the bath's temperature with his toe.
Mary ayak başparmağı ile banyonun sıcaklığını test etti.Mary tested the bath's temperature with her big toe.
Tom ayakkabı bağlarını bağlamak için eğildi.Tom leaned over to tie his shoelaces.
Ayakkabılarım çok küçük.My shoes are too small.
Bu ayakkabılar benim giymem için çok küçük.These shoes are too small for me to wear.
Tom'u selamlamak için ayağa kalktılar.They got up to greet Tom.
Ayaklarının altındaki buz kırılacak.The ice under your feet will break.